T.C.

 

YARGITAY

 

1. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/2683

 

K. 2011/2743

 

T. 10.3.2011

 

• ÇAPLI TAŞINMAZLARA ELATMANIN ÖNLENMESİ ( Yıkım İstekli Davalarda Yapısının Arzın Mütemmim Cüz’ü Olması ( Hakim Gayrimenkulün ) Nedeniyle Tüm Kayıt Maliklerinin Davada Yer Almalarının Zorunlu Olduğu )

 

• YIKIM İSTEKLİ DAVALAR ( Yapısının Arzın Mütemmim Cüz’ü Olması ( Hakim Gayrimenkulün ) Nedeniyle Tüm Kayıt Maliklerinin Davada Yer Almalarının Zorunlu Olduğu )

 

• AKTİF HUSUMET ( Çaplı Taşınmazlara Elatmanın Önlenmesi – Yıkım İstekli Davalarda Yapısının Arzın Mütemmim Cüz’ü Olması ( Hakim Gayrimenkulün ) Nedeniyle Tüm Kayıt Maliklerinin Davada Yer Almalarının Zorunlu Olduğu )

 

4721/m.683,995

 

ÖZET : Dava, çaplı taşınmazlara elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Yıkım istekli davalarda, yapısının arzın mütemmim cüz’ü olması ( hakim gayrimenkulün ) sebebiyle tüm kayıt maliklerinin davada yer almaları zorunludur. Somut olayda, taşkın yapının yer aldığı 4 parsel sayılı taşınmazın ( hakim gayrimenkulün ) davalı dışındaki paydaşları davada yer almamışlardır. O halde, taşkın yapının ana nüvesinin üzerinde bulunduğu 4 parsel sayılı taşınmazın davalı dışındaki diğer paydaşlarının da davada yer almalarının sağlanması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasında görülen davada;

 

Davacı, müstakil maliki olduğu 855 ada 3, 5 Sayılı parseller ile paydaşı bulunduğu 29 parsel sayılı taşınmazlara davalılar tarafından müdahale edildiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerinde bulunmuştur. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

 

Davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar. Dairece iki kez;”…kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir…” gerekçesiyle bozulmasından sonra, bozma ilamına uyularak; “…davanın kısmen kabulüyle 5 ve 29 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin davanın reddine, çekişmeli 3 Sayılı parsele yönelik davalıların 8.09 m2,lik kısma elatmalarının önlenmesine, bu kısım üzerindeki muhdesatın yıkımına, yıkımın davalılar tarafından yerine getirilmemesi durumunda yıkım masrafının davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine , 904.-TL ecrimisilin dava tarihinden itibaren davalılardan tahsiliyle davacıya verilmesine…” karar verilmiştir.

 

Karar, davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:

 

KARAR : Dava, çaplı taşınmazlara elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazlardan 855 ada 3 parsel sayılı taşınmazın kayden davacıya ait olduğu, komşu aynı ada 4 parsel sayılı taşınmazın ise müşterek mülkiyet üzere olup, davalılardan M. S. K. ile birlikte dava dışı kişilerin de paydaş bulundukları ve 4 Sayılı parseldeki yapının 3 parsel sayılı taşınmaza taşkın olduğunun keşfen belirlendiği anlaşılmaktadır.

 

Hemen belirtilmelidir ki; yıkım istekli davalarda, yapısının arzın mütemmim cüz’ü olması ( hakim gayrimenkulün ) sebebiyle tüm kayıt maliklerinin davada yer almaları zorunludur.

 

Somut olayda, taşkın yapının yer aldığı 4 parsel sayılı taşınmazın ( hakim gayrimenkulün ) davalı M. S. K. dışındaki paydaşları -İ. K. ile S. K.- davada yer almamışlardır.

 

O halde, taşkın yapının ana nüvesinin üzerinde bulunduğu 4 parsel sayılı taşınmazın davalı M. S. K. dışındaki diğer paydaşlarının da davada yer almalarının sağlanması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, değinilen husus gözardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

 

SONUÇ : Davalı tarafın, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükümün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.3.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

2. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/16845

 

K. 2011/5914

 

T. 4.4.2011

 

• KAYYIM ATAMASI ( Kayyımlığın Kaldırılmasını Ancak Tapu Malikinin Yasal Mirasçıları veya Taşınmaz Üzerinde Ayni Hak Sahibi Olanlar Atamayı Gerektiren Sebebin Ortadan Kalkması Halinde İsteyebileceği )

 

• KAYYIMLIĞIN KALDIRILMASI ( Ancak Tapu Malikinin Yasal Mirasçıları veya Taşınmaz Üzerinde Ayni Hak Sahibi Olanlar Atamayı Gerektiren Sebebin Ortadan Kalkması Halinde İsteyebileceği )

 

• MİRASÇI OLMAYAN DAVACI ( Olmadığı Gibi Taşınmaz Üzerinde Ayni Hak Sahibi Olduğunu da Kanıtlayamadığından Kayyımlığın Kaldırılmasını İsteme Hakkı Bulunmadığı – İsteğin Aktif Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddi Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Davacı Mirasçı Olmadığı Gibi Ancak Tapu Malikinin Yasal Mirasçıları veya Taşınmaz Üzerinde Ayni Hak Sahibi Olanlar Atamayı Gerektiren Sebebin Ortadan Kalkması Halinde İsteyebileceği )

 

1086/m.38

 

3561/m.1,2

 

ÖZET : 3561 Sayılı Kanun gereğince taşınmaz malikleri paylarına İstanbul Defterdarı kayyım olarak atanmıştır. Davacının kayıt maliklerinin mirasçısı olmadığı, dosyadaki mevcut mirasçılık belgelerinden anlaşılmaktadır. Kayyımlığın kaldırılmasını ancak tapu malikinin yasal mirasçıları veya taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi olanlar atamayı gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde isteyebilir. Davacı mirasçı olmadığı gibi taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi olduğunu da kanıtlayamadığından kayyımlığın kaldırılmasını isteme hakkı bulunmamaktadır. İsteğin aktif husumet yokluğu sebebiyle reddi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : 3561 Sayılı yasa gereğince 552 Ada 10 parsel sayılı taşınmaz malikleri L. N. M., S. D. ve S. D. paylarına İstanbul Defterdarı kayyım olarak atanmıştır. Davacının kayıt maliklerinin mirasçısı olmadığı: dosyadaki mevcut mirasçılık belgelerinden anlaşılmaktadır. Kayyımlığın kaldırılmasını ancak tapu malikinin yasal mirasçıları veya taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi olanlar atamayı gerektiren sebebin ortadan kalkması halinde isteyebilir. Davacı mirasçı olmadığı gibi taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi olduğunu da kanıtlayamadığından kayyımlığın kaldırılmasını isteme hakkı bulunmamaktadır. O halde, isteğin aktif husumet yokluğu sebebiyle reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

 

SONUÇ : Temyiz edilen hükümün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 4.4.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

11. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2009/5125

 

K. 2011/4263

 

T. 12.4.2011

 

• ŞİRKET GENEL KURUL TOPLANTISINDA ALINAN BİR KISIM KARARLARIN İPTALİ İSTEMİ ( Genel Kurul Kararlarının İptalini İsteyen Ortağın Bu Sıfatı İptal Davasının Kesinleşmesine Kadar Devam Etmesi Gerektiği )

 

• İPTAL DAVASI ( Şirket Genel Kurul Toplantısında Alınan Bir Kısım Kararların İptali İstemi – Genel Kurul Kararlarının İptalini İsteyen Ortağın Bu Sıfatı İptal Davasının Kesinleşmesine Kadar Devam Etmesi Gerektiği )

 

• ANONİM ŞİRKETTEKİ ORTAKLIK ( Sona Erdiği Yönündeki Davalı Tarafından Sunulan Deliller Değerlendirilerek Aktif Husumet Yönünden Durum Açıklığa Kavuşturulup Sonucuna Göre Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Davacının Davalı Anonim Şirketteki Ortaklığının Sona Erdiği Yönündeki Davalı Tarafından Sunulan Deliller Değerlendirilerek Aktif Husumet Yönünden Durum Açıklığa Kavuşturulup Sonucuna Göre Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

 

1086/m.38

 

ÖZET : Dava, davalı şirketin genel kurul toplantısında alınan bir kısım kararların iptali istemine ilişkin olup, genel kurul kararlarının iptalini isteyen ortağın bu sıfatı, iptal davasının kesinleşmesine kadar devam etmesi gerekmektedir. Dosyanın temyiz incelemesi için Dairemiz’e gönderilmesinden sonra davalı vekili tarafından Dairemize sunulan dilekçeyle davacının hissesinin TMSF tarafından dava dışı kişiye ihale edildiği beyan edilmiş ve buna ilişkin TMSF’nun yazısıyla ortaklık pay defteri fotokopisi ibraz edilmiştir. Bu durumda, mahkemece, davacının davalı anonim şirketteki ortaklığının sona erdiği yönündeki davalı tarafından sunulan deliller değerlendirilerek aktif husumet yönünden durum açıklığa kavuşturulup, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

 

 

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 4.11.2008 tarih ve 2006/696-2008/595 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.4.2011 gününde davacı avukatı ile davalı avukatı gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

 

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin de azınlık hissesine sahip olduğu davalı şirketin 25.8.2006 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında katılanlara ilişkin hazirun cetvelinin gerçeği yansıtmadığını, zira bu cetvelde şirket ortağı gösterilen Güneş A. A.Ş. ile Bayram A., Mesut A. ve Nuri A.’a ait hisselerin TMSF’ndan devralınmasına ilişkin karar ve işlemlerin iptali istemi ile İstanbul 4. idare Mahkemesinde, hisse devrine onay veren SPK kararına karşı ise Ankara 2. İdare Mahkemesinde iptal davası açtıklarını, ayrıca 2005 yılına ilişkin bilanço-kar ve zarar cetvelinin de gerçeği yansıtmadığını, şirket portföyünde bulunan yüksek nakit değerinin hakim hissedarların sahibi bulunduğu bir şirkete aktarılmasının davalı şirket yararına olduğunun kabul edilemeyeceğini, çoğunluğun bilanço onayı ve buna bağlı olarak oluşturulan kar dağıtımına ilişkin kararla, yönetim ve denetim kurulu üyeleri ve denetçilerin ibralarına ve yeniden yapılan seçimlere ilişkin kararlarında anasözleşme ve dürüstlük kuralına aykırı nitelikte olduğunu, davalı şirket portföyünde bulunan yüksek miktarlı nakit değerin şirket hisselerini hukuka aykırı biçimde devralan grubun başka şirketine aktarma amacına hukuki dayanak sağlamaya yönelik olduğunu ileri sürerek, davaya konu genel kurulun 4,5 ve 8 numaralı kararlarının iptalini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı vekili, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

 

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, hisse devirlerinin iptaline ilişkin idari yargıdaki davadan feragat edilmiş olması sebebiyle hazirun cetvelinin gerçeği yansıtmadığına yönelik iddianın dayanıksız kaldığı, davanın niteliği itibariyle dava dışı kişiler tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi aleyhine açılan davanın sonucunun beklenmesine gerek bulunmadığı, zira davanın yönetim kurulu üyelerinin sorumluğuna ilişkin bulunmayıp genel kurulda alınan kararların iptaline yönelik olduğu, bilanço, kar ve zarar hesaplarına ilişkin bir aykırılığın tespit olunmadığı, alınan kararların yasa, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

 

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

 

1-) Dava, davalı şirketin 25.8.2006 tarihli genel kurul toplantısında alınan bir kısım kararların iptali istemine ilişkin olup, genel kurul kararlarının iptalini isteyen ortağın bu sıfatı, iptal davasının kesinleşmesine kadar devam etmesi gerekmektedir. Dosyanın temyiz incelemesi için Dairemiz’e gönderilmesinden sonra davalı vekili tarafından Dairemize sunulan 12.04..2011 tarihli dilekçeyle davacının hissesinin TMSF tarafından 11.8.2010 tarihinde dava dışı Muzaffer A.’a ihale edildiği beyan edilmiş ve buna ilişkin TMSF’nun yazısıyla ortaklık pay defteri fotokopisi ibraz edilmiştir. Bu durumda, mahkemece, davacı Erol A.’un davalı anonim şirketteki ortaklığının sona erdiği yönündeki davalı tarafından sunulan deliller değerlendirilerek aktif husumet yönünden durum açıklığa kavuşturulup, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

 

2-) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

 

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle kararın BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, bozma sebep ve şekline göre davacı vekiline vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 12.4.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

13. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2012/163

 

K. 2012/5334

 

T. 5.3.2012

 

• SATIŞ BEDELİNİN FAİZİ İLE TAHSİLİ ( Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesine Dayalı – İlk Malik Alacak Hakkını Davacıya Devretmiş Olmakla Davacı Temlik Edene Ait Hakları Talep Etme Hakkı Doğduğu/Davacının Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunduğu )

 

• ALACAĞIN TEMLİKİ ( Davacı İle Dava Dışı Arasında Yapılan Devir Protokolünde Gayrimenkul Satış Sözleşmesinden Doğan Her Türlü Hakkın Devredildiği – İlk Malik Alacak Hakkını Davacıya Devretmiş Olmakla Davacı Temlik Edene Ait Hakları Talep Edebileceği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesine Dayalı Satış Bedelinin Faizi İle Tahsili – İlk Malik Alacak Hakkını Davacıya Devretmiş Olmakla Davacı Temlik Edene Ait Hakları Talep Edebileceği/Davacının Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunduğu )

 

• GAYRİMENKUL SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ ( Satış Bedelinin Faizi İle Tahsili – Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesine Dayalı/İlk Malik Alacak Hakkını Davacıya Devretmiş Olmakla Davacı Temlik Edene Ait Hakları Talep Etme Hakkı Doğduğu )

 

818/m.162

 

ÖZET : Davacı, davalıların Murisi tarafından gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile dava dışı T. Y.’a satılan taşınmazlardan 200 M2′lik kısmını T. Y.dan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını, taşınmazın davalılar tarafından tapudan dava dışı D… Elektrik Üretim A.Ş’ye satıldığından bahisle satış bedelinin faizi ile tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davacı ile dava dışı T. Y. arasında yapılan devir protokolünde gayrimenkul satış sözleşmesinden doğan her türlü hakkın devredildiği belirtilmek suretiyle davacıya alacağın temlik edildiği anlaşılmaktadır. Alacağın temliki Borçlar Kanununun 162-172. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Alacağın temliki ile alacak hakkı, bunu devralan 3. kişiye geçer. Böylece devralan daha önce temlik edene ait olan alacak hakkını kesin olarak iktisap eder ve bunun üzerinde “tasarruf etme” yetkisini kazanır. Davaya konu uyuşmazlıkta ilk malik alacak hakkını davacıya devretmiş olmakla, davacı, temlik eden T. Y.’a ait hakları talep etme hakkı doğmuştur. Bu durumda davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğu kabul edilerek davanın esasına girilmelidir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalıların murisi O. A.’nın 4.5.1979 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile Adana ili, Yumurtalık ilçesi, Hunutlu ( Sugözü ) Köyünde kain 167 ve 168 parselleri dava dışı T. Y.’a sattığını, kendisinin de bu parsellerdeki 200 m2 lik yeri 13.9.1982 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile T. Y.’dan satın aldığını, taşınmazın satıcı O. A.’nın ölümünden sonra mirasçıları tarafından 13/08/2007 tarihinde D… Elektrik Üretim Aş ‘ye satıldığını öğrendiğini ileri sürerek, satılan taşınmazların 200 m2 lik kısmının satış bedeli olan 10.150,00 TL ile bugüne kadar işlemiş olan 2.207, 00 TL lik faizi ile toplam olan 12.357,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

 

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

 

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Davacı, davalıların Murisi tarafından gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile dava dışı T. Y.’a satılan taşınmazlardan 200 M2′lik kısmını T. Y.dan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını, taşınmazın davalılar tarafından tapudan dava dışı D… Elektrik Üretim A.Ş’ye satıldığından bahisle satış bedelinin faizi ile tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalılar davanın reddini dilemiş, Mahkemece, satış vaadi sözleşmesi ile temlik edilen; taşınmazın mülkiyetinin geçirimini talep hakkıdır. Satış vaadi sözleşmesinde, sözleşmenin ihlali halinde taşınmazın bedeline yahut tazminine ilişkin hakkın da temlik edildiğine dair bir hüküm yer almayıp, alacağın temlikinde belirli, muayyen bir hakkın temliki bahis konusudur. Alacağın temliki ( BK m. 162-172 ) yoluyla borç ilişkisinin devri mümkün değildir.Bu şekilde,davacı, satış vaadine ilişkin sözleşmeden doğan hakkını akidine ileri sürebilir. Davacı ile davalılar ( ve davalıların murisi ) arasında bir satış vaadi sözleşmesi bulunmaması; taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin alacağın temliki de gerçekleşmediği birlikte değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir. Davacı ile dava dışı T. Y. arasında yapılan 13.9.1982 devir protokolünde 4.5.1979 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesinden doğan her türlü hakkın devredildiği belirtilmek suretiyle davacıya alacağın temlik edildiği anlaşılmaktadır. Alacağın temliki Borçlar Kanununun 162-172. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Alacağın temliki ile alacak hakkı, bunu devralan 3. kişiye geçer. Böylece devralan daha önce temlik edene ait olan alacak hakkını kesin olarak iktisap eder ve bunun üzerinde “tasarruf etme” yetkisini kazanır. Davaya konu uyuşmazlıkta ilk malik alacak hakkını davacıya devretmiş olmakla, davacı, temlik eden T. Y.’a ait hakları talep etme hakkı doğmuştur. Bu durumda davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğu kabul edilip davanın esasına girilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde aktif husumet ehliyeti bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 18.40 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 05.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

13. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/17125

 

K. 2012/9253

 

T. 5.4.2012

 

• GEÇ TESLİM NEDENİYLE KİRA KAYBININ TAHSİLİ ( Davacının Sözleşmeden Doğan Her Türlü Hak ve Yetkilerini Dava Dışı Kişiye Devrettiği – Davacının Aktif Husumet Ehliyeti Kalmadığı ve Bu Nedenle Davanın Reddi Gerektiği )

 

• SÖZLEŞMEDEN DOĞAN HAKLARIN DEVREDİLMESİ ( Davacının Aktif Husumet Ehliyeti Kalmadığı ve Bu Nedenle Davanın Reddi Gerektiği – Geç Teslim Nedeniyle Kira Kaybının Tahsili )

 

• AKTİF HUSUMET ( Geç Teslim Nedeniyle Kira Kaybının Tahsili – Davacının Sözleşmeden Doğan Her Türlü Hak ve Yetkilerini Dava Dışı Kişiye Devrettiği/Davacının Aktif Husumet Ehliyeti Kalmadığı )

 

• KİRA KAYBININ TAHSİLİ ( Geç Teslim Nedeniyle – Davacının Sözleşmeden Doğan Her Türlü Hak ve Yetkilerini Dava Dışı Kişiye Devrettiği/Davacının Aktif Husumet Ehliyeti Kalmadığı ve Bu Nedenle Davanın Reddi Gerektiği )

 

6100/m.27

 

ÖZET : Davacı eldeki dava ile, davalı TOKİ’den satın aldığı taşınmazın geç teslim edildiğini belirterek, kira kaybı talebinde bulunmuş, davalı ise; davaya konu konutun dava dışı 3.bir kişiye devredildiğini, bu nedenle davacının dava açma hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini dilemiş, mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içerisinde mevcut davacı ile dava dışı arasında tanzim edilen devir sözleşmesine göre; davacının sözleşmeden doğan her türlü hak ve yetkilerini dava dışı kişiye devrettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının aktif husumet ehliyeti kalmadığı, bu nedenle davanın reddi gerektiği halde yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

 

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalı idareden konut satın aldığını ancak teslim tarihinden çok sonra teslim edildiğini belirterek, 19 aylık gecikme nedeni ile kira kaybına karşılık olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL tazminatın tahsilini istemiştir.Islah dilekçesi ile dava değerini 4.750,00 TL ‘ye çıkarmıştır.

 

Davalı; konutun 3.bir kişiye devredildiğini, bu nedenle davacının dava açma hakkı bulunmadığını belirterek usulden ve esastan davanın reddini dilemiştir.

 

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Davacı eldeki dava ile, davalı TOKİ’den satın aldığı taşınmazın geç teslim edildiğini belirterek, kira kaybı talebinde bulunmuş, davalı ise; davaya konu konutun dava dışı 3.bir kişiye devredildiğini, bu nedenle davacının dava açma hakkı bulunmadığını belirterek davanın reddini dilemiş, mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.

 

Dosya içerisinde mevcut davacı ile dava dışı Y. C. arasında tanzim edilen 11.10.2010 tarihli devir sözleşmesine göre; davacının sözleşmeden doğan her türlü hak ve yetkilerini dava dışı Y. C.’e devrettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının aktif husumet ehliyeti kalmadığı, bu nedenle davanın reddi gerektiği halde yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

 

SONUÇ : Yukarıda bentte açıklanan nedenlerle; davalının temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 05.04.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2010/18-135

 

K. 2010/136

 

T. 10.3.2010

 

• İSİM TASHİHİ ( Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Bulunan Dava Konusu Ad Üzerinde Hak Sahibi Bulunmayan Davacının Eldeki Davada Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunduğundan Söz Edilemeyeceği )

 

• AKTİF HUSUMET ( İsim Tashihi – Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Bulunan Dava Konusu Ad Üzerinde Hak Sahibi Bulunmayan Davacının Eldeki Davada Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunmadığı )

 

• ADIN DÜZELTİLMESİ ( Kişiye Sıkı Sıkıya Bağlı Bulunan Dava Konusu Ad Üzerinde Hak Sahibi Bulunmayan Davacının Eldeki Davada Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunmadığı )

 

1086/m.38

 

4721/m.23, 24, 25, 26, 27

 

ÖZET : Dava, davacının ölmüş olan babasının nüfus kütüğünde yazılı olan “Celal” adının “Celalettin” olarak düzeltilmesi istemine ilişkindir. Somut olayda, davacının murisi babası Celal vefat etmiş ve davacı Fikret tarafından, babasının nüfus kütüğünde yazılı olan “Celal” adının “Celalettin” olarak düzeltilmesi istemiyle dava açılmıştır.

 

Murisin yaşamı boyunca tüm resmi işlemleri “Celalettin” adıyla yaptığını ve bu adla tanınıp bilindiğini ileri süren davacının, “Celal” ile “Celalettin”in aynı kişi olduğuna dair bir tespit davası açması olanağı bulunduğu gibi, o davada verilecek hükmün tüm işlemlerde bağlayıcılığının bulunacağı açıktır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bulunan dava konusu ad üzerinde hak sahibi bulunmayan davacı Fikret’in eldeki davada aktif husumet ehliyetinin bulunduğundan söz edilmesi olanaklı değildir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “İsim tashihi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Erzincan Asliye 1. Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 15.1.2009 gün ve 2008/816 E. – 2009/29 K. sayılı kararın incelenmesi davalı temsilcisi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2009 gün ve 2459-6143 sayılı ilamı ile;

 

( … Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının ölmüş olan babasının nüfus kütüğünde yazılı olan Celal adının Celalettin olarak düzeltilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

 

Aile nüfus kayıt tablosu içeriğinden davacı Fikret’in babası Celal’in 01.07.1917 doğumlu olarak 03.12.1925 tarihinde nüfusa tescil edildiği ve 10.04.1999 günü öldüğü, davacının baba adının da Celal olduğu anlaşılmaktadır.

 

Özel hukuk açısından ad, kişiyi tanıtan ve onu diğer bireylerden ayırmaya yarayan bir kavramdır. Kendine özgü kişiliği ve özvarlığı olan her birey, başkalarından adıyla ayırt edilir, toplum ve ailesi içinde bununla yer alır. Onun içindir ki her kişinin bir adının olması ve adının nüfus siciline yazılması yasayla zorunlu kılınmıştır. Bu zorunluluk aynı zamanda kişinin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir öğesini oluşturan adını özgürce seçmesi ve onunla tanınması için kendisine tanınmış bir temel kişilik hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınmış olan adın, kişilik hakları içerisinde taşıdığı önemi göz önünde bulunduran 4721 sayılı Türk Medeni Yasasında kişiliği korumaya ilişkin hükümlerle yetinilmeyip ( m. 23-25 ), onu ayrıca düzenlemek yoluna gidilmiştir ( m. 26-27 ). Buna göre anılan yasanın 27. maddesi hükmü uyarınca adın değiştirilmesi, ancak haklı nedenlere dayanılarak hakimden istenebilir ise de kişiye sıkı sıkıya bağlı olan ad üzerindeki bu hakkı, kişinin kendisinden başkası kullanamaz.

 

O halde somut olayda, yaşamı süresince nüfus kütüğünde yazılı ( Celal ) adını taşıyıp bu adla öldüğü anlaşılan kişinin ( babanın ) adının değiştirilmesi istemiyle davacı ( oğlu ) tarafından açılan davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddi gerekirken, mahkemece işin esasına girilerek istem gibi hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, davacının ölmüş olan babasının nüfus kütüğünde yazılı olan “Celal” adının “Celalettin” olarak düzeltilmesi istemine ilişkindir.

 

Mahkemenin, “davanın kabulüne” dair verdiği karar, özel dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece, “davacının murisinin ölene kadar Celalettin ismi ile tanındığı ve nüfusa bu adla kayıtlı olduğu, murisin isminin düzeltilmesinin tüm mirasçılar tarafından verilen vekaletname ile istendiği ve davacıların, murisin isminin değiştirilmesinde hukuki menfaatleri bulunduğu” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

 

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; muris/babanın adının düzeltilmesi istemiyle açılan davada, davacı oğulun aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

 

Öncelikle belirtilmelidir ki, bir davada taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hak ( dava hakkı ) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dolayısıyla davacı sıfatı ( aktif husumet ) dava konusu hakkın sahibine; davalı sıfatı ( pasif husumet ) o hakka uymakla yükümlü olan kişiye aittir.

 

Bu noktada, mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir.

 

Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan ( husumetten ) reddedilir.

 

Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur.

 

Öte yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Ad Üzerindeki Hak” başlığı altında ve “Adın Korunması” yan başlığı ile düzenlenen 26. maddesinde,

 

“Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir.

 

Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddi zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevi tazminat ödenmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiş; 27. maddesinde ise,

 

“Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebilir.

 

Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilan olunur.

 

Ad değişmekle kişisel durum değişmez.

 

Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir” hükmü öngörülmüştür.

 

Aynı başlık altında düzenlenen bu açık hükümler karşısında, ad üzerindeki hakkın kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu ve bu hakkın kişinin kendisinden başkası tarafından kullanılamayacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

 

O halde, adın değiştirilmesine yönelik bir davada davacı sıfatının ( aktif husumetin ), dava konusu o hakkın sahibine ait olduğu kuşkusuzdur.

 

Somut olayda, davacının murisi babası Celal 10.04.1999 tarihinde vefat etmiş ve davacı Fikret tarafından, babasının nüfus kütüğünde yazılı olan “Celal” adının “Celalettin” olarak düzeltilmesi istemiyle 17.08.2008 tarihinde görülmekte olan dava açılmıştır.

 

 

Murisin yaşamı boyunca tüm resmi işlemleri “Celalettin” adıyla yaptığını ve bu adla tanınıp bilindiğini ileri süren davacının, “Celal” ile “Celalettin”in aynı kişi olduğuna dair bir tespit davası açması olanağı bulunduğu gibi, o davada verilecek hükmün tüm işlemlerde bağlayıcılığının bulunacağı açıktır.

 

Ne var ki; az yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca, kişiye sıkı sıkıya bağlı bulunan dava konusu ad üzerinde hak sahibi bulunmayan davacı Fikret’in eldeki davada aktif husumet ehliyetinin bulunduğundan söz edilmesi olanaklı değildir.

 

Hal Böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen ve özel daire bozma kararına uyularak, davanın davacının aktif dava ehliyetinin bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı gerekçeyle davanın kabulüne dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davalı temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve özel daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 10.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

18. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/8300

 

K. 2011/11829

 

T. 22.11.2011

 

• KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TESPİTİ ( 2942 S. Kamulaştırma Yasasının 17. Md. sine Göre İnceleme Yapılarak Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği)

 

• KAMULAŞTIRMA ŞERHİ ( Kamulaştırma Bedelinin Tespiti – Davaya Konu Taşınmazın Tapu Kaydında Belediye Adına Kamulaştırma Şerhi Bulunduğu Gerekçesiyle Aktif Husumet Ehliyeti Bulunmadığı Sebebiyle Davanın Reddinin Doğru Görülmediği/17. Maddeye Göre İnceleme Yapılarak Karar Verileceği)

 

• AKTİF HUSUMET ( Kamulaştırma Bedelinin Tespiti – 17. Maddeye Göre İnceleme Yapılarak Karar Verileceği/Taşınmazın Tapu Kaydında Belediye Adına Kamulaştırma Şerhi Bulunduğu Gerekçesiyle Aktif Husumet Ehliyeti Bulunmadığı Sebebiyle Davanın Reddinin Doğru Görülmediği)

 

• İDARE ADINA TESCİL İSTEMİ ( Davaya Konu Taşınmazın Tapu Kaydında Belediye Adına Kamulaştırma Şerhi Bulunduğu Gerekçesiyle Aktif Husumet Ehliyeti Bulunmadığı Sebebiyle Davanın Reddinin Doğru Görülmediği – Kamulaştırma Bedelinin Tespiti/17. Maddeye Göre İnceleme Yapılarak Karar Verileceği)

 

2942/m.17

 

ÖZET : Dava dilekçesinde, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece, 2942 Sayılı Kamulaştırma Yasasının 17. maddesine göre inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davaya konu taşınmazın tapu kaydında Belediye adına kamulaştırma şerhi bulunduğu gerekçesiyle aktif husumet ehliyeti bulunmadığı sebebiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

 

DAVA : Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Yasasının 4650 Sayılı Yasayla değişik hükümleri uyannca, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 

KARAR : Dava, 551 parsel numaralı taşınmazın 2942 Sayılı Kanunun 17. maddesi gereğince tapusunun iptaliyle idare adına tescili istemine ilişkindir. Mahkemece tapu kaydında belediye adına kamulaştırma şerhi bulunduğu gerekçesiyle davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir.

 

Mahkemece, 2942 Sayılı Kamulaştırma Yasasının 17. maddesine göre inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davaya konu taşınmazın tapu kaydında Milas Belediyesi adına kamulaştırma şerhi bulunduğu gerekçesiyle aktif husumet ehliyeti bulunmadığı sebebiyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

5. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/20070

 

K. 2011/5423

 

T. 28.3.2011

 

• KAMULAŞTIRMASIZ EL ATILAN TAŞINMAZ BEDELİNİN TAHSİLİ ( Tapu Malikleri Adına Kayyım Tarafından Açılan Davada Kayyımın Aktif Dava Ehliyetinin Var Olduğu Kabul Edilip İşin Esası Hakkında İnceleme Yapılarak Hüküm Kurulması Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Kamulaştırmasız El Atılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili – Tapu Malikleri Adına Kayyım Tarafından Açılan Davada Kayyımın Aktif Dava Ehliyetinin Var Olduğu Kabul Edilip İşin Esası Hakkında İnceleme Yapılarak Hüküm Kurulması Gerektiği )

 

• KAYYIM TARAFINDAN AÇILAN DAVA ( Kayyımın Aktif Dava Ehliyetinin Var Olduğu Kabul Edilip İşin Esası Hakkında İnceleme Yapılarak Hüküm Kurulması Gerektiği )

 

2942/m.11

 

ÖZET : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Tapuda malik görünenlerin taşınmazdaki tasarruf hakları devam etmektedir. Tapu maliklerinin sağ mı, ölü mü oldukları kesin olarak saptanamadığı gibi, mirasçılarının da tesbiti mümkün olmadığından kendilerine kayyım tayin edilmiştir. Buna göre, tapu malikleri adına kayyım tarafından açılan davada kayyımın aktif dava ehliyetinin var olduğu kabul edilip, işin esası hakkında inceleme yapılarak hüküm kurulması gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın aktif husumet yokluğundan reddine dair verilen yukarda gün ve sayıları yazılı hükümün Yargıtay’ca incelenmesi davacı kayyımı vekili yönünden verilen dilekçeyle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

 

Mahkemece davaya konu taşınmazın vakıftan icareli olması sebebiyle gerçek malikinin, tapuda malik görünenler olmayıp, Vakıflar İdaresi olduğu, bu sebeple davacı kayyımının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı kayyımı vekilince temyiz edilmiştir.

 

Dosyada mevcut tapu kayıtları ve dayanağı kadastro tesbit tutanaklarından; davaya konu Üsküdar İlçesi, Tavasi Hasanağa Mahallesi, 30 pafta, 273 ada, … parsel sayılı 112,67 m2 yüzölçümlü arsa vasıflı taşınmazın yarı hissesinin icarının “Tavasi Hasan Ağa Camii şerifinde imam olanlara” vakfedilmiş olduğu, ancak vakfiyesinin olmadığı, taşınmazın vakfedenin mirasçılarına satılmamak şartı ile bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında tapuda malik görünenlerin taşınmazdaki tasarruf hakları devam etmektedir.

 

Tapu maliklerinin sağ mı, ölü mü oldukları kesin olarak saptanamadığı gibi, mirasçılarının da tesbiti mümkün olmadığından kendilerine kayyım tayin edilmiştir.

 

Buna göre, tapu malikleri adına kayyım tarafından açılan davada kayyımın aktif dava ehliyetinin var olduğu kabul edilip, işin esası hakkında inceleme yapılarak hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi,

 

Doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Davacı kayyımı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükümün açıklanan sebeplerle H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.3.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

18. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2005/103

 

K. 2005/3416

 

T. 7.4.2005

 

• KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN ARTTIRILMASI ( Davalı İdarenin Yaptığı Kamulaştırma İşlemini Ortadan Kaldıran Bir Durum Sözkonusu Olmadığı Gibi Taşınmazların Tapuda Davacılar Adına Kayıtlı Olması da Onların Kamulaştırma Bedelinin Artırılması İstemiyle Dava Açmaları Hakkını Ortadan Kaldırmadığı )

 

• KAMULAŞTIRMA İŞLEMİ ( Ortadan Kaldıran Bir Durum Sözkonusu Olmadığı Gibi Taşınmazların Tapuda Davacılar Adına Kayıtlı Olması da Onların Kamulaştırma Bedelinin Artırılması İstemiyle Dava Açma Hakkını Ortadan Kaldırmadığı )

 

• AKTİF HUSUMET ( Kamulaştırma İşlemini Ortadan Kaldıran Bir Durum Sözkonusu Olmadığı Gibi Taşınmazların Tapuda Davacılar Adına Kayıtlı Olması da Onların Kamulaştırma Bedelinin Artırılması İstemiyle Dava Açmaları Hakkını Ortadan Kaldırmadığı )

 

2942/m.14,17

 

ÖZET : Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Davalı idarenin yaptığı kamulaştırma işlemini ortadan kaldıran bir durum sözkonusu olmadığı gibi, taşınmazların tapuda davacılar adına kayıtlı olması da onların kamulaştırma bedelinin artırılması istemiyle dava açmaları hakkını ortadan kaldırmaz.

 

DAVA : Dava dilekçesinde kamulaştırma bedelinin arttırılması ile faiz ve masrafların davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın konusu kalmadığından karar vermeye yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 

KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesinde, 153 ve 252 parsel sayılı taşınmazların müvekkilleri davacıların miras bırakanı Meliya Kesiye adına tapuda kayıtlı iken, davalı idarece 15.11.1983 tarihinde kamulaştırıldığını ve kıymet takdir komisyonunca belirlenen bedellerin az olduğunu ileri sürerek, bu taşınmazların kamulaştırma bedellerinin arttırılmasını istemiştir.

 

Mahkemece yapılan yargılama sonunda; Kamulaştırma Yasasının 17. maddesine göre İskenderun Asliye 2.Hukuk Mahkemesinin 1984//186-562 sayılı kararı ile dava konusu taşınmazların kamulaştırmayı yapan idare adına tescilinin ( tapu kayıt maliki murise yapılan tebligatların geçersizliği nedeniyle ) yolsuz olduğu aynı mahkemenin 2004/547-662 sayılı kararıyla saptanıp taşınmazların bu kez davacılar adına tescil edildiği, böylece ortada yöntemine uygun bir kamulaştırma işleminin kalmadığı ve dolayısıyla eldeki kamulaştırma bedelinin arttırılması davasının konusuz kaldığı gerekçesiyle bir karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.

 

Dosyada toplanan bilgi ve belgelerden, dava konusu taşınmazların davalı idarece kamulaştırıldığı 15.11.1983 tarihi itibariyle tapu kayıt maliki olan davacıların miras bırakanı Meliya Kesiye’nin ( 1933 yılında ) ölmüş olduğu ve böylece taşınmazların mülkiyetinin miras yoluyla mirasçıları davacılara geçmiş bulunduğu, davalı idarece kamulaştırma evrakının ölü kişiye yapılan tebligatların geçersiz olduğu ve davacı mirasçılara da bu aşamada yönteme uygun tebligat yapılmadığı; davacıların, dava konusu taşınmazların 2942 Sayılı Yasanın 17. maddesine göre idare adına tescili üzerine bu tescilin yolsuz olduğu yolunda açtıkları davanın mahkemesince kabul edilip, yolsuz tescilin iptali ile taşınmazların kendi adlarına tescilini sağladıktan sonra bu tescil kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren yasanın öngördüğü 30 günlük süre içinde eldeki bu kamulaştırma bedelinin artırılması davasını açtıkları anlaşılmaktadır.

 

Yukarıda saptanan olgular 2942 Sayılı Kamulaştırma Yasası hükümleri çerçevesinde değerlendirildiğinde; davalı idarenin yaptığı kamulaştırma işlemini ortadan kaldıran bir durum sözkonusu olmadığı gibi, taşınmazların tapuda davacılar adına kayıtlı olması da onların kamulaştırma bedelinin artırılması istemiyle dava açmaları hakkını ortadan kaldırmaz. 2942 Sayılı Yasanın 14.maddesi hükmü ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.6.1994 gün ve 1993/3-1994/2 sayılı kararı gözönünde tutulduğunda davacılar tarafından bu bedel artırılması davasının yasal süresi içinde açılmış olduğu cihetle, mahkemece toplanan kanıtlar doğrultusunda oluşacak sonuca göre işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile “karar verilmesine yer olmadığına” yolunda hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.04.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

5. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/5273

 

K. 2011/11369

 

T. 23.6.2011

 

• KAMULAŞTIRMASIZ ELATMA ( İrtifak Hakkı Karşılığının Tahsili – Mahkeme Kararından Sonra Taşınmazı 3. Kişiye Sattığından Davadaki Aktif Husumet Ehliyetini Kaybetmiş Olmakla Davanın Husumetten Reddi Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Kamulaştırmasız Elatma – İrtifak Hakkı Karşılığının Tahsili/Mahkeme Kararından Sonra Taşınmazı 3. Kişiye Sattığından Davadaki Aktif Husumet Ehliyetini Kaybetmiş Olmakla Davanın Husumetten Reddi Gerektiği )

 

• İRTİFAK HAKKI ( Kamulaştırmasız Elatma – Mahkeme Kararından Sonra Taşınmazı 3. Kişiye Sattığından Davadaki Aktif Husumet Ehliyetini Kaybetmiş Olmakla Davanın Husumetten Reddi Gerektiği )

 

2942/m.11

 

ÖZET : Dava, kamulaştırmasız el atılarak enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın, irtifak hakkı karşılığının tahsili istemidir. Davacı, mahkeme kararından sonra taşınmazı 3. kişiye sattığından davadaki aktif husumet ehliyetini kaybetmiş olmakla davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılarak enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın, irtifak hakkı karşılığının tahsili davasının kabulüne dair verilen yukarda gün ve sayıları yazılı hükümün Yargıtay’ca DÜZELTİLEREK ONANMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 13.12.2010 gün ve 2010/17208 Esas – 2010/21227 Karar sayılı ilama karşı davalı idare vekili yönünden verilen dilekçeyle karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, mahkeme kararından sonra taşınmazı 3. kişiye sattığından davadaki aktif husumet ehliyetini kaybetmiş olmakla davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiği ve hükümün bu sebeple bozulması gerekirken düzeltilerek onandığı bu kez yapılan incelemede anlaşılmakla,

 

SONUÇ : Davalı idare vekilinin karar düzeltme talebinin kabulüyle Dairemizin 13.12.2010 tarih 2010/17208-21227 Sayılı Düzeltilerek Onama kararının kaldırılmasına hükümün açıklanan sebeplerle H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davalıdan peşin alınan temyiz ve karar düzeltme harçlarının istenildiğinde iadesine, 23.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

5. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/5313

 

K. 2011/6014

 

T. 5.4.2011

 

• KAMULAŞTIRMASIZ ELATILAN TAŞINMAZ BEDELİNİN TAHSİLİ ( Dava Konusu Taşınmazlarda Davacı Tapu Maliki Olmadığından Davacının Aktif Husumet Ehliyeti Olmadığı – Davacı Yönünden Davanın Reddi Gereği)

 

• AKTİF HUSUMET ( Kamulaştırmasız Elatılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili – Dava Konusu Taşınmazlarda Davacı Tapu Maliki Olmadığından Davacının Aktif Husumet Ehliyetinin Olmadığı/Davanın Reddi Gereği)

 

• İDARENİN HARÇTAN MUAFİYETİ ( Peşin Alınan Harç İle Islah Harcının Toplamı Harcın İstek Halinde Davacıya İadesi Gerektiği – Kamulaştırmasız Elatılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili)

 

• HARCIN İADESİ ( Kamulaştırmasız Elatılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili – Davalı İdare Harçtan Muaf Olduğundan Peşin Alınan Harç İle Islah Harcının Toplamı Harcın İstek Halinde Davacıya İadesi Gerektiği)

 

2942/m.11,12

 

ÖZET : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Dava konusu taşınmazlarda davacı tapu maliki olmadığından davacının aktif husumet ehliyeti yoktur. Bu sebeple bu davacı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir. Davalı idare harçtan muaf olduğundan, peşin alınan harç ile ıslah harcının toplamı harcın, istek halinde davacıya iadesine karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükümün Yargıtay’ca incelenmesi davalı idare vekili yönünden verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

 

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

 

Arazi niteliğindeki taşınmazlara, gelir metoduna göre değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

 

Ancak;

 

1-Taşınmazın el atmadan arta kalan bölümlerinin belirlenen değerinden Kamulaştırma Kanununun 12/c maddesinde belirtilen %50 oranındaki sınırı aşmayacak şekilde, değer artışından kaynaklanan bedel indirilerek tespit edilen bedele hükmedilmesi gerekirken, el atılan yer bedellerinin %15′i oranındaki değer artışı indirilmek suretiyle usul ve yasaya aykırı hüküm kurulması,

 

2-Bedeline hükmedilen taşınmazın Hazine yerine, davalı idare adına tesciline karar verilmesi,

 

3-Dosyaya getirtilen tapu kaydına göre, dava konusu 130 ve 165 parsel sayılı taşınmazlarda davacı A. U.tapu maliki olmadığından davacının aktif husumet ehliyeti yoktur. Bu sebeple bu davacı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken gerekçesi gösterilmeden kabulüne karar verilmesi

 

4-Davalı idare harçtan muaf olduğundan, peşin alınan harç ile ıslah harcının toplamı 1.951,30-TL harcın, istek halinde davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken, yargılama gideri olarak kabulü ile davalı idareden tahsiline karar verilmesi,

 

Doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükümün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 05.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

3. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/428

 

K. 2010/2966

 

T. 25.2.2010

 

• KİRA PARASININ TESPİTİ ( Davacı Taşınmazı Satın Aldığına Göre Önceki Malikle Yapılan Kira Sözleşmesine Halef Olarak Kiralayan Sıfatıyla İle Bu Davayı Açıp Kira Parasının Tespitini İsteyebileceği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Kira Parasının Tespiti – Davacı Taşınmazı Satın Aldığına Göre Önceki Malikle Yapılan Kira Sözleşmesine Halef Olarak Kiralayan Sıfatıyla İle Bu Davayı Açıp Kira Parasının Tespitini İsteyebileceği )

 

• KİRA SÖZLEŞMESİ ( Kira Parasının Tespiti – Davacı Taşınmazı Satın Aldığına Göre Önceki Malikle Yapılan Kira Sözleşmesine Halef Olarak Kiralayan Sıfatıyla İle Bu Davayı Açıp Kira Parasının Tespitini İsteyebileceği )

 

1086/m.38

 

ÖZET : Dava, kira parasının tespiti istemidir. Davacı taşınmazı satın aldığına göre, önceki malikle yapılan kira sözleşmesine halef olarak kiralayan sıfatıyla ile bu davayı açıp, kira parasının tespitini isteyebilecektir. Oysa davacı şirketin kiralayan ve malik sıfatı bulunmamaktadır.

 

Bu durum karşısında şirket yönünden aktif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın reddi gerekir.

 

DAVA : Dava dilekçesinde kira parasının 1.12.2007 gününden başlayarak aylık net 9000 ABD doları olarak tesbiti istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüyle aylık kira parasının brüt 7.500 ABD doları tespiti cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 

KARAR : Davada, 1.2.2007 tarihinde başlayan döneme ilişkin kira parasının tespiti istenilmiştir.

 

Mahkemece, nesafet uygulamasına göre aylık kira parasının 7.500 ABD doları olarak tesbitine karar verilmiştir.

 

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, davacı Ş. O. davayı kendi adına asaleten V… Arma Tekst. Ürünl. Dış. Tic. Ltd. Şti.ni temsilen açmıştır. Kira tespiti davasını kira sözleşmesinin tarafları olan kiralayan ve kiracı açabileceği gibi taşınmazın maliki de açabilir.

 

Davacı Ş. O. taşınmazı 1.6.2007 tarihinde satın aldığına göre, önceki malikle yapılan kira sözleşmesine halef olarak kiralayan sıfatıyla ile bu davayı açıp, kira parasının tespitini isteyebilecektir. Oysa davacı şirketin kiralayan ve malik sıfatı bulunmamaktadır.

 

Bu durum karşısında şirket yönünden aktif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükümün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 25.2.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

6. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/448

 

K. 2011/2611

 

T. 7.3.2011

 

• İTİRAZIN KALDIRILMASI VE TAHLİYE ( Kiralayanın Ölümü Halinde Halefiyet Esasına Göre Dava Hakkı Kiralayanın Mirasçılarına Geçeceğinden Davacının Tek Başına Takip Yapıp Kira Alacağının Tahsili ve Kiralananın Tahliyesini Talep Etme Hakkı Olmadığı )

 

• KİRA ALACAĞININ TAHSİLİ ( Kiralayanın Ölümü Halinde Halefiyet Esasına Göre Dava Hakkı Kiralayanın Mirasçılarına Geçeceğinden Davacının Tek Başına Takip Yapıp Kira Alacağının Tahsili ve Kiralananın Tahliyesini Talep Etme Hakkı Olmadığı )

 

• KİRALAYANIN ÖLÜMÜ ( Halinde Halefiyet Esasına Göre Dava Hakkı Kiralayanın Mirasçılarına Geçeceğinden Davacının Tek Başına Takip Yapıp Kira Alacağının Tahsili ve Kiralananın Tahliyesini Talep Etme Hakkı Olmadığı )

 

• AKTİF HUSUMET ( Kiralayanın Ölümü Halinde Halefiyet Esasına Göre Dava Hakkı Kiralayanın Mirasçılarına Geçeceğinden Davacının Tek Başına Takip Yapıp Kira Alacağının Tahsili ve Kiralananın Tahliyesini Talep Etme Hakkı Olmadığı )

 

1086/m.38

 

2004/m.272

 

ÖZET : Dava, itirazın kaldırılması ve tahliye istemidir. Davacı dava dilekçesinde ve davalıya keşide ettiği ihtarname içerdiğinde de kiralayanının öldüğünden bahisle, kiralananın, mirasçılara intikal ettiğini beyan etmiştir. Bu durumda kiralayanın ölümü halinde halefiyet esasına göre dava hakkı kiralayanın mirasçılarına geçeceğinden, davacının tek başına takip yapıp, kira alacağının tahsili ve kiralananın tahliyesini talep etme hakkı yoktur.

 

DAVA : İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istekli olarak başlatılan icra takibine, davalı borçlunun vaki itirazı üzerine davacı alacaklı icra mahkemesinden itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuş, mahkemece itirazın kaldırılmasına, kiralananın tahliyesine karar verilmiştir.

 

Davaya ve icra takibine dayanak yapılan 10.10.2003 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli yazılı kira sözleşmesi, davacının miras bırakanı G. O. ile düzenlenmiştir. Dosyada mevcut mirasçılık belgesinde kiralayanın 29.8.2009 tarihinde öldüğü ve davacı dışında birden fazla mirasçı bıraktığı görülmektedir. Davacı dava dilekçesinde ve davalıya keşide ettiği 24.9.2009 tarihli ihtarname içerdiğinde de kiralayanının öldüğünden bahisle, kiralananın, mirasçılara intikal ettiğini beyan etmiştir. Bu durumda kiralayanın ölümü halinde halefiyet esasına göre dava hakkı kiralayanın mirasçılarına geçeceğinden, davacının tek başına takip yapıp, kira alacağının tahsili ve kiralananın tahliyesini talep etme hakkı yoktur. Bu husus dava hakkına ilişkin bulunduğundan mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulü hatalı olmuştur.

 

Karar bu sebeple bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle kararın BOZULMASINA, istenmesi halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 7.3.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

19. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/1456

 

K. 2011/5268

 

T. 20.4.2011

 

• MUVAZAA İDDİASINA DAYALI SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVASI ( Sıra Cetvelinde Yer Almakla Birlikte Kendisine Para İsabet Eden Alacaklılara Karşı Açılacağı – Kendisine Sıra Cetvelinde Pay Verilmeyen Şirket Hakkında Dava Açılmasında Davacının Hukuki Yararı Bulunmadığı )

 

• AKTİF HUSUMET ( Muvazaa İddiasına Dayalı Sıra Cetveline İtiraz Davası – Sıra Cetvelinde Yer Almakla Birlikte Kendisine Para İsabet Eden Alacaklılara Karşı Açılacağı/Kendisine Sıra Cetvelinde Pay Verilmeyen Şirket Hakkında Dava Açılamayacağı )

 

• HUKUKİ YARAR ( Muvazaa İddiasına Dayalı Sıra Cetveline İtiraz Davası – Sıra Cetvelinde Yer Almakla Birlikte Kendisine Para İsabet Eden Alacaklılara Karşı Açılacağı/Kendisine Sıra Cetvelinde Pay Verilmeyen Şirket Hakkında Dava Açılamayacağı )

 

2004/m.235

 

ÖZET : Dava, muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davasıdır. Sıra cetveline itiraz davaları sıra cetvelinde yer almakla birlikte kendisine para isabet eden alacaklılara karşı açılır. Kendisine sıra cetvelinde pay verilmeyen şirket hakkında dava açılmasında davacının hukuki yararı bulunmamaktadır. Sıra cetveli kendisi bakımından kesinleşen Vergi Dairesi’nin hukuki durumunu ( lehte ya da aleyhte )değiştirecek şekilde hüküm kurulması da bozmayı gerektirmiştir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne; kısmen reddine yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Dava muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davasıdır.

 

Davalı M. Ç. yargılamaya katılmamış; diğer davalı şirket vekili alacağın gerçek bir hukuki ilişkiye dayandığını bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

 

Mahkemece davalı M. Ç.’in borçlu şirket yöneticileri ile akraba olduğu ve mal kaçırma kastını bilmesi gerektiği gerekçesiyle bu davalıya sıra cetvelinde isabet eden payın davacı, diğer davalı şirket ve Ziya Paşa Vergi Dairesi arasında garameten taksimine; ihtiyati hacizlerin kesinleşme tarihleri dikkate alındığında diğer davalı A… İnş. Malz. Demir Çelik San. Tic. Ltd. Şti. hakkındaki davanın reddine karar verilmiş; hüküm taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.

 

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı M. Ç. vekilinin tüm, davacı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

 

2- )a )Sıra cetveline itiraz davaları sıra cetvelinde yer almakla birlikte kendisine para isabet eden alacaklılara karşı açılır. Kendisine sıra cetvelinde pay verilmeyen A… İnş. Malz. Demir Çelik San. Tic. Ltd. Şti. hakkında dava açılmasında davacının hukuki yararı bulunmamaktadır.

 

b- )Sıra cetveline itiraz davasında taraf olmayan; bir başka söyleyişle sıra cetveline itiraz etmeyen ve kendi sırasına itiraz edilmeyen alacaklı hakkında hüküm kurulamaz. Sıra cetvelinde kendisine pay verilmeyen davalı A… İnş. Malz. Demir Çelik San. Tic. Ltd. Şti.’nin garameye dahil edilmesi suretiyle lehine hüküm oluşturulması bu sebeple doğru olmadığı gibi; dava dışı tutulan, bir diğer ifade ile sıra cetveli kendisi bakımından kesinleşen Ziya Paşa Vergi Dairesi’nin hukuki durumunu ( lehte ya da aleyhte )değiştirecek şekilde hüküm kurulması da bozmayı gerektirmiştir.

 

SONUÇ : Yukarıda 1 Sayılı bentte gösterilen sebeple davalı M. Ç. vekilinin tüm, davacı şirket vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 Sayılı bentte açıklanan sebeple hükümün BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 20.4.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

18. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/11599

 

K. 2010/15741

 

T. 7.12.2010

 

• MÜKERRER NÜFUS KAYDININ İPTALİ DAVASI ( Kayıt Sahibince Açılabileceği Gibi Ana Baba Kardeşler ve C.Savcısı Tarafından da Açılabileceği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Mükerrer Nüfus Kaydının İptali Davası Kayıt Sahibince Açılabileceği Gibi Ana Baba Kardeşler ve C.Savcısı Tarafından da Açılabileceği )

 

• NÜFUS KAYDININ İPTALİ DAVASI ( Davacı Anne Nüfusa İki Kere Tescil Edildiğini İddia Ettiği Oğluna Ait Mükerrer Kaydın İptalini İstediği – Kayıt Sahibince Açılabileceği Gibi Ana Baba Kardeşler ve C.Savcısı Tarafından da Açılabileceği )

 

5490/m. 35, 36

 

1086/m. 38

 

ÖZET : Davacı anne, nüfusa iki kere tescil edildiğini iddia ettiği oğluna ait mükerrer kaydın iptalini istediğine göre, böyle bir davayı açmakta ve mükerrer kaydı iptal ettirmekte hukuki menfaati bulunduğundan, davanın esasına girilerek gösterilen deliller toplanıp oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddi doğru görülmemiştir.

 

DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının oğlu Uğur’un nüfus kütüğünde mükerrer olan kaydının iptalini istemiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kâğıtlar okunup, gereği düşünüldü:

 

KARAR : Davacı vekili dilekçesinde, müvekkilinin gerçekte 19.01.1989 doğumlu Uğur adında tek bir oğlu olduğu halde aynı Uğur’un nüfusa iki defa tescil edildiğini ileri sürerek mükerrer kaydın iptalini istemiş; mahkemece davacının dava açma yetkisinin bulunmadığı, böyle bir davanın ancak Uğur tarafından açılabileceği, davacının aktif husumet ehliyeti olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

 

Mükerrer kaydın iptali davaları, bizzat mükerrer kayıt sahibi tarafından açılabileceği gibi, hukuki menfaatleri ilgilendirmesi halinde anne, baba ve kardeşler hatta kamu düzenini ilgilendirmesi yönünden Cumhuriyet Savcısı tarafından da açılabilir.

 

Somut olayda, davacı anne, nüfusa iki kere tescil edildiğini iddia ettiği oğlu Uğur’a ait mükerrer kaydın iptalini istediğine göre, böyle bir davayı açmakta ve mükerrer kaydı iptal ettirmekte hukuki menfaati bulunduğundan, davanın esasına girilerek gösterilen deliller toplanıp oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddi doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2007/20-62

 

K. 2007/56

 

T. 7.2.2007

 

• ORMAN İDDİASINA DAYALI OLARAK AÇILAN TAPU İPTALİ TESCİL ( Davada Davalı Olarak Temsil Edilmeyen Kişinin Davaya Dahil Edilmesi Hususunda Davacı Vekiline Süre Verilip Sonucuna Göre İşlem Yapılması Gerektiği )

 

• TAPU İPTALİ TESCİL ( Orman İddiasına Dayalı Olarak Açılan – Davada Davalı Olarak Temsil Edilmeyen Kişinin Davaya Dahil Edilmesi Hususunda Davacı Vekiline Süre Verilip Sonucuna Göre İşlem Yapılması Gerektiği )

 

• MÜDAHALENİN ÖNLENMESİ ( Orman İddiasına Dayalı Olarak Açılan Tapu İptali Tescil – Terekeye Dahil Olan Dava Konusu Taşınmaz Hakkındaki Davanın Bütün Mirasçılara Karşı Birlikte Açılması Gerektiği )

 

• ZORUNLU DAVA ARKADAŞLIĞI ( Ölen Tapu Malikinin Mirasçıları Arasında Bulunduğu – Terekeye Dahil Olan Dava Konusu Taşınmaz Hakkındaki Davanın Bütün Mirasçılara Karşı Birlikte Açılması Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Orman İddiasına Dayalı Olarak Açılan Tapu İptali Tescil – Terekeye Dahil Olan Dava Konusu Taşınmaz Hakkındaki Davanın Bütün Mirasçılara Karşı Birlikte Açılması Gerektiği )

 

• TARAF TEŞKİLİ ( Terekeye Dahil Olan Dava Konusu Taşınmaz Hakkındaki Davanın Bütün Mirasçılara Karşı Birlikte Açılması Gerektiği )

 

4721/m.640

 

1086/m.38,73

 

ÖZET : Dava, orman iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali tescil ve müdahalenin önlenmesi isteminden ibarettir.Bilindiği üzere ölen tapu malikinin mirasçıları arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, terekeye dahil olan dava konusu taşınmaz hakkındaki davanın bütün mirasçılara karşı birlikte açılması gerekir. Sözü edilen taraf teşkili, davanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmese bile gerek mahkemece, gerekse Yargıtay’ca re’sen nazara alınması gerekir.

 

Hal böyle olunca, mahkemece taraf teşkilindeki bu eksikliğin re’sen göz önüne alınarak, davada davalı olarak temsil edilmeyen kişinin davaya dahil edilmesi hususunda davacı vekiline süre verilip, sonucuna göre işlem yapılması gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “tapu iptali tescil-müdahalenin önlenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Dalaman Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.07.2005 gün ve 2003/130-295 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 25.05.2006 gün ve 2006/4522-7170 sayılı ilamı ile;

 

( … Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine açılan davada davalılar adlarına tapuda kayıtlı olan Taşlıburun Mahallesi ( eski 521 parsel ) 209 ada 2 parsel sayılı 30.977,82 m2 yüzölçümündeki taşınmazın bir bölümünün yörede yapılarak kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı belirtilerek tapu kaydının iptali ile orman niteliği ile Hazine adına tesciline ve davalıların elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

 

Dava, tapu kaydının iptali ve tescil ile elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.

 

Yörede 1941 ve 1989 yıllarında yapılan orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.

 

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1941 yılında orman kadastrosu yapılıp kesinleşmiştir. Daha sonra 1989 yılında 6831 Sayılı Yasa hükümlerine göre orman kadastrosu, 1941 yılı tahdidinin aplikasyonu ve 2/B madde uygulaması yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan uzman orman ve fen bilirkişilerinin müşterek olarak düzenledikleri raporda çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırı dışında kaldığı açıklanmış, mahkemece kesin hüküm nedeniyle dava reddedilmiştir.

 

Gerçekten, yörede 1952 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında çekişmeli taşınmazın gerçek kişi adına tespit edilmiş, Orman Yönetiminin açtığı dava sonucu Köyceğiz Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin 03.11.1953 tarih 1953/398-233 sayılı ilamı ile çekişmeli taşınmazın 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdit sınırı dışında kaldığı ve tapulu olduğu gerekçeleri ile davanın reddi yolunda hüküm kurulmuş, hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Bu davada sadece 3116 Sayılı Yasa gereğince yapılan tahdit hattı uygulanmıştır. Ortada 4785 Sayılı Yasa gereğince yapılan bir inceleme bulunmamaktadır. 3116 Sayılı Yasa ile sadece devlet ormanları sınırlandırılmıştır. Orman Yönetimi ile taşınmazın önceki maliki arasında kurulan söz konusu hükmün yörede 1941 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan orman kadastro sınırlarının uygulanmasına ilişkin olduğu açıktır. 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre istisnalar dışında gerçek ve tüzel kişiliklere ait tüm ormanlar hiçbir işleme gerek kalmadan devletleştirilmiştir. Yörede 1941 yılındaki orman kadastro çalışmasından sonra 1989 yılında 4785 Sayılı Yasa göz önüne alarak yapılan orman kadastro çalışması yapılmıştır. Ancak, bu çalışmanın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. 1989 yılında yapılan orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına ilişkin çalışmanın ilan edilerek itirazsız kesinleştiği ve çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırının içinde kaldığı usulüne uygun olarak yapılacak uygulama sonucunda saptandığında söz konusu kadastro mahkemesi kararının kesin hüküm oluşturduğu düşünülemez. Çünkü, 6831 Sayılı Yasanın 7. maddesi ve 02.09.1986 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan orman kadastro yönetmeliğinin 23. maddesi gereğince 4785 Sayılı Yasa gözetilerek bu yasa ile devletleştirme kapsamındaki ormanların kadastrosu her zaman yapılabilir.

 

Ayrıca; dosya içinde bulunan 1941 yılına ait orman tahdit haritası ile 1989 yılına ait orman kadastro çalışması, aplikasyon 2/B haritası arasında açı ve mesafe olarak orman tahdit noktalarının konulduğu yerler arasında farklılık olduğu anlaşılmaktadır. Orman tahdit harita ve tutanaklarının uygulanması bu hali ile yetersiz olduğu gibi, dosya kapsamından bu yerde 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışması ile aplikasyon ve 2/B madde uygulamasının kesinleşip kesinleşmediği de anlaşılamamaktadır. Bu yerde 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışması kesinleşmemiş ise, ortada 4785 Sayılı Yasa hükümleri göz önünde bulundurularak yapılan ve kesinleşen bir orman kadastrosunun varlığından söz edilemez. Çekişmeli taşınmazın öncesi itibariyle 4785 Sayılı Yasa karşısında orman sayılan yerlerden olup olmadığını, memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planının uygulanması sonucu anlaşılacaktır. 3116 Sayılı Yasa sadece devlet ormanlarının Kadastrosunun yapılmasını öngörmüş, 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesiyle tüm özel ormanlar hiçbir bildirime gerek olmadan devletleştirilmiş olduğundan, bu durumda 4785 Sayılı Yasanın yürürlüğünden önce orman kadastrosu yapılmışsa, o yerdeki taşınmazın orman olup olmadığı, sadece orman kadastro haritası ve tutanaklarının uygulanması sonucu belirlenemez.

 

Somut olayda; 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışmasının ilan edilip kesinleştiğinin belirlenmesi halinde, uyuşmazlık, kesinleşen orman tahdit harita ve tutanaklarının uygulanması ile çözümlenebilir.

 

Bu nedenle; mahkemece, öncelikle 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışmasının askı ilan tutanağı orman işletme müdürlüğünden istenmeli askı ilanını yapılıp kesinleştiğinin anlaşılması halinde, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasında seçilecek 3 uzman orman yüksek mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte tutanaklarda bahsi geçen sabit mevki ve yer adları konusunda yerel bilirkişi ifadelerinden yararlanılarak 1941 yılına ait orman kadastrosu, 1989 yılına ait orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına ilişkin tutanak ve haritalar ile arazi kadastro paftası, 6831 Sayılı Yasaya göre orman kadastrosu ve aynı yasanın 2/B madde uygulaması hakkındaki yönetmelik ve bu yönetmeliğin 54. maddesi gereğince çıkarılan teknik izahat namede tarif edilen yöntemle değişik açı ve mesafelerdeki en az 6-7 adet orman sınır noktalarını gösterecek şekilde çekişmeli taşınmaza geniş çevresi ile birlikte sağlıklı biçimde uygulanmalı, zeminde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle, tutanak ve haritalardaki açı ve mesafelere göre bir bulunup zeminde işaretlenmeli ve buna göre çekişmeli taşınmazın 1941 ve 1989 tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı, bilirkişilere uygulamayı detaylı olarak gösteren ayrı renk ve kalemlerle işaretli, orman tahdit hattı ile irtibatlı, kadastro ve orman tahdit haritaları ölçekleri eşitlenip birbiri üzerine ablike edilerek müşterek kroki düzenlettirilmelidir. Yapılacak uygulama neticesinde; çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı belirlendiğinde, sadece 1941 yılı tahditleri uygulanması sonucu verilen Köyceğiz Kadastro Mahkemesinin, 23.10.1953 tarih ve 1953/47-180 sayılı ilamının kesin hüküm oluşturmayacağı düşünülmelidir.

 

Yukarıda belirtilen şekilde yapılacak araştırma sonucunda çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1941 yılından sonra yapılarak kesinleşen orman kadastro çalışmasının bulunmadığı, yada yapılmış olsa bile ilan edilmediğinin saptanması halinde; mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğraflan ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında; bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte uygulanmak suretiyle; çekişmeli taşınmazın, bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 Sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli ( renkli fotokopi ) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli, böylece 1941 yılı orman kadastrosu dışında kalan dava konusu taşınmazın 4785 Sayılı Yasa karşısında orman sayılan yerlerden olup olmadığı kesin olarak belirlenmeli, toplanacak tüm kanıtlar değerlendirilerek oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır… ) ,

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, orman iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali tescil ve müdahalenin önlenmesi isteminden ibarettir.

 

Dosya kapsamına göre, iptali istenen 209 ada 2 parsel numaralı tapu kaydında malik olarak gözüken Bekir Oruç’un vefat ettiği ve mirasçılarına karşı davanın açıldığı görülmektedir.

 

Ne varki, tapu maliki olan Bekir Oruç’un veraset ilamı dosya içeriğinde mevcut değildir.

 

Muris Bekir Oruç’un veraset ilamının dosyaya ibrazı gerekir. Eğer mevcut veraset ilamı yoksa, çıkarması için davacıya süre verilmeli ve tüm mirasçıların davada taraf olup olmadığı araştırılmalıdır.

 

Öte yandan Elif Oruç’un veraset ilamında Bekir ve Elif’in müşterek çocukları olarak Mustafa, Hulusi, Bahattin, Hakkı ve Ethem Oruç ile Nuriye Aydın ve Ummuhan Tuncay olmak üzere 7 kişinin ismi geçtiği halde dosyada Ethem Oruç davalı olarak gösterilmemiş ve taraf sıfatını almamıştır.

 

Bilindiği üzere ölen tapu malikinin mirasçıları arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, terekeye dahil olan dava konusu taşınmaz hakkındaki davanın bütün mirasçılara karşı birlikte açılması gerekir. Sözü edilen taraf teşkili, davanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmese bile gerek mahkemece, gerekse Yargıtay’ca re’sen nazara alınması gerekir ( TMK. m.640 ) .

 

Hal böyle olunca, mahkemece taraf teşkilindeki bu eksikliğin re’sen göz önüne alınarak, davada davalı olarak temsil edilmeyen Ethem Oruç’un davaya dahil edilmesi hususunda davacı vekiline süre verilip, sonucuna göre işlem yapılması gerekirken, bu usuli eksiklik ikmal edilmeden esas hakkında karar verilmesi hatalı olmuştur. Direnme kararı bu nedenlerle bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK.nun 429. maddesi gereğince, BOZULMASINA, bozma kapsamına göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 07.02.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2011/6-557

 

K. 2012/8

 

T. 18.1.2012

 

• ÖNALIM HAKKINA KONU PAYIN İPTALİ İLE TESCİLİ İSTEMİ ( Taşınmazın Murisin Mirasçıları Arasında Paylı Mülkiyet Hükümlerine Tabi Olduğu – Tüm Mirasçıların Davacı Sıfatıyla Eldeki Davayı Açmış ve Taraf Olarak Yer Almış Olmaları Karşısında Açılan Davada Usuli Bir Eksiklik Bulunmadığı)

 

• MÜŞTEREK MÜLKİYET ( Murisin Terekesi Ölüm Tarihi İtibariyle Müşterek Mülkiyet Hükümlerine Tabi Olmakla ve 743 S. Kanundan Sonra Ölen Mirasçıların Mirasçıları da Davada Yer Almakla Davacıların Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunduğu – Önalım Hakkına Konu Payın İptali İle Tescili İstemi)

 

• MİRASÇILAR ARASINDA PAYLI MÜLKİYET HÜKÜMLERİNE TABİ TAŞINMAZ ( Tüm Mirasçıların Davacı Sıfatıyla Eldeki Davayı Açmış ve Taraf Olarak Yer Almış Olmaları Karşısında Açılan Davada Usuli Bir Eksiklik Bulunmadığı – Önalım Hakkına Konu Payın İptali İle Tescili İstemi)

 

• AKTİF HUSUMET ( Önalım Hakkına Konu Payın İptali İle Tescili İstemi – Murisin Terekesi Ölüm Tarihi İtibariyle Müşterek Mülkiyet Hükümlerine Tabi Olmakla ve 743 S. Kanundan Sonra Ölen Mirasçıların Mirasçıları da Davada Yer Almakla Davacıların Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunduğu)

 

• TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Önalım Hakkına Dayalı – Taşınmazın Murisin Mirasçıları Arasında Paylı Mülkiyet Hükümlerine Tabi Olduğu – Tüm Mirasçıların Davacı Sıfatıyla Eldeki Davayı Açmış ve Taraf Olarak Yer Almış Olmaları Karşısında Açılan Davada Usuli Bir Eksiklik Bulunmadığı)

 

4721/m.640,732

 

11.10.1982 gün 3/2 S. YİBK

 

ÖZET : Uyuşmazlık, önalım hakkına konu payın iptali ile davacılar adına tesciline ilişkindir. Davacıların davadaki paylarını dayandırdıkları payın malikinin ölüm tarihinde uygulanan Medeni Hukuk kuralları gereğince “elbirliği mülkiyeti” kabul edilmediğinden, davaya konu payın dair bulunduğu taşınmazın murisin mirasçıları olan dört kardeş arasında paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğu tartışmasızdır. Türk Kanunu Medenisi’nin kabulünden sonra ölenin mirasçılarının da diğer paydaşlar yanında davada yer aldıkları belirgindir. Böylece, M. E. mirasçıları da dahil tüm mirasçıların davacı sıfatıyla eldeki davayı açmış ve taraf olarak yer almış olmaları karşısında, açılan bu davada usuli bir eksiklik bulunmamaktadır. Daha açık ifadeyle, murisin terekesi ölüm tarihi itibariyle müşterek mülkiyet hükümlerine tabi olmakla ve 743 Sayılı Kanundan sonra ölen mirasçıların mirasçıları da davada yer almakla, davacıların aktif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “önalım” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.2.2008 gün ve 2000/1527 E., 2008/35 K. sayılı kararın incelenmesi bir kısım davacılar vekili ve davalı H. S. Ş.vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2.3.2009 gün ve 2009/1204-1492 Sayılı ilamı ile;

 

( … Uyuşmazlık, önalım hakkına konu payın iptali ile davacılar adına tesciline ilişkindir. Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiş, hüküm, davacılar vekili ve davalı H. S. Ş. vekili tarafından temyiz olunmuştur.

 

Davacı vekili, müvekkilinin 304 numaralı parsel paydaşlarından Molla Hasan mirasçısı olduğunu, paydaşlardan N. G. mirasçıları Hüsnü, Gülsüm, Gülüzar, Ramazan, Sebahat, Emine, Nasuh ve Esma’nın 22.6.2000 tarihinde 1/4 payı 20.000.000.000.tl bedelle davalılardan H. S. Ş.’ya sattığını, önalım hakkı sebebiyle davalı adına kayıtlı payın iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Dava konusu payın dair bulunduğu parselde 23.10.2000 tarihinde imar uygulaması yapılmış, 1564 ada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 numaralı parseller, 1563 ada 1, 2, 6, 7 numaralı parseller, 1567 ada 2, 3 numaralı parseller, 1482 ada 4 numaralı parsel, 1565 ada 1 numaralı parsel, 1571 ada 1 numaralı parsel ve 1570 ada 13 numaralı parseller oluşmuş, davalı H. S. Ş.1564 ada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 numaralı parsellerdeki payını 29.1.2001 tarihinde davalı Ö… Ltd. Şti’ne satmış, 1563 ada 1, 6, 7 numaralı parsellerdeki payını 10.4.2001 tarihinde davalı A. R. K.’a satmıştır. Davacı vekili, 17.4.2007 tarihli dilekçe ile, davalı H. S. Ş.’nın payını sattığı parseller yönünden payları yeni satın alan Ö… Ltd Şti’nin ve A. R. K.’ın davaya dahil edilmesini istemiştir. Davalı H. S. Ş.vekili, davanın süresinde açılmadığını ve davacının müstakil pay sahibi olmadığını davanın davacının miras bırakanı Molla Hasan mirasçılarının tamamı tarafından açılması gerektiğini ve davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı A. R. K., ve Ö… Ltd Şti vekili, davaya konu payın dair bulunduğu taşınmazda imar uygulaması sonucu yeni parseller oluştuğunu, müvekkillerinin tapuya güvenerek yeni oluşan parsellerde davalı H. S. Ş.’ya ait payı satın aldıklarını bu parsellerde davacı ve miras bırakanın payı kalmadığını ve davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.

 

Önalım hakkının kullanılmasında davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu ise tüm ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Çünkü bu gibi hallerde 11.10.1982 gün 3/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın tereke adına açıldığının kabulü gerekir. Muvafakat duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden avukata vekalet verilmesi ile sağlanabilir. Bu yolda ortakların tümünün muvafakati sağlanamazsa Türk Medeni Kanununun 640. maddesi hükmü uyarınca miras bırakanın terekesine görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci davacı dışında biri olursa davacının sıfatı biter davayı temsilci takip eder. Dava hakkına dair olan bu hususun hakim tarafından kendiliğinden öncelikle nazara alınması gerekir.

 

Olayımızda; davaya konu, önalım hakkına dair payın bulunduğu 304 numaralı parsele ait tapu kaydının incelenmesinde, davacının müstakil pay sahibi olmadığı, miras bırakan Molla Hasan adına kayıtlı elbirliği mülkiyetine konu payın bulunduğu, miras bırakan M. H.’ın davacıdan başka F. Ö., D. O., H. E., Z. E., Y. K.,” D. K., H. A. K., Z. K., A. D. Y., R. K., A. Y., F. K., A. K. 1956 doğumlu, M. K., Ç. K., A. K. 1964 doğ, N. G.’in de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece yukarıdaki esaslar göz önünde bulundurularak, davacıya, elbirliği mülkiyetine konu payın diğer paydaşlarının davaya muvafakatlerinin sağlanması, muvafakatleri sağlanamaz ise, terekeye temsilci atanması için önel verilmesi bundan sonra davaya devam olunması gerekirken, bu eksiklik giderilmeden davanın esasının incelenip, karar verilmesi doğru değildir…),

 

Gerekçesiyle bozularak, bozma nedenine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:

 

KARAR : Dava, önalım hakkına konu payın iptali ile davacılar adına tesciline ilişkindir.

 

Mahkemece, davacıların miras bırakanı M. E.’in Medeni Kanun’un yürürlüğünden önce ölmesi sebebiyle terekesinin paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğu, bu kişinin mirasçılarının davacı olarak davada yer aldıkları, bu sebeple taşınmazın diğer paydaşlarının muvafakatlerinin alınmasına gerek bulunmadığı gibi terekeye temsilci atanmasına gerek olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 

Bir kısım davacılar vekili ile davalı H. S. Ş.vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarda başlık bölümünde metni aynen yazılı gerekçe ile karar bozulmuş; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.

 

Direnme kararını davacılar R. E., Ü. G. E., S. G., H. E., M. A., A. A., T. A., H. A., Ş. U., A. A., F. Z. vekili ve davalı H. S. Ş.vekili temyiz etmiştir.

 

Direnme yoluyla H.G.K. önüne gelen uyuşmazlık; Davacıların murisleri Molla Hasan’ın payına dayanarak “Önalım” davası açmış olmalarına, murisin nüfus tahririnden ( 1321 tarihinden) önce ölmüş olmasına ve davacılar dışında da davaya katılmayan başka mirasçılarının bulunmasına göre, davacıların dayandığı payın elbirliği mülkiyetine mi, yoksa paylı mülkiyete mi konu olduğu; burada varılacak sonuca göre de, somut olayda 11.10.1982 gün ve 3/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ( T.M.K. ‘nun 640. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı noktalarında toplanmaktadır.

 

Öncelikle uyuşmazlığa dair kavram ve kurumların irdelenmesinde yarar vardır:

 

Bu bağlamda, önalım hakkının hukuki niteliğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

 

Bilindiği üzere paylı mülkiyette paydaşlar arasında ortak idare ve kullanma durumu söz konusu olduğundan paydaşların birbirlerini bilmeleri ve tanımaları önem taşımaktadır. Bu ihtiyacın gereği olarak paydaşlar arasına yabancı bir kişinin girişini engellemek, taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını önleyebilmek, hisselerin mümkün olduğu kadar hissedar elinde toplanmasını temin etmek amacıyla paylı taşınmazlarda hissedarın temlik hakkı sınırlandırılarak kanuni önalım hakkı tanınmıştır.

 

Önalım hakkı taşınmaz mal mülkiyetinin kanundan doğan takyitlerinden olup 26.12.1951 gün ve 1/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında yenilik doğuran bir hak olduğu belirtilmiştir.

 

Öte yandan 20.6.1951 gün 5/13 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise ön alım hakkının hukuki niteliği “Şufa hakkı, mefşu hissenin 3. şahsa satılması ve satışa ıttıladan itibaren bir ay içinde kullanılmış olması gibi muayyen şartlar altında kullanılacak yenilik doğurucu bir haktır ki, şefinin bu hakkı kullandığı yolundaki tek taraflı irade beyanının müşteriye vasıl olmasıyla yeni bir hukuki vaziyet meydana getirilmesine yarar. Bu hakkın kullanılmasıyla şefi yeni bir akit yapmaya hacet kalmaksızın müşteriye halef olur” şeklinde açıklanmaktadır.

 

Önalım hakkı, kanun veya sözleşmeden doğan ve hak sahibinin tek taraflı bir irade beyanıyla, hükümlerini meydana getiren, sübjektif-ayni mahiyette öyle bir inşai haktır ki, borçlu, hakkın konusu olan şeyi, tamamen kendi rızasıyla, paydaşlardan başka diğer şahıslara bir bedel neticesinde sattığı takdirde, önalıcı-önalım hakkı sahibine kararlaştırılan bedeli ödeyerek önalım konusu pay mülkiyetinin öncelikle kendisine geçirilmesini veya şerh verilmemiş sözleşmesel önalımda vaki zararın tazminini belirli süre içinde talep etme hakkı verir.

 

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ( T.M.K.’nun 732. maddesinde de:

 

“Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması halinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.”

 

Hükmü yer almaktadır.

 

Anılan düzenlemede önalım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi olduğu gözetilerek paydaşın temlik hakkı sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satım akitleri için önalım hakkı öngörülmüştür.

 

Bu husus, 20.6.1951 gün ve 5/13 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsenmiş; kararın gerekçesinde, taşınmaz mülkiyetinin takyitlerinden olan kanuni önalım hakkının taşınmazda hisse sahibi bulunan şahsa, diğer bir kimsenin payının üçüncü kişiye satılması halinde o hisse müşteriye neye mal olmuş ise o miktar ile ve belli bir süre içinde satın almak yetkisini veren ayni bir hak olduğu ifade edilmiştir.

 

Açıkça görüldüğü üzere kanuni önalım hakkından söz edebilmek için paylı mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmazdaki payın 3. şahsa satılması gerekmektedir; önalım hakkının konusu pay satışıdır.

 

Hemen burada elbirliği mülkiyeti üzerinde durulmalıdır:

 

Medeni Kanunumuzda yer alan “el birliği halinde mülkiyet” bir sistemdir. Yasa koyucu tarafından bu sistem kaldırılmadığı sürece buna uyulması zorunludur.

 

Elbirliği halinde mülkiyetin gereği olarak miras yoluyla gelen terekeye dahil bir taşınmazdaki paya dayanarak önalım davası açılması halinde 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ( T.M.K.’nun 732, 733, 734. ( 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi ( TKM)’nin 659.) maddelerine dayanılarak o payın ortaklarından biri ya da birkaçı tarafından dava açılamaz. Davanın birlikte ya da terekeye atanacak bir temsilci tarafından açılması gerekir. Bu kural T.M.K.743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi 630/2.)’nun 640/2. maddesinden kaynaklanmaktadır. Madde hiçbir yoruma yer bırakmayacak biçimde açık olup ortakların oybirliği ile karar verebileceklerini öngörmektedir.

 

Ancak bu katı görüş yargısal kararlarla kısmen yumuşatılmış ve dava açma ve davayı sürdürme olarak iki aşamada değerlendirilmiştir.

 

Şöyle ki: Elbirliği halinde mülkiyete konu bir taşınmazda pay satın alan üçüncü kişiye karşı bir ortak tek başına tüm terekeyi temsilen dava açabilir. Yalnız açtığı bu davayı sürdürebilmesi ya diğer ortakların muvafakatini alması ya da terekeye bir mümessil tayin ettirmesi ile mümkün olacaktır ve bu biçimdeki uygulama ( elbirliği halinde mülkiyet) sistemi sınırlarını aşmamaktadır.

 

Elbirliği halinde mülkiyet biçiminde tasarruf edilen bir taşınmaz üzerinde bir ortağın tek başına hissesine göre mülkiyet hakkından söz edilemez. Zira her ortak taşınmaz malın her zerresini kapsayan ortaklık esası içinde hak sahibidir. Tek bir ortak adına tescili mümkün olmayan bir hak vardır. Diğer bir deyimle elbirliği halinde mülkiyette paylaştırmadan önce ortağın belli bir pay üzerinde ayni bir hakkı bulunmamaktadır. Ortakların hepsi birlikte maliktirler. Bu itibarla elbirliği halinde mülkiyet durumunda olan bir taşınmazda 3. bir kişi tarafından pay satın alınması halinde bir ortağın T.M.K.nun 640. maddesine dayanarak dava açması mümkün ise de bunu sürdürebilmesi; diğer ortakların muvafakatini almak veya terekeye bir mümessil atanmasını sağlaması ile mümkün olacaktır.

 

Ne var ki, tüm bu açıklamalar, 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi ( TKM)’nin kabul edildiği 17 Şubat 1926 tarihinden sonraki dönem için geçerli olup; bu tarihten önce gerek 1869 ila 1876 tarihleri arasında uygulanmış olan “Mecelle-i Ahkam-ı Adliye” adlı Kanun’da ve gerekse de 743 Sayılı Kanun kabul edilene kadar olan dönemde uygulanan Medeni Hukuk’ta taşınmaz ve taşınır mallar üzerinde elbirliği ( iştirak) halinde mülkiyet kabul edilmemiş; pay ayrılığı halinde ( müşterek) mülkiyet varlığını sürdürmüştür.

 

Dolayısıyla, miras ölümle açılmakla, 743 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce ölenlerin malik olduğu mallar -o tarihte iştirak ( elbirliği) mülkiyeti hükümleri yürürlükte olmayıp, sadece müşterek mülkiyet hükümleri söz konusu olduğundan- müşterek mülkiyet hükümlerine tabidir.

 

Bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde:

 

Davaya konu payın dair bulunduğu 304 numaralı parselin 25.3.1966 tarihinde tapulama ile Yörük Musa oğulları İbrahim, Halil, Nasuh ve Molla Hasan mirasçıları adlarına 1/4′er oranında kayıt ve tescil edildiği, ölü N. G. mirasçılarının -mirasçı Zeynep T. hariç- paylarını 21.6.2000 tarihinde davalılardan H. S. Ş.’ya sattıkları, davacıların ise muris Molla Hasan’dan gelen paylarına dayanarak 27.10.2000 tarihinde görülmekte olan önalım davasını açtıkları dosyadaki tapu kayıtlarından anlaşılmaktadır.

 

Pay satışından sonra 23.10.2000 tarihinde taşınmazda imar uygulaması yapıldığı, ana taşınmazın 24 parsele ayrıldığı, bu parsellerden bir kısmında davacıların paylarının kalmadığı hususlarında çekişme bulunmamaktadır.

 

Davacıların davalarını dayandırdıkları payın maliki muris Y. M. oğlu Molla Hasan’ın 743 Sayılı TKM’nin kabul tarihi olan 17.2.1926 tarihinden çok önce öldüğü, dosya içerisinde bulunan Antalya 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 19.11.2002 gün ve 2002/840-1421 Sayılı mirasçılık belgesiyle sabittir.

 

Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, davacıların davadaki paylarını dayandırdıkları payın maliki Yörük Musa oğlu Molla Hasan’ın ölüm tarihinde uygulanan Medeni Hukuk kuralları gereğince “elbirliği mülkiyeti” kabul edilmediğinden, davaya konu payın dair bulunduğu taşınmazın murisin mirasçıları olan dört kardeş arasında paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğu tartışmasızdır.

 

Türk Kanunu Medenisi’nin kabulünden sonra ölen M. E.’in mirasçılarının da diğer paydaşlar yanında davada yer aldıkları belirgindir.

 

Böylece, M. E. mirasçıları da dahil tüm mirasçıların davacı sıfatıyla eldeki davayı açmış ve taraf olarak yer almış olmaları karşısında, açılan bu davada usuli bir eksiklik bulunmamaktadır.

 

Daha açık ifadeyle, murisin terekesi ölüm tarihi itibariyle müşterek mülkiyet hükümlerine tabi olmakla ve 743 Sayılı Kanundan sonra ölen mirasçıların mirasçıları da davada yer almakla, davacıların aktif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekir.

 

Hal böyle olunca, Mahkemenin bozma ilamında adları geçen kişilerin davaya muvafakatlerinin alınmasına gerek olmadığı gibi terekeye temsilci atanmasının da gerekmediği, dolayısı ile aktif husumet ehliyetinin bulunduğu yönündeki direnmesi yerindedir.

 

Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmemiş olup, bu yöne dair temyiz itirazları incelenmek üzere dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan, bir kısım davacılar vekilinin ve davalı H. S. Ş.vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 6. hukuk dairesi’ne gönderilmesine, 18.01.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

12. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/9036

 

K. 2011/26372

 

T. 5.12.2011

 

• ŞİKAYET ( Şikayetçinin Takipte Alacaklı ya da Borçlu Yani Taraf Sıfatı Bulunmayan 3. Kişi Konumunda Olduğu – Bir Kısım Menkullerin Satış İşlemi Dışında Bırakılmasını Talep Ettiği/ Bu İstem Ancak Borçlu Tarafından İleri Sürülebileceğinden Şikayetin Sıfat Yokluğundan Reddi Gerektiği)

 

• ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN ŞİKAYETİ ( Bir Kısım Menkullerin Satış İşlemi Dışında Bırakılmasını Talep Ettiği/ Bu İstem Ancak Borçlu Tarafından İleri Sürülebileceğinden Şikayetin Sıfat Yokluğundan Reddi Gerektiği)

 

• SIFAT YOKLUĞU ( 3. Kişinin Tarafı Olmadığı Takipte Alınan Satış Kararı ve Satışa Hazırlık İşlemlerinin Usulsüzlüğünü İleri Sürerek Bir Kısım Menkullerin Satış İşlemi Dışında Bırakılmasını Talep Ettiği – Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunmadığı)

 

• AKTİF HUSUMET ( Şikayetçinin Takipte Alacaklı ya da Borçlu Yani Taraf Sıfatı Bulunmayan 3. Kişi Konumunda Olduğu – Bir Kısım Menkullerin Satış İşlemi Dışında Bırakılmasını Talep Ettiği/Bu İstem Ancak Borçlu Tarafından İleri Sürülebileceğinden Şikayetin Sıfat Yokluğundan Reddi Gerektiği)

 

2004/m.83/c

 

ÖZET : Şikayetçinin takipte alacaklı ya da borçlu yani taraf sıfatı bulunmayan üçüncü kişi konumunda olduğu, tarafı olmadığı takipte alınan satış kararı ve satışa hazırlık işlemlerinin usulsüzlüğünü ileri sürerek bir kısım menkullerin satış işlemi dışında bırakılmasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Bu istem, İ.İ.K. nun 83 c maddesi çerçevesinde borçlu tarafından ileri sürülmesi halinde icra mahkemesince değerlendirilebilir. Üçüncü kişi tarafından ileri sürülmesi mümkün değildir. Bu durumda mahkemece şikayetçinin aktif husumet ehliyetinin bulunmaması sebebiyle şikayetin sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği düşünüldü:

 

KARAR : Borçlular aleyhinde başlatılan gayrimenkul ipoteğinin paraya çevrilmesi yoluyla takipte taşınmazın üzerinde kurulu benzin istasyonuna ait bir kısım menkullerin de taşınmazla birlikte kıymet takdirinin yapılarak satışa çıkartılması üzerine, tapu kaydında intifa hakkı şerhi bulunan ve takipte taraf olmayan üçüncü kişi O… Petrolcülük A.Ş. vekili, borçluyla ilgisi bulunmayan kendilerine ait bir kısım demirbaşların da taşınmazla birlikte satışa konu edilmesi işleminin iptalini talep etmiştir. Mahkemece istem istihkak davası olarak kabul edilerek, talep konusu menkullerin üçüncü kişiye aidiyetinin tespitine ve varsa üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince, menkuller üzerinde geçerli bir haciz işlemi bulunmadığından istemin istihkak davası niteliğinde bulunmadığı, memur işlemine karşı şikayet niteliğinde olduğundan bahisle dosya dairemize gönderilmiştir.

 

Takip dosyası incelendiğinde, şikayetçinin takipte alacaklı ya da borçlu yani taraf sıfatı bulunmayan üçüncü kişi konumunda olduğu, tarafı olmadığı takipte alınan satış kararı ve satışa hazırlık işlemlerinin usulsüzlüğünü ileri sürerek bir kısım menkullerin satış işlemi dışında bırakılmasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Bu istem, İ.İ.K. nun 83 c maddesi çerçevesinde borçlu tarafından ileri sürülmesi halinde icra mahkemesince değerlendirilebilir. Üçüncü kişi tarafından ileri sürülmesi mümkün değildir.

 

Bu durumda mahkemece şikayetçinin aktif husumet ehliyetinin bulunmaması sebebiyle şikayetin sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi yerine, istihkak davası olarak kabul edilerek yazılı gerekçeyle davanın kabulüne dair karar verilmesi isabetsizdir.

 

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA), 05.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2010/12-677

 

K. 2011/133

 

T. 13.4.2011

 

• USULSÜZ TEBLİGAT ( Ödeme Emrinin Tebliğ İşleminin Usulsüzlüğünü Ancak Tebliğ İşleminin Muhatabı Olan Borçlu Şirketin Yapabileceği – Şikayetçilerin Tek Başlarına ve Birlikte Borçlu Şirketi Temsile Yetkili Olmadığı )

 

• ŞİRKETİ TEMSİLE YETKİLİ OLMAYAN ŞAHIS ( Ödeme Emrinin Usulsüz Tebliğ Edildiğine Dair Şikayette Bulunamayacağı – Talebin Aktif Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddedileceği )

 

• TÜZEL KİŞİYE TEBLİĞ EDİLEN ÖDEME EMRİ ( Şirketi Temsile Yetkili Olmayan Şahsın Ödeme Emrinin Usulsüz Tebliğ Edildiğine Dair Şikayette Bulunamayacağı – Talebin Aktif Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddi Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Şirketi Temsile Yetkili Olmayan Şahsın Ödeme Emrinin Usulsüz Tebliğ Edildiğine Dair Şikayette Bulunamayacağı – Talebin Aktif Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddi Gerektiği )

 

2004/m.16

 

ÖZET : Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünü ancak tebliğ işleminin muhatabı olan borçlu şirket şikayet konusu yapabilir. Şikayetçilerin tek başlarına ve birlikte borçlu şirketi temsile yetkili olmadıkları anlaşılmaktadır. Tebliğ işleminin iptali isteminin aktif husumet yokluğu nedeni ile reddi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “Şikayet, kanun yoluna başvuru” nedeniyle yapılan yargılama sonunda; Sarıyer İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 15.08.2008 gün ve 2008/237 E., 244 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 12.03.2009 gün ve 2008/24324 – 2009/5167 sayılı ilamı ile önce onanmış; karşı taraf/alacaklı vekili karar düzeltme istemi üzerine bu istem kabul edilerek 20.10.2009 gün ve 2009/11649-19668 sayılı ilamı ile;

 

( … Alacaklı vekili tarafından borçlu … Pazarlama ve Tic. Ltd. Şti. hakkında genel haciz yolu ile icra takibi yapıldığı ve örnek 7 numaralı ödeme emrinin adı geçene 14.06.2008 tarihinde tebliğ edildiği, borçlu şirketin yönetim kurulu üyesi sıfatı ile şirket ortakları Y. İ. S. ve Ç. E. vekili tarafından icra mahkemesine başvurularak ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünün ileri sürüldüğü görülmektedir.

 

Ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğünü ancak tebliğ işleminin muhatabı olan borçlu şirket şikayet konusu yapabilir. Dosya içinde mevcut 03.09.2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi örneğine göre şikayetçiler Y. İ. S.ve Ç. E.’un tek başlarına ve birlikte borçlu şirketi temsile yetkili olmadıkları anlaşılmaktadır. Kaldı ki adı geçenle tarafından icra mahkemesine yapılan başvuru da borçlu şirketi temsilen ve şirket adına olmayıp, şahısları adına ve şirketin yönetim kurulu üyesi sıfatları ile yapılmıştır. Bu durumda icra takibinin borçlusu ve şikayete konu tebliğ işleminin muhatabı olmayan üçüncü kişiler Y. İ. S.ve Ç. E.’un ödeme emri tebliğ işleminin iptali isteminin aktif husumet yokluğu nedeni ile reddi yerine mahkemece şikayetin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Dairemizce hükmün bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

 

Alacaklı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Dairemizin 12.03.2009 tarih ve 2008/24324 esas, 2009/5167 karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428.maddeleri uyarınca Bozulmasına… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

 

Nitekim, aynı ilke Hukuk Genel Kurulu’nun 30.04.2003 gün ve E:2003/12-313, K:2003/310; 15.11.2006 gün ve E:2006/12-691, K:2006/722; 08.10.2008 gün ve 2008/12-538, K:576 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

 

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Karşı taraf/alacaklı Bülent Sağlam vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.04.2011 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2010/3-392

 

K. 2010/417

 

T. 22.9.2010

 

• VASİYETNAMENİN TENFİZİ İSTEMİ ( Kural Olarak Ölüme Bağlı Tasarrufun İptali Davasını Mirasçıların Birlikte Açma Zorunluluğu Bulunmadığı – Her Bir Mirasçı Kendi Yönünden ve Tek Başına Vasiyetnamenin İptalini İsteyebileceği )

 

• ÖLÜME BAĞLI TASARRUFUN İPTALİ ( Mirasçıların Birlikte Açma Zorunluluğu Bulunmadığı – Her Bir Mirasçı Kendi Yönünden ve Tek Başına Vasiyetnamenin İptalini İsteyebileceği )

 

• TASARRUFUN İPTALİ ( Vasiyetnamenin Tenfizi – Ölüme Bağlı Tasarrufun İptali Davasını Mirasçıların Birlikte Açma Zorunluluğu Bulunmadığı/Her Bir Mirasçı Kendi Yönünden ve Tek Başına Vasiyetnamenin İptalini İsteyebileceği )

 

• AKTİF HUSUMET ( Vasiyetnamenin Tenfizi – Kural Olarak Ölüme Bağlı Tasarrufun İptali Davasını Mirasçıların Birlikte Açma Zorunluluğu Bulunmadığı – Her Bir Mirasçı Kendi Yönünden ve Tek Başına Vasiyetnamenin İptalini İsteyebileceği )

 

• ÖLÜME BAĞLI TASARRUFUN TENFİZİ ( Davalılar Tenfizi İstenen Vasiyetnamenin İptali Davasının Tarafı Olmadığına ve Başka Bir Surette Vasiyetnamenin İptalini de İstemediklerine Göre Davalılar Yönünden Hisseleri de Gözetilerek Karar Vermek Gerektiği )

 

4721/m.558

 

743/m.449

 

ÖZET : Dava, vasiyetnamenin tenfizi istemine ilişkindir. Kural olarak; ölüme bağlı tasarrufun iptali davasını, mirasçıların birlikte açma zorunluluğu bulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile her bir mirasçı kendi yönünden ve tek başına vasiyetnamenin iptalini isteyebilir. Bu durumda iptal davasını açmayan mirasçılar yönünden, vasiyetname geçerliliğini korur. Bir ölüme bağlı tasarrufun iptali sebebi doğduğunda, ancak davaya taraf olanlar yönünden hukuki netice doğuracak; davada taraf olmayan mirasçılar yönünden vasiyetname geçerli olmaya devam edecektir.

 

Somut olayda, davalılar tenfizi istenen vasiyetnamenin iptali davasının tarafı olmadığına ve başka bir surette vasiyetnamenin iptalini de istemediklerine göre, davalılar yönünden hisseleri de gözetilerek ölüme bağlı tasarrufun tenfizine karar vermek gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “Vasiyetnamenin tenfizi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 3.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 24.07.2008 gün ve 2006/274 E-2008/480 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 18.06.2009 gün ve 2009/9105-10585 sayılı ilamı ile;

 

( … Davada, vasiyetnamenin tenfizi istenilmiş, mahkemece, tenfize konu vasiyetnamenin Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/208 Esas ve 677 sayılı kararı ile iptal edildiği ve iptal hükmünün kesinleştiği böylece ( ortada tenfizi yapılabilecek vasiyetname bulunmadığı ) iptal edilen vasiyetnameye dayanılarak tenfiz istenemeyeceği gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir.

 

Kural olarak, ölüme bağlı tasarrufun iptali davasını mirasçıların birlikte açma zorunluluğu bulunmamaktadır ( TMK.md.558 ). Diğer bir ifade ile her bir mirasçı kendi yönünden tek başına vasiyetnamenin iptalini isteyebilir. Bu durumda iptal davasını açmayan mirasçılar yönünden, vasiyetname, geçerliliğini korur. Bir kısım mirasçının açtığı vasiyetnamenin iptali davasında, diğer mirasçıları da kapsayacak içerikte iptal hükmünün kurulması doğru olmadığı gibi bu şekildeki bir karar davanın tarafı olmayan kişiler yönünden bağlayıcı bir sonuç ta doğurmaz ( bkz. Yargıtay 2.H.D.20.03.2001 gün ve 551 E. 4158 K. sayılı ilamı ). Sonuç itibari ile; ölüme bağlı tasarrufun iptaline yönelik karar, ancak, davanın tarafları yönünden hukuki etki gösterir.

 

Somut olayda, tenfize konu vasiyetnamenin Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/208 esasında Mustafa ve Mahir Yeşilkaya aleyhine davacılar Hanife Kurtoğulları ve Ahmet Yeşilkaya mirasçılarından Bergüzar Yeşilkaya,Erçan Yeşilkaya ile Nermin Meram tarafından iptale konu edilmiş, mahkeme vasiyetnamenin sadece “davacılar yönünden iptaline” denmesi gerekirken genel bir ifade ile iptaline şeklinde hüküm kurulmuştur. Uyuşmazlık konusu davada ise, vasiyetnamenin iptali davasında taraf olmayan mirasçılar Fatma, Emine ve Hüsniye aleyhine Mahir ve Mustafa Yeşilkaya ( lehine vasiyette bulunulanlar ) tarafından aynı vasiyetnamenin tenfizi istenilmiştir.

 

Böylece yukarıdaki ilkeler ışığında vasiyetnamenin iptali davasında taraf olmayan davalılar yönünden ölüme bağlı tasarrufun ( davalılar hissesi gözetilerek ) tenfizi gerekirken delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu istemin reddi bozmayı gerektirmiştir.

 

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, vasiyetnamenin tenfizi istemine ilişkindir.

 

Davacılar vekili, müvekkillerinin miras bırakanı Arzu Yeşilkaya’nın noterde düzenlediği 28.03.1998 tarihli vasiyetname ile 98 ve 99 parsellerdeki ( taksimen 1495 parsele giden ) payını eşit olarak müvekkillerine vasiyet ettiğini, gerek açtıkları vasiyetin iptali davasından feragat etmeleri, gerekse noterde feragatname düzenlemeleri nedeniyle, davalılar yönünden vasiyetnamenin tenfizine engel bir durumun kalmadığını ifadeyle, vasiyetnamenin tenfizi gereğince davalılara ait 1495 parseldeki paylarının eşit olarak davacılar adına tescilini istemiştir.

 

Mahkemece, çekişmeye konu vasiyetname iptal edildiğinden tenfizin istenemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

 

Karar davacı taraf vekilince temyiz edilmekle Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan nedenlerle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize davacı taraf vekili getirmektedir.

 

Burada çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iptaline karar verilen vasiyetnamenin, iptal davasında taraf olmayan mirasçılar yönünden tenfizinin olanaklı olup olmadığı noktasındadır.

 

Özel Daire bozma ilamında da işaret olunduğu üzere, kural olarak; ölüme bağlı tasarrufun iptali davasını, mirasçıların birlikte açma zorunluluğu bulunmamaktadır ( TMK.yeni md.558,eski 449 ). Diğer bir ifade ile her bir mirasçı kendi yönünden ve tek başına vasiyetnamenin iptalini isteyebilir. Bu durumda iptal davasını açmayan mirasçılar yönünden, vasiyetname geçerliliğini korur.

 

Nitekim, 07.12.1955 Tarih,1955/16 Esas,1955/25 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da “…Medeni Kanunumuzun sistemine göre tasarruf ehliyeti bulunmayan bir muris tarafından tanzim olunan ölüme bağlı tasarruf kendiliğinden hükümsüz olmayıp ancak iptali kabil sayılacağından,bir iptal sebebinin mevcut olduğunu tespit eden bir mahkeme kararı ancak aleyhlerine sadır olan şahıslara karşı muhkem kaziyye teşkil edeceği…” ifadesiyle bu husus vurgulanmıştır.

 

Şu hale göre, bir ölüme bağlı tasarrufun iptali sebebi doğduğunda, ancak davaya taraf olanlar yönünden hukuki netice doğuracak; davada taraf olmayan mirasçılar yönünden vasiyetname geçerli olmaya devam edecektir.

 

Somut olayda, davalılar tenfizi istenen vasiyetnamenin iptali davasının tarafı olmadığına ve başka bir surette vasiyetnamenin iptalini de istemediklerine göre, Özel Daire bozma ilamında da açıkça ifade edildiği üzere, davalılar yönünden hisseleri de gözetilerek ölüme bağlı tasarrufun tenfizine karar vermek gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu istemin reddi doğru değildir.

 

Açıklanan nedenlerle, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

 

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 22.09.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2011/18-633

 

K. 2011/620

 

T. 12.10.2011

 

• YÖNETİCİNİN AÇTIĞI İTİRAZIN İPTALİ DAVASI (Aynı Zamanda Kat Maliki Olup Kat Mülkiyeti Yasasının 20. Md.i Hükmü Çerçevesinde İcra Takibi ve Davada Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunduğu)

 

• AKTİF HUSUMET (Yöneticinin Açtığı İtirazın İptali Davası – Aynı Zamanda Kat Maliki Olup Kat Mülkiyeti Yasasının 20. Md.i Hükmü Çerçevesinde İcra Takibi ve Davada Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunduğu)

 

• KAT MALİKİ ALEYHİNE AÇILAN DAVA (Kat Maliklerince Atanmış Olan Yöneticinin veya Bu Parseldeki Her Bir Kat İrtifakı Hakkı Sahibinin Ana Taşınmazın Genel Gider Payını Ödemeyen Kat Malikine Karşı İcra Takibi Yapmak ve Dava Açmak Hak ve Yetkisi Olduğu)

 

• GENEL GİDER PAYININ TAHSİLİ (Kat Malikleri Kurulunun Seçip Atadığı Yöneticinin O Bloğa İlişkin Ortak Gider Alacağına Yönelik İcra Takibinde Bulunma ve Dava Açma Hak ve Ehliyetine Sahip Olduğu Dolayısıyla Aktif Husumet Ehliyetinin Bulunduğu)

 

• ORTAK GİDER ALACAĞI (Kat Malikleri Kurulunun Seçip Atadığı Yöneticinin O Bloğa İlişkin Ortak Gider Alacağına Yönelik İcra Takibinde Bulunma ve Dava Açma Hak ve Ehliyetine Sahip Olduğu)

 

634/m.20,34

 

ÖZET : Dava, ana taşınmaz üzerindeki bloğa ait ortak giderleri ödemeyen kat maliki davalılar hakkında davacı yönetici tarafından yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı yönetici ana taşınmazda aynı zamanda kat maliki olup, bu sıfatı dahi Kat Mülkiyeti Yasasının 20. maddesi hükmü çerçevesinde icra takibi ve davada aktif husumet ehliyetinin varlığının kabulü yönünden yeterlidir. Bu bakımdan, yukarıda açıklanan hükümler karşısında, Kat irtifakı kurulmuş olan 4 nolu parsel üzerinde yer alan blokların kat maliklerince anılan Yasanın 34. maddesi uyarınca atanmış olan yöneticinin veya bu parseldeki her bir kat irtifakı hakkı sahibinin ana taşınmazın genel gider payını ödemeyen kat malikine karşı icra takibi yapmak ve dava açmak hak ve yetkisi vardır. Davaya konu bağımsız bölümlerin bulunduğu bloktaki kat malikleri kurulunun seçip atadığı yöneticinin; o bloğa ilişkin ortak gider alacağına yönelik icra takibinde bulunma ve dava açma hak ve ehliyetine sahip olduğu, dolayısıyla aktif husumet ehliyetinin bulunduğu açıktır.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aydın 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21.10.2009 gün ve 2007/915 E- 2009/951 K. sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin15.07.2010 gün ve 2010/4894E-10882K sayılı ilamı ile;

 

(… Dava, ana taşınmaz üzerinde bulunan P… Sitesi B bloğa ait ortak giderleri ödemeyen kat malikleri davalılar hakkında davacı yönetim tarafından yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

 

634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasasının 20. maddesine göre kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça ana taşınmazın ortak giderlerini ve bununla ilgili avansı ödemekle yükümlüdür. Kat irtifakı kurulmuş olan 4 nolu parsel üzerinde yer alan blokların kat maliklerince anılan Yasanın 34. maddesi uyarınca atanmış olan yöneticinin veya bu parseldeki her bir kat irtifakı hakkı sahibinin ana taşınmazın genel gider payını ödemeyen kat malikine karşı icra takibi yapmak ve dava açmak hak ve yetkisi vardır. Mahkemece bu yönler gözetilerek tüm kanıtlar toplanarak davanın esasının incelenmesi oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…),

 

Gerekçesiyle, şimdilik diğer yönler incelenmeksizin bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, ana taşınmaz üzerindeki bloğa ait ortak giderleri ödemeyen kat maliki davalılar hakkında davacı yönetici tarafından yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

 

Davacı/alacaklı P… Sitesi B Blok Apartman yönetimi, ana taşınmaz üzerinde bulunan P.. Sitesi B bloğa ait ortak giderleri ödemeyen kat maliki davalılar hakkında yaptıkları icra takibine, davalıların itiraz ettiklerini ileri sürerek, vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.

 

Davalılar, davacıların takip ve dava yetkisine sahip olmadığını, Blok Yönetimi gibi bir sıfat bulunmadığından, bu yönetimin kat maliklerinden kat mülkiyeti hükümlerine göre talepte bulunamayacağını, ifadeyle, davanın reddini savunmuşlardır.

 

Mahkemenin, “P… Sitesi olarak adlandırılan ve tüm blokları içeren sitenin resmi yönetim planının bulunması karşısında, B Blok Kat maliklerinin kendi blokları için hazırladığı matbu yönetim planının geçersiz olduğu, her iki bloğun fiilen ayrı yönetilmesinin davacı bloğun tamamen bağımsız konuma getirilmesi anlamını taşımadığı, davacının takip ve dava açma hak ve yetkisinin bulunmadığı, 5711 Kanun gereğince yönetim konusunda uyarlama yapılması gerektiği, davaya konu taleplerin bu nedenle yerinde olmadığı, gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların tümünün reddine ilişkin olarak verdiği karar, davacı/alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuştur. Mahkemece önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize Davacı/alacaklı vekili getirmiştir.

 

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; Davacı yönetimin, icra takibi yapma ve dava açma hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:

 

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 2814 sayılı Kanunla değişik “Kat İrtifakı Sahibinin Hakları” başlıklı 17.maddesinde: “Kat irtifakı sahipleri, ortak arsa üzerinde yapılacak yapının, sözleşmede yazılı süre içinde başlaması ve tamamlanması için kendilerine düşen borçların yerine getirilmesini, karşılıklı olarak isteme ve dava etme hakkına sahiptirler. Kat irtifakı sahipleri yapının tamamlanması için kendi aralarından veya dışarıdan bir veya birkaç kişiyi yönetici olarak tayin edebilirler. Kat mülkiyeti yöneticisinin görev, yetki ve sorumluluklarına dair hükümler, bu yönetici hakkında da uygulanır. Kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi ana gayrimenkulün yönetiminde kat mülkiyeti hükümleri uygulanır.” hükmü yer almaktadır.

 

Aynı Kanunun 2814 ve 5711 sayılı Kanunlarla değişik “Ana gayrimenkulün Genel Giderlerine Katılma” başlıklı 20.maddesinde ise; Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça

 

a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak;

 

b) Ana gayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma,(Ek ibare: 14/11/2007-5711 S.K./9.mad.) ‘güçlendirme’ ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında; Katılmakla yükümlüdür.

 

c) Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz. Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu Kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir. Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık, yüzde on (Değişik ibare: 14/11/2007-5711 S.K./9.mad.-yüzde beş-) hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür. Birinci fıkradaki giderlere, kat maliklerinden birinin veya onun bağımsız bölümünden herhangi bir suretle faydalanan, kişinin, kusurlu bir hareketi sebep olmuşsa, gidere katılanların yaptıkları ödemeler için o kat malikine veya gidere sebep olanlara rücu hakları vardır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

 

Yine Aynı Kanunun, yöneticinin atanmasına ilişkin 34.maddesinde de; “Kat malikleri, ana gayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışarıdan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), kurula da (Yönetim kurulu) denir. Ana gayrimenkulün sekiz veya daha fazla bağımsız bölümü varsa, yönetici atanması mecburidir. Ana gayrimenkulün bütün bölümleri bir kişinin mülkiyetinde ise, malik kanunen yönetici durumundadır. Yönetici, kat maliklerinin, hem sayı hem arsa payı bakımından çoğunluğu tarafından atanır. Yönetici her yıl kat malikleri kurulunun kanuni yıllık toplantısında yeniden atanır; eski yönetici tekrar atanabilir. Kat malikleri ana gayrimenkulün yönetiminde anlaşamaz veya toplanıp bir yönetici atayamazlarsa, o gayrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesince, kat maliklerinden birinin müracaatı üzerine ve mümkünse diğerleri de dinlendikten sonra, gayrimenkule bir yönetici atanır. Bu yönetici, aynen kat maliklerince atanan yöneticinin yetkilerine sahip ve kat maliklerine karşı sorumlu olur. Sulh mahkemesince atanan yönetici, bu atanma üzerinden altı ay geçmedikçe, kat malikleri kurulunca değiştirilemez Ancak haklı bir sebep çıkarsa, onu atamış olan sulh mahkemesi, değiştirmeye müsaade edebilir.

 

Yönetici atanırken kendisiyle yapılan sözleşmede, teminat göstermesi şart edilebilir; sözleşmede böyle bir şart olmasa bile, haklı bir sebebin çıkması halinde kat malikleri kurulu, yöneticiden teminat göstermesini isteyebilir…” hükmü mevcuttur.

 

Aynı Kanunun 35.maddesinde sayılan yöneticinin görevleri arasında –maddenin (i) bendinde- “Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmeyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ” da bulunmaktadır.

 

Tüm bu yasal düzenlemelere göre eldeki dava değerlendirildiğinde :

 

Dosyadaki kayıt ve belgelere göre, dava konusu 4 parsel sayılı taşınmaz, bir zemin on normal katlı bahçeli, natamam betonarme apartman vasfında olup; kat irtifakı kurulmuştur. Tapunun beyanlar hanesinde 20.04.2000 tarihli yönetim planı yazılıdır. Dava P… Sitesi B Blok Apartman Yöneticiliği adına hareketle, davalı B Blok bağımsız bölüm malikleri aleyhine ortak giderlerden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik takibe itirazın iptali istemiyle açılmıştır. Mahkemece bir örneği dosya içine alınan 06.06.2006 tarihli P… Sitesi B-Blok Yönetim Planı da kat malikleri –ve aynı zamanda davalılardan A…- tarafından imzalanmıştır. Kat irtifakı kurulmuş olan 4 nolu parsel üzerinde yer alan blokların kat maliklerince, yukarıda hükmüne aynen verilen 634 sayılı Kanunun 34. maddesi uyarınca, yönetici atanmıştır. Hemen belirtmelidir ki, tek parsel üzerinde kurulu bloklardan oluşan sitelerde ana taşınmaz yönünden yönetici atanmış olması, blokların kendi aralarında yönetici tayin etmesine engel değildir.

 

Ana gayrimenkul üzerinde bulunan blokların kat maliklerinin merkezi yönetimden ayrı olarak kendi yönetimlerini oluşturmalarını yasaklayan bir yasa kuralı da bulunmamaktadır.

 

Aynı parsel üzerinde kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulması sırasında düzenlenen yönetim planında blok yapıların ve bağımsız bölümlerin çok sayıda olması dikkate alınarak yönetimde kolaylık sağlanması bakımından bloklar için ayrı yönetici öngörülmesi işin gereğine de uygundur.

 

Öte yandan, davacı yönetici ana taşınmazda aynı zamanda kat maliki olup, bu sıfatı dahi Kat Mülkiyeti Yasasının 20. maddesi hükmü çerçevesinde icra takibi ve davada aktif husumet ehliyetinin varlığının kabulü yönünden yeterlidir. Bu bakımdan, yukarıda açıklanan hükümler karşısında, Kat irtifakı kurulmuş olan 4 nolu parsel üzerinde yer alan blokların kat maliklerince anılan Yasanın 34. maddesi uyarınca atanmış olan yöneticinin veya bu parseldeki her bir kat irtifakı hakkı sahibinin ana taşınmazın genel gider payını ödemeyen kat malikine karşı icra takibi yapmak ve dava açmak hak ve yetkisi vardır. Davaya konu bağımsız bölümlerin bulunduğu bloktaki kat malikleri kurulunun seçip atadığı yöneticinin; o bloğa ilişkin ortak gider alacağına yönelik icra takibinde bulunma ve dava açma hak ve ehliyetine sahip olduğu, dolayısıyla aktif husumet ehliyetinin bulunduğu açıktır. Mahkemece, işin esasına girilip, tarafların delilleri toplanmak suretiyle oluşacak sonuca göre hüküm kurulmak gerekirken, aksine gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 12.10.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2009/11-127

 

K. 2009/209

 

T. 27.5.2009

 

• ACENTELİK SÖZLEŞMESİ ( Sözleşmenin Haksız Feshinden Kaynaklanan Tazminat Talebi/Davacı Şirket Adına Davayı Açan Kişinin Şirketin Temsilcisi Olduğu – Davalı İle Akdedilen Sözleşmeyi İmzalayan Kişinin Şirket Adına Sözleşmeyi Yaptığı/Davanın Aktif Husumet Yokluğundan Reddedilemeyeceği )

 

• AKTİF HUSUMET EHLİYETİ ( Acentelik Sözleşmesinin Haksız Feshinden Kaynaklanan Tazminat Talebi/Davacı Şirket Adına Davayı Açan Kişinin Şirketin Temsilcisi Olduğu – Davalı İle Akdedilen Sözleşmeyi İmzalayan Kişinin Şirket Adına Sözleşmeyi Yaptığı/Ehliyetin Bulunduğu )

 

• TEMSİL ( Acentelik Sözleşmesinin Haksız Feshinden Kaynaklanan Tazminat Talebi/Davacı Şirket Adına Davayı Açan Kişinin Şirketin Temsilcisi Olduğu – Davalı İle Akdedilen Sözleşmeyi İmzalayan Kişinin Şirket Adına Sözleşmeyi Yaptığı/Davanın Aktif Husumet Yokluğundan Reddedilemeyeceği )

 

1086/m.38

 

ÖZET : Dava, acentelik sözleşmesinin haksız yere feshedilmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davacı Ltd. Şti. vekili; taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesi uyarınca davacı Şirketin, davalının acentesi sıfatıyla yolcu biletlerini sattığını, ancak davalının sözleşmeyi usulüne göre feshetmeden bilet satışlarını başka firmalara yaptırdığını ve bu nedenle davacı Şirketin zarara uğradığını ileri sürerek, tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davacı şirketin acente sözleşmesinin tarafı olmadığı gerekçesiyle, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir. Acentelik sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra, muhtelif tarihli vekaletnameler ile davalı Şirket, davacı Şirketin müdürü ve yetkili temsilcisini dilediği şahıs, şirket veya firmalarla dilediği bedel ve şartlarla Acentelik Sözleşmesi ve her türlü protokol imzalama ve resmi kurum ve kuruluşlarda işler yapma, konusunda yetkili kılmıştır. Davacı Ltd. Şti adına eldeki davayı açan, aynı zamanda bu Şirketin yetkili temsilcisi ve müdürü olup, davalı ile akdedilen sözleşmeyi imzalayan kişinin, bu sıfatla ve temsilcisi olduğu Şirket adına acente sözleşmesini yaptığı; dolayısıyla davacı Şirketin, dava konusu hakkın sahibi ve davacı sıfatını haiz bulunduğunun kabulü gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 9. Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 22.02.2007 gün ve 2005/369 E.-2007/56 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 19.06.2008 gün ve 2007/6284-2008/8258 sayılı ilamı ile;

 

( … Davacı vekili, müvekkili şirketin davalının acentesi sıfatıyla yolcu biletlerini sattığını, davalının sözleşmeyi usulünce feshetmeden bilet satışlarını başka firmalara yaptırdığını, davacının bu durumdan zarar gördüğünü ileri sürerek, şimdilik 5.100,00 YTL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı vekili, müvekkili tarafından acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

 

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin acente sözleşmesinin tarafı olmadığı gerekçesiyle, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir.

 

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

 

Dava, acentelik sözleşmesinin haksız yere feshedilmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

 

Davalı taraf, davada husumet itirazında bulunmamış aksine davacı ile aralarında aktedilen acentelik sözleşmesini haklı sebeplere istinaden feshettiğini savunmuştur. Sözleşmeyi imzalayan dava dışı Özcan Çalışkan, davacı şirketin temsile yetkili müdürü olup; bu sıfatla acente sözleşmesi yapmak yetkisi kapsamında bulunmaktadır.

 

Bu durumda mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın esastan incelenerek karara bağlanması gerekirken, davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, acentelik sözleşmesinin haksız yere feshedilmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

 

Davacı Birlik Turizm Taşımacılık Gıda Otomotiv İnşaat Taahhüt Bayilik Ticaret Ltd. Şti. vekili; taraflar arasında düzenlenen 17.07.2003 tarihli acentelik sözleşmesi uyarınca davacı Şirketin, davalının acentesi sıfatıyla yolcu biletlerini sattığını, ancak davalının sözleşmeyi usulüne göre feshetmeden bilet satışlarını başka firmalara yaptırdığını ve bu nedenle davacı Şirketin zarara uğradığını ileri sürerek, 5.100,00 YTL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı Anadolu Ulaşım A.Ş vekili, davacı Şirketin acentelik hizmetini gereği gibi yerine getirmediğini, bu nedenle müvekkili tarafından acentelik sözleşmesinin haklı sebeple ve usulüne uygun olarak feshedildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.

 

Mahkemenin; “davacı Birlik Turizm Taşımacılık Gıda Otomotiv İnşaat Taahhüt Bayilik Ticaret Ltd. Şti.’nin sözleşmenin tarafı olmadığı, dayanak 17.07.2003 tarihli sözleşmenin davacı Şirketin müdürü ile davalı arasında akdedildiği, bu davada yer almayan davacı Şirket müdürünün şirketi temsile yetkili olmasının da, davacı Şirkete sözleşmeden kaynaklı dava ve talep hakkı vermeyeceği” gerekçesiyle, “aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine” dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Öncelikle uyuşmazlığa etkili somut olay özelliklerinin ortaya konulmasında yarar vardır:

 

Davacı Birlik Turizm Taşımacılık Gıda Otomotiv İnşaat Taahhüt Bayilik Ticaret Ltd. Şti. tarafından dayanılan, 17.07.2003 tarih ve 5500 yevmiye nolu Sözleşmede, davalı şirket ‘taşımacı’, davacı Şirketi temsil ve ilzama yetkili bulunan Özcan Çalışkan ise ‘acente’ sıfatıyla yer almış; Acentelik Sözleşmesi’nin 1. maddesinde, davalı şirketin acente Özkan Çalışkan’ı Karayoluyla Şehirlerarası yolcu taşıması konusunda acente olarak tayin ettiği, 2. maddesinde ise, davalıya ait yolcu biletlerinin satış işleminin Özcan Çalışkan tarafından yapılacağı, belirtilmiştir.

 

Acentelik sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra, muhtelif tarihli vekaletnameler ile davalı Şirket, davacı Şirketin müdürü ve yetkili temsilcisi Özcan Çalışkan’ı, dilediği şahıs, şirket veya firmalarla dilediği bedel ve şartlarla Acentelik Sözleşmesi ve her türlü protokol imzalama ve resmi kurum ve kuruluşlarda işler yapma, konusunda yetkili kılmıştır.

 

Bu aşamadan sonra, davacı Şirket temsilcisi Özcan Çalışkan’ın, davalı Şirket otobüslerine ait yolcu biletlerini sattığı, bilet bedellerinin davalı Şirkete ödenmesi karşılığında tüm faturaların, davalı Şirket tarafından, davacı Birlik Turizm Taşımacılık Gıda Otomotiv İnşaat Taahhüt Bayilik Ticaret Ltd. Şti. adına düzenlendiği belirgin olup, esasen bu husus tarafların da kabulündedir.

 

Yargılama sırasında ise, davalı taraf husumet itirazında bulunmadığı gibi; cevap dilekçesinde ve aşamalarda, 17.07.2003 tarihli acentelik sözleşmesinin davacı Şirket ile davalı arasında akdedildiği benimsenmek suretiyle, salt, sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiği yönünde savunmada bulunulmuştur.

 

Şu durumda; davacı Birlik Turizm Taşımacılık Gıda Otomotiv İnşaat Taahhüt Bayilik Ticaret Ltd. Şti adına eldeki davayı açan, aynı zamanda bu Şirketin yetkili temsilcisi ve müdürü olup, davalı ile akdedilen 17.07.2003 tarihli sözleşmeyi imzalayan Özcan Çalışkan’ın, bu sıfatla ve temsilcisi olduğu Şirket adına acente sözleşmesini yaptığı; dolayısıyla davacı Şirketin, dava konusu hakkın sahibi ve davacı sıfatını haiz bulunduğunun kabulü gerekir.

 

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen ve uyuşmazlığın esastan incelenerek karara bağlanması gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine dair verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde peşin harcın iadesine, 27.05.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2006/12-690

 

K. 2006/721

 

T. 15.11.2006

 

• AKTİF HUSUMET EHLİYETİ ( Borçlunun Kardeşi Olan ve Üzerine Haciz Konulan Taşınmazlarda Hissedar Bulunan Şikayetçinin Kendi Hisselerine Uygulanan Haciz İşlemi Bulunmadığından Şikayette Hukuki Yarar Olmadığı )

 

• HACİZ İŞLEMİNDE USULSÜZLÜK ( Borç Miktarını Aşacak Şekilde Haciz Yapıldığı İddiası İle Taşınmaz Üzerindeki Haczin Kaldırılması İstemi – Şikayetçinin Kendi Hisselerine Uygulanan Haciz İşlemi Bulunmadığından Şikayette Hukuki Yarar Olmadığı )

 

• HUKUKİ YARAR ( Borçlunun Kardeşi Olan ve Üzerine Haciz Konulan Taşınmazlarda Hissedar Bulunan Şikayetçinin Kendi Hisselerine Uygulanan Haciz İşlemi Bulunmadığından Şikayette Hukuki Yarar Olmadığı )

 

• ŞİKAYET DAVASI ( Borçlunun Kardeşi Olan ve Üzerine Haciz Konulan Taşınmazlarda Hissedar Bulunan Şikayetçinin Kendi Hisselerine Uygulanan Haciz İşlemi Bulunmadığından Şikayette Hukuki Yarar Olmadığı )

 

2004/m.85,363

 

ÖZET : Şikayet, borç miktarını aşacak şekilde haciz yapıldığı iddiası ile taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması istemine ilişkindir.

 

Kesinleşen icra takibinde borçlunun miras bırakanından intikal edecek taşınmazlardaki hisselerine haciz şerhinin işlendiği ve icra memurunun bu haciz işleminde usulsüzlük bulunmadığı anlaşılmaktadır. Borçlunun kardeşi olan ve üzerine haciz konulan taşınmazlarda hissedar bulunan şikayetçinin kendi hisselerine uygulanan haciz işlemi bulunmadığından şikayette hukuki yararı yoktur.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “şikayet” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; B. 1. İcra Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 9.11.2005 gün ve 2005/170 E., 2005/240 K sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 7.3.2006 gün ve 2006/1015 E., 2006/ 4464 K. Sayılı ilamı ile;

 

( … Şikayetin konusu borç miktarını aşacak şekilde haciz yapıldığı için taşınmaz üzerindeki haczin kaldırılması isteminden ibarettir. Şikayetçi takip dosyasında taraf olmadığı gibi adı geçen payına haciz konulmadığından haczin kaldırılması isteminde bulunabilmesi için gerekli aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Bu durumda, istemin öncelikle anılan gerekçe ile reddi sözkonusu olacağından ve aktif husumet ehliyetinin resen gözetilmesi gerektiğinden İİK’nın 363. maddesi gereğince hükmün kesin olduğundan söz edilemez.

 

Açıklanan nedenlerle icra mahkemesinin 13.12.2005 tarih ve 2005/170-240 sayılı temyiz talebinin reddine yönelik kararının kaldırılmasına oybirliği ile karar verildikten sonra işin esasının incelemesine geçildi:

 

Gereği düşünüldü:

 

Kesinleşen icra takibinde borçlunun ölü babası Güngör A.’den intikal edecek taşınmazlardaki hisselerine haciz şerhinin işlendiği ve icra memurunun bu haciz işleminde usulsüzlük bulunmadığı anlaşılmaktadır. Borçlunun kardeşi olup üzerine haciz konulan taşınmazlarda hissedar bulunan şikayetçinin kendi hisselerine uygulanan haciz işlemi bulunmadığından şikayette hukuki yararı yoktur. O halde, şikayetin aktif husumet ehliyetinin yokluğundan reddi yerine işin esasına girilerek İİK’nın 85/1. maddesi uyarınca fazla haciz yapıldığından bahisle bir kısım taşınmazlar üzerindeki haczin kaldırılması isabetsizdir… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk genel kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Taraflar karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, hukuk genel kurulunca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nın 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 15.11.2006 gününde oy birliği ile karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

12. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/8353

 

K. 2011/25196

 

T. 29.11.2011

 

• İHALENİN FESHİ TALEBİ ( Taşınmazda Haczi Bulunan 3. Kişinin Talep Edebileceği – Şikayetçinin Taşınmazda Bulunan Haczinin İcra Müdürlüğü’nün Yazısı Esas Alınarak Düşürülmesinin/Aktif Husumet Yokluğundan Davanın Reddine Karar Verilmesinin Hukuka Aykırı Olduğu )

 

• TAŞINMAZDA HACZİ BULUNAN ŞİKAYETÇİNİN İHALENİN FESHİNİ İSTEMESİ ( Fesih Talebinde Bulunacak İlgililerden Olduğu – Şikayetçinin Alacaklı Olduğu Dosyadan Konulan Haczin Düşüp Düşmediğinin Dosya İncelenerek Belirleneceği )

 

• AKTİF HUSUMET EHLİYETİ ( İhalenin Feshi Talebi – Şikayetçinin Taşınmazda Bulunan Haczinin İcra Müdürlüğü’nün Yazısı Esas Alınarak Düştüğüne/Aktif Husumet Yokluğundan Davanın Reddine Karar Verilmesinin Hukuka Aykırı Olduğu )

 

• HACZİN DÜŞÜP DÜŞMEDİĞİNİN TESPİTİ ( İhalenin Feshi Talebi/Şikayetçinin Taşınmazda Haczi Bulunan 3. Kişi Olduğu – Şikayetçinin Alacaklı Olduğu Dosyadan Konulan Haczin Düşüp Düşmediğinin Dosya İncelenerek Belirleneceği )

 

2004/m.106, 129, 133

 

ÖZET : İhale konusu taşınmazda haczi bulunan şikayetçi üçüncü kişi, ihalenin feshini isteyebilecek ilgililerdendir. Mahkemece, şikayetçinin alacaklısı olduğu dosyadan konulan haczin düşüp düşmediği, ilgili icra dosyası celbedilip incelendikten sonra tespit edilmesi gerekirken, adı geçen İcra Müdürlüğü’nün icra mahkemesine hitaben yazdığı yazı esas alınarak şikayetçinin haczinin düştüğü, dolayısıyla davada aktif husumetinin bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

 

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği düşünüldü :

 

KARAR : İhale konusu taşınmazda haczi bulunan şikayetçi üçüncü kişi, ihalenin feshini isteyebilecek ilgililerdendir. Mahkemece, şikayetçinin alacaklısı olduğu İzmir 20. İcra Müdürlüğü’nün 2007/21024 Esas sayılı dosyasından konulan haczin düşüp düşmediği, ilgili icra dosyası celbedilip incelendikten sonra tespit edilmesi gerekirken, İzmir 20. İcra Müdürlüğü’nün 10.12.2010 tarihli icra mahkemesine hitaben yazdığı yazı esas alınarak şikayetçinin haczinin düştüğü, dolayısıyla davada aktif husumetinin bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

 

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 29.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

5. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/9013

 

K. 2011/13221

 

T. 13.7.2011

 

• KAMULAŞTIRMASIZ ELATMAYA DAYANAN BEDEL DAVASI ( Tapu Kaydındaki Malik Veya Maliklerin Açabileceği – Taşınmazın Satıldığı Davacının Aktif Husumet Ehliyeti Bulunmadığı/Davanın Reddi Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET EHLİYETİ ( Kamulaştırmasız Elatmaya Dayanan Bedel Davası – Tapu Kaydındaki Malik Veya Maliklerin Açabileceği – Taşınmazın Satıldığı Davacının Aktif Husumet Ehliyeti Bulunmadığı )

 

2942/m. 11

 

ÖZET : Kamulaştırmasız el atmaya dayanan bedel davasını taşınmazın tapu kaydındaki malik veya malikleri açabilir. Dava konusu taşınmazın tapu kaydına göre taşınmaz dava dışı Şirkete satılmıştır. Bu durumda davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kısmen kabulüne dair verilen yukarda gün ve sayıları yazılı hükümün Yargıtay’ca incelenmesi tarafların vekilleri yönünden verilen dilekçelerle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş , hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir. Davalı idare vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

 

Kamulaştırmasız el atmaya dayanan bedel davasını taşınmazın tapu kaydındaki malik veya malikleri açabilir.

 

Dava konusu taşınmazın tapu kaydına göre 14.8.2003 tarihinde taşınmaz dava dışı B… Traktör İş ve Tarım Makinaları Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketine satılmıştır. Bu durumda davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın aktif husumet sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi,

 

Doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükümün açıklanan sebeplerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davacıdan peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 13.7.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

12. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/31540

 

K. 2011/13711

 

T. 30.6.2011

 

• HACZİN İPTALİ TALEBİ ( Takipte Taraf Olmayan 3. Kişinin İcra Mahkemesine Başvurduğu/Haczedilen Malların Kendi Borçlusuna Ait Olduğu İddiası İle İptali Talebi – Aktif Husumet Yokluğu İle Reddedileceği )

 

• HACİZ KONULAN MALLARIN KENDİ BORÇLUSUNA AİT OLDUĞU İDDİASI ( Haczin İptali Talebi – Sıra Cetveline İtiraz Edilmesi Gerektiği )

 

• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Takipte Taraf Olmayan 3. Kişinin Haczedilen Malların Kendi Borçlusuna Ait Olduğu İddiası İle Haczin İptali Talebi/Aktif Husumet Yokluğu İle Reddedileceği – Sıra Cetveline İtiraz Edilmesi Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET YOKLUĞU ( Haciz Konulan Malların Kendi Borçlusuna Ait Olduğu İddiası İle Haczin İptali Talebi – Taraf Olmadığı İcra Dosyasında Borçlunun Mallarına Konulan Haczin İptalini İsteyemeyeceği )

 

2004/m.16

 

ÖZET : Alacaklı tarafından borçlu hakkında icra takibi başlatıldığı, dosyadan yazılan talimat uyarınca talimat dosyasında borçlunun taşınır mallarının haczedildiği anlaşılmıştır. Bu takipte borçlu sıfatı bulunmayan ve taraf olmayan 3. kişinin icra mahkemesine başvurusunda, kendilerinin de başka bir borçlu hakkında takip yaptıklarını, haciz konulan malların kendi borçlularına ait olduğunu, haczin geçersiz olduğunu belirterek iptalini talep etmiştir. Takipte taraf olmayan 3. kişinin, taraf olmadığı icra takip dosyasında borçlunun mallarına konulan haczin iptalini isteme hakkı bulunmadığından ve bu iddialarını sıra cetveline itiraz olarak ileri sürmesi halinde değerlendirme konusu yapılabileceğinden istemin aktif husumet yokluğu nedeni ile reddi gerekir.

 

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Alacaklı İ… Şti. tarafından borçlu A.G. hakkında Konya 6. İcra Müdürlüğü’nün 2009/1742 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, bu dosyadan yazılan talimat uyarınca Aksaray 2. İcra Müdürlüğü’nün 2009/193 talimat sayılı dosyasında 15.2.2010 tarihinde borçlunun taşınır mallarının haczedildiği anlaşılmıştır. Bu takipte borçlu sıfatı bulunmayan ve taraf olmayan 3. kişi K… AŞ.’nin icra mahkemesine başvurusunda, kendilerinin de borçlu P… Şti. hakkında takip yaptıklarını, haciz konulan malların adı geçen kendi borçlularına ait olduğunu, dolayısıyla bu dosyadan uygulanan haczin yasaya aykırı olup, geçersiz olduğunu belirterek iptaline karar verilmesini talep ettiği görülmüştür. Takipte taraf olmayan 3. kişinin, taraf olmadığı icra takip dosyasında borçlunun mallarına konulan haczin iptalini isteme hakkı bulunmadığından ve bu iddialarını sıra cetveline itiraz olarak ileri sürmesi halinde değerlendirme konusu yapılabileceğinden, mahkemece, istemin aktif husumet yokluğu nedeni ile reddi gerekirken, şikayetin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

 

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 30.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

HUKUK GENEL KURULU

 

E. 2006/12-706

 

K. 2006/680

 

T. 8.11.2006

 

• İMZAYA İTİRAZ ( Dosya Kapsamından İtiraz Eden Şikayetçinin Şirketi Münferiden Temsil ve İlzama Yetkili Olduğunun Anlaşıldığı/İtirazın Şahıs Adına Değil Takip Borçlusu Şirket Adına Yapıldığı – Davanın Aktif Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddine Karar Verilemeyeceği )

 

• AKTİF HUSUMET YOKLUĞU ( Kambiyo Senetlerine Mahsus Yolla Yapılan Takibe Konu Çekteki İmzaya İtiraz – Dosya Kapsamından İtiraz Eden Şikayetçinin Şirketi Münferiden Temsil ve İlzama Yetkili Olduğunun Anlaşıldığı/Davanın Reddine Karar Verilemeyeceği )

 

• ŞİRKETİ MÜNFERİDEN TEMSİL VE İLZAMA YETKİLİ ŞAHIS ( Kambiyo Senetlerine Mahsus Yolla Yapılan Takibe Konu Çekteki İmzaya İtiraz – Dosya Kapsamından İtiraz Eden Şikayetçinin Şirketi Münferiden Temsil ve İlzama Yetkili Olduğunun Anlaşıldığı/Davanın Reddine Karar Verilmemesi Gereği )

 

2004/m.68/a

 

ÖZET : Dava, kambiyo senetlerine mahsus yolla yapılan takibe konu çekteki imzaya itiraza ilişkindir. İtiraz edenin aynen içeriği aktarılan dilekçesinde kullandığı “şirketime ait çekin” ifadesi yanında “imza sirkülerini” de ibraz etmiş olması ve bu sirkülerden “şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğunun” anlaşılması karşısında itirazın şahıs adına değil takip borçlusu şirket adına yapıldığı belirgindir. İtiraz edenin adına takip bulunmadığı ve şahsı adına itiraz ettiği gerekçesiyle istemin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olması isabetsizdir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 8. İcra ( Hukuk ) Mahkemesince itirazın aktif husumet yokluğundan dair verilen 08.03.2006 gün ve 2006/53-244 sayılı kararın incelenmesi itiraz eden borçlu şirket yetkilisi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 25.04.2006 gün ve 2006/5936-9146 sayılı ilamı ile;

 

( … Takip borçlusu Uğur Böceği Ltd. Şirketi olup, ödeme emri de şirket adına tebliğ edilmiştir. Borçlu şirket yetkilisinin yasal sürede İcra Mahkemesine başvurarak çekte borçlu şirkete atfen atılan imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek imzaya itiraz ettiği ve itiraz dilekçesine Beyoğlu 12.Noterliği’nin 3292 yevmiye nolu, 12.03.2002 tarihli imza sirkülerini eklediği görülmüştür. İtiraz dilekçesine ekli anılan imza sirkülerine göre itiraz eden Mehmet Ergin Tekir’in borçlu şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda itirazın borçlu şirket adına yapıldığının kabulü gerekeceğinden Mahkemece itirazın esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken istemin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : İstek, kambiyo senetlerine mahsus yolla yapılan takibe konu çekteki imzaya itiraza ilişkindir.

 

Alacaklı Limited şirket tarafından borçlu Uğur Böceği Ltd.Şti ve Yalçın T. 08.11.2006 aleyhine çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus yolla yapılan takip nedeniyle borçlu şirket yetkilisi Mehmet Ergin T. 08.11.2006 tarafından eldeki imzaya itiraz isteminde bulunulmuştur.

 

Mahkemece bu istek şirket adına değil şahsı adına yapıldığı ve şahıs aleyhine de bir takip bulunmadığı gerekçesiyle aktif husumet yokluğundan reddedilmiş; itiraz edenin temyizi üzerine Özel Dairece itirazın şirket adına yapıldığı ve itiraz edenin şirketi temsile yetkili olduğu, işin esasının incelenmesi gereğine işaretle karar bozulmuştur.

 

Mahkeme önceki kararda direnmiş; hükmü itiraz eden temyize getirmiştir.

 

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; itiraz edenin aktif husumet ehliyetinin olup olmadığı noktasındadır.

 

İstanbul 12.icra Müdürlüğünün 2005/12428 sayılı dosyasında 29.07.2005 tarihinde alacaklı Hidropet Petrol Ürünleri San.Tic.Ltd.Şti vekili tarafından borçlular Uğur Böceği Mobilya Deko Ve Eğitim Hizmetleri Ltd.Şti. ve Yalçın T. 08.11.2006 aleyhine “Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Kasımpaşa Şb.İstanbul, 17.05.2005 keşide tarihli ve 5.000.000.000 TL ( 5.000.00 YTL ) bedelli bir adet çek” dayanak alınarak kambiyo senetlerine mahsus yolla takibe girişilmiş; ödeme emri borçlu şirket adına çıkarılmıştır.

 

İtiraz eden/ takip borçlusu şirket yetkilisi İcra Mahkemesine verdiği 07.01.2006 ( 17.01.2006 harç ) tarihli dilekçesinde aynen: ” Dosyada bulunan şirketime ait çekin Aralık 2003 tarihinde aracımdan çalınarak zayi edilmiş olup, aynı gün Jandarma karakol tutanakları düzenlenmiştir. Garanti Bankası Kasımpaşa Şb.ne de bildirilerek teslim edilmiştir. Söz konusu çalıntı çekteki yazılı ibareler çekteki adı geçen şahıs ve firmalarla herhangi bir ilişkimin olmadığını çalıntı çekteki imzanın tarafıma ait olmadığını ekteki bulunan imza sirkülerimle…bildirir gereğinin yapılmasını arz ederim.” İfadelerine yer vermiş; dilekçesine şirketi temsile yetkili olduğuna ilişkin imza sirkülerini eklemiştir.

 

Görüldüğü üzere; itiraz edenin aynen içeriği aktarılan dilekçesinde kullandığı “şirketime ait çekin” ifadesi yanında “imza sirkülerini” de ibraz etmiş olması ve bu sirkülerden “şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğunun” anlaşılması karşısında itirazın şahıs adına değil takip borçlusu şirket adına yapıldığı belirgindir.

 

Kaldı ki, yargılama aşamasında ibraz edilen diğer sirkülerden de itiraz edenin halen şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmaktadır.

 

Mahkemece yapılacak iş; borçlu şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili bulunan itiraz edenin şirketi adına yaptığı itirazın esasının incelenerek oluşacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermek olmalıdır.

 

O halde; Mahkemece, açıklanan hususlar göz ardı edilerek dosya kapsamına uygun düşmeyen biçimde itiraz edenin adına takip bulunmadığı ve şahsı adına itiraz ettiği gerekçesiyle istemin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olması ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire kararına uyulmayarak, bu kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

 

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : İtiraz eden borçlu şirket yetkilisinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 08.11.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

5. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/11035

 

K. 2011/13035

 

T. 12.7.2011

 

• KAMULAŞTIRMASIZ ELATILAN TAŞINMAZ BEDELİNİN TAHSİLİ ( Davacılardan Tapu Maliki Olmayanlar Adına Aktif Husumet Yokluğundan Davanın Reddedileceği – Davacılar Vekilinin Vekaletnamesi Olmayan Davacı İçin Açtığı Davanın Açılmamış Sayılacağına Karar Verileceği )

 

• VEKİLİN DAVACI ADINA VEKALETNAMESİNİN BULUNMAMASI ( Kamulaştırmasız El Atılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili Talebi – Davanın Açılmamış Sayılması Gerektiği )

 

• AKTİF HUSUMET YOKLUĞU ( Kamulaştırmasız El Atılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili Talebi – Tapu Maliki Olmayan Davacıların Aktif Husumet Yokluğundan Davanın Reddedileceği )

 

1086/m.67

 

ÖZET : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacılar vekilinin, davacı L.Y.’den alınmış vekaletnamesinin bulunmaması sebebiyle adı geçenin davasının açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. C.E ile N.E.’nin de tapu maliki olmamaları sebebiyle aktif husumet yokluğundan bu kişiler yönünden açılan davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hukuka aykırıdır.

 

DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kısmen kabulüne dair verilen yukarda gün ve sayıları yazılı hükümün Yargıtay’ca incelenmesi davalı idare vekili yönünden verilen dilekçeyle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

 

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm; davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

 

Mahallinde yapılan keşif sonucu, taşınmazların dava tarihindeki değerinin biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

 

Ancak;

 

Davacılar vekilinin, davacı L.Y.’den alınmış vekaletnamesinin bulunmaması sebebiyle H.U.M.K.nun 67. maddesi uyarınca adı geçenin davasının açılmamış sayılmasına, C.E ile N.E.’nin de tapu maliki olmamaları sebebiyle aktif husumet yokluğundan bu kişiler yönünden açılan davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi,

 

Doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Davalı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükümün açıklanan sebeplerle H.U.M.K.’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davalıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 12.7.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestShare on TumblrDigg thisShare on StumbleUponShare on RedditFlattr the authorBuffer this pageEmail this to someone