T.C.

 

YARGITAY

 

11. CEZA DAİRESİ

 

E. 2004/4756

 

K. 2005/2733

 

T. 18.5.2005

 

• KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNA MUHALEFET ( Taş Ocağında Patlatılan Dinamitler/Birince Derecede Arkeoloiik ve Doğal Sit Alanında Kaldığından Yapılan Eylemin Doğal Dokunun Bozulmasına Yol Açıp Açmadığının Araştırılması Gerektiği )

 

• ARKEOLOİİK VE DOĞAL SİT ALANI ( Taş Ocağında Patlatılan Dinamitler/Birince Derecede Arkeoloiik ve Doğal Sit Alanında Kaldığından Yapılan Eylemin Doğal Dokunun Bozulmasına Yol Açıp Açmadığının Araştırılması Gerektiği – Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa Muhalefet8 )

 

• TAŞ OCAĞINDA PATLATILAN DİNAMİTLER ( Birince Derecede Arkeoloiik ve Doğal Sit Alanında Kaldığından Yapılan Eylemin Doğal Dokunun Bozulmasına Yol Açıp Açmadığının Araştırılması Gerektiği – Zararın Varlığı ve Doğal Dokunun Bozulması Halinde 2863 S.K Md. 65 ( a ) Aksi Halde ( b ) Bendi Uyarınca Ceza Uygulanması Gerektiği )

 

• BİRİNCE DERECEDE ARKEOLOJİK VE DOĞAL SİT ALANINDA YAPILAN EYLEM ( Taş Ocağında Patlatılan Dinamitler – Eylemin Doğal Dokunun Bozulmasına Yol Açıp Açmadığının Araştırılması Gerektiği – Zararın Varlığı ve Doğal Dokunun Bozulması Halinde 2863 S.K Md. 65 ( a ) Aksi Halde ( b ) Bendi Uyarınca Ceza Uygulanması Gerektiği )

 

2863/m.65/a-b

 

ÖZET : Taş ocağında patlatılan dinamitler hem kaya mezarının hemde kale duvarının tahribine neden olmaktadır…” şeklindeki saptama karşısında, Jeoloji mühendisi bilirkişi raporunda, dava konusu taş ocağının patlatma yapılmak suretiyle yeniden işletilmesi halinde mevcut kaya mezarlarının patlamanın etkisiyle hasar göreceği, arkeolog bilirkişinin taş ocağında dinamit ile yapılacak işlemlerde kaya mezarları ve kale kalıntılarının doğal ve fiziki olarak etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu şeklindeki raporları ile 29.7.2001 tarihli bakanlık temsilcisinin raporu arasında çelişki bulunduğundan raporu düzenleyen adı geçen bakanlık temsilcisi ile araştırma ekibi görevlilerinin duruşmada tanık sıfatıyla dinlenmeleri, gerektiğinden onlar da hazır bulundurularak mahallinde yeniden keşif yapılması, suç tarihinde taş ocağında dinamit kullanıldığının belirlenmesi halinde bu fiziki müdahalenin davaya konu kaya mezarları ile Asarkale’nin bozulmasına, yıkılmasına, tahribine ve her ne suretle olursa olsun zarara uğramasına sebebiyet verip vermediği, ayrıca birince derecede arkeoloİik ve doğal sit alanında kaldığından yapılan eylemin doğal dokunun bozulmasına yol açıp açmadığı araştırılıp, zararın varlığı ve doğal dokunun bozulmasına sebebiyet verildiğinin belirlenmesi halinde 2863 Sayılı Kanunun 65. maddenin ( a ), aksi halde ( b ) bendi uyarınca ceza uygulaması gerekir.

 

DAVA : 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa muhalefet suçundan sanık Hasan Kalaycı’nın yapılan yargılaması sonunda:Beraatine dair BAFRA Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 05.11.2002 gün ve 2001/218 Esas, 2002/174 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi katılan vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığının bozma isteyen 02.04.2004 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği görüşüldü:

 

KARAR : Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Kuruma Kurulu’nun 1.10.1997 gün ve 2959 sayılı kararı ile Samsun İli, Bafra İlçesi, Asarköyü’ nde bulunan 3 adet kaya mezarı ile Asarkale’nin tesciline, sit alanı ilanına kadar kaya mezarları ve kalenin yakın çevresinde herhangi bir uygulama yapılmamasına, 25.3.1998 tarih ve 3105 sayılı kararı ile mevcut taş ocağının işletme süresinin dolmasından sonra kapatılmasına karar verildiği, 9.7.1998 tarih ve 3201 sayılı kararıyla 3 adet kaya mezarı ve Helenestik dönemden Bizans dönemine kadar gelişim gösteren kale kalıntılarının bulunması ve çevrenin yapısı nedeniyle 1. derece arkeoloİik ve doğal sit alanı, çevresinde belirlenen alanın ise 2. derece doğal sit alanı olarak ilan edildiği, ayrıca bu kararda bu alanlar üzerinde hiçbir şekilde taş ocağı açılmaması ve mevcut ocakların kapatılması gerektiğinin belirtildiği, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 5.11.1999 gün, 658 ve 659 sayılı ilke kararlarında 1. ve 2. derece arkeoloİik ve doğal sit alanlarında taş alınması ve taş ocağı açılmasının yasaklandığının anlaşılması, Samsun ili Bafra ilçesinde yapılan yüzey çalışmaları ile ilgili 29.7.2001 tarihli raporda “…Kalenin batısında bulunan kaya mezarını taşıyan kayanın arkasında bulunan taş ocağı halen çalışır durumdadır, Asarkale’deki çalışma süremiz boyunca taş ocağında yaklaşık hergün dinamit kullanıldığı tespit edilmiştir. Taş ocağında patlatılan dinamitler hem kaya mezarının hemde kale duvarının tahribine neden olmaktadır…” şeklindeki saptama karşısında, İeoloİi mühendisi bilirkişi Hicabi Kılıç raporunda, dava konusu taş ocağının patlatma yapılmak suretiyle yeniden işletilmesi halinde mevcut kaya mezarlarının patlamanın etkisiyle hasar göreceği, arkeolog bilirkişi Şükran Atalar’ın taş ocağında dinamit ile yapılacak işlemlerde kaya mezarları ve kale kalıntılarının doğal ve fiziki olarak etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu şeklindeki raporları ile 29.7.2001 tarihli bakanlık temsilcisi Lale Çukurkavaklı’nın raporu arasında çelişki bulunduğundan raporu düzenleyen adı geçen bakanlık temsilcisi ile araştırma ekibi görevlilerinin duruşmada tanık sıfatıyla dinlenmeleri, gerektiğinden onlar da hazır bulundurularak mahallinde yeniden keşif yapılması, suç tarihinde taş ocağında dinamit kullanıldığının belirlenmesi halinde bu fiziki müdahalenin davaya konu kaya mezarları ile Asarkale’nin bozulmasına, yıkılmasına, tahribine ve her ne suretle olursa olsun zarara uğramasına sebebiyet verip vermediği, ayrıca birince derecede arkeoloİik ve doğal sit alanında kaldığından yapılan eylemin doğal dokunun bozulmasına yol açıp açmadığı araştırılıp, zararın varlığı ve doğal dokunun bozulmasına sebebiyet verildiğinin belirlenmesi halinde 2863 Sayılı Kanunun 65. maddenin ( a ), aksi halde ( b ) bendi uyarınca ceza uygulaması gerekirken, eksik soruşturmaya dayanılarak mahkümiyete yeterli delil elde edilemediğinden bahisle beraat kararı verilmesi,

 

SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün istem gibi BOZULMASINA, 18.05.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

8. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2005/7140

 

K. 2005/8007

 

T. 28.11.2005

 

• TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Taşınmazın 5.Sınıf Tarım Arazisi Olduğu – Davacılar Yararına Zilyetlikle Kazanma Koşulları Oluştuğu Anlaşıldığına Göre Mahkemece Davanın Kabulü Gerektiği )

 

• TARIM ARAZİSİ OLAN TAŞINMAZ ( Tapu İptali ve Tescil – Davacılar Yararına Zilyetlikle Kazanma Koşulları Oluştuğu Anlaşıldığına Göre Mahkemece Davanın Kabulü Gerektiği )

 

• ARKEOLOG BİLİRKİŞİSİ RAPORU ( Taşınmazın 5.Sınıf Tarım Arazisi Olduğu – Davacılar Yararına Zilyetlikle Kazanma Koşulları Oluştuğu Anlaşıldığına Göre Mahkemece Tescil Davasının Kabulü Gerektiği )

 

3402/m.14

 

ÖZET : Dava, tapu iptali ve tescil istemidir. Dava evrakı ve yargılama tutanakları içeriğine göre, yerel bilirkişi ve tanıklarca, davacıların teknik bilirkişinin düzenlediği rapor ve ekli krokide, C ve D harfleri ile gösterilen bölümleri satınaldıkları ve eklemeli 40-45 yılı aşkın süre ile tarım arazisi olarak kullandıkları, son dönemlerde ekilemediğini, ancak zilyetliğin terkedilmediği belirtildiğine, “kentsel sit etkilenme” alanında kaldığı, üzerinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı bulunmadığı, 5.sınıf tarım arazisi olduğu arkeolog Bilirkişisinin, ziraat bilirkişisinin havale tarihli raporları ile gerekçeli olarak açıklandığına,taşınmazın niteliği Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin onamasından geçen Gökçeada Kadastro Mahkemesinin kesinleşmiş hükmü ile belirlendiğine, davacılar yararına zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğu anlaşıldığına göre, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.

 

DAVA : Nadir Kaptan ve Mehmet Köseoğlu ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Gökçeada Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 19.07.2005 gün ve 37/73 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

 

KARAR : Davacılar, satınalma ve kazanmayı sağlayan eklemeli zilyetlik hukuki nedenlerine dayanarak Hazine adına tapuda kayıtlı 257 ada 17 parsel kapsamında kalan,C ve D harfleri ile gösterilen bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

 

Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

 

Mahkemece,257 ada 17 parselin tapu kaydının iptali ile teknik bilirkişi Ahmet Gazi Avcı’nın 17.06.2005 tarihli krokili raporunda C harfi ile gösterilen 1045.16 m2 yüzölçümlü bölümünün davacı Nadir Kaptan, D harfi ile gösterilen 2860.70 m2 yüzölçümlü bölümünün de Mehmet Köseoğlu adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Dava konusu 257 ada 17 parsel,20093m2 yüzölçümlü olarak belgesizden 30 yılı aşkın süre hiç kimse tarafından kullanılmadığı ,dikenliklerle kaplı boş alan olduğu ve kentsel sit etkilenme alanında kaldığı gerekçesi ile 12.12.1995 tarihinde hali arazi niteliği ile Hazine adına tespit edilmiş, Vakıflar İdaresi,davacılar ve dava dışı gerçek kişilerin Kadastro Mahkemesine tespite itiraz davaları açmaları üzerine tutanak kesinleşmemiştir. Davacılar satış olgusuna dayanarak tespite itiraz davasına katılmışlar, Gökçeada Kadastro Mahkemesi, 23.13.2003 gün 1996/538 ,2003/66 sayılı kararı ile,Vakıflar idaresinin davasının reddine, 257 ada 17 parselin tespitinin iptali ile ,fen bilirkişiler Orhan Onay ve Ahmet Gazi Avcı’nın 22.10.2003 tarihli krokili raporunda A1,A,L,E,H ve İ harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümlerinin, tarım arazisi niteliğinde olduğu ve kazanma koşulları oluştuğu gerekçesi ile gerçek kişiler, kalan bölümlerin ise Hazine adına tapuya tesciline, katılanlar Nadir Kaptan ve Mehmet Kösoğlu’nun satış senetlerinin tespit tarihinden sonra düzenlenmiş olması nedeniyle C ve D harfleri ile gösterilen bölümlere ilişkin davalar bakımından mahkemenin görevsizliğine , dosyanın görevli ve yetkili Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş,Vakıflar İdaresi,katılanlar ve Hazine vekilinin temyizi hüküm Yargıtay 16.Hukuk Dairesi tarafından onanarak 23.09.2004 tarihinde kesinleşmiş, aynı tarihte Hazine adına tapu kaydı oluşmuştur.

 

Dosya kapsamına, dava evrakı ve yargılama tutanakları içeriğine göre, yerel bilirkişi ve tanıklarca, davacıların teknik bilirkişinin düzenlediği rapor ve ekli krokide, C ve D harfleri ile gösterilen bölümleri satınaldıkları ve eklemeli 40-45 yılı aşkın süre ile tarım arazisi olarak kullandıkları, son dönemlerde ekilemediğini, ancak zilyetliğin terkedilmediği belirtildiğine, “kentsel sit etkilenme” alanında kaldığı, üzerinde korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı bulunmadığı, 5.sınıf tarım arazisi olduğu arkeolog Bilirkişi İlknur Ergün’ün 21.06.2005,ziraat bilirkişisi Hasan Doğan’ın 08.06.2005 havale tarihli raporları ile gerekçeli olarak açıklandığına,taşınmazın niteliği Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin onamasından geçen Gökçeada Kadastro Mahkemesinin 23.10.2003 gün 1996/538-2003/66 esas ve karar sayılı kesinleşmiş hükmü ile belirlendiğine,davacılar yararına zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğu anlaşıldığına göre, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.

 

SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile hükmün açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi uyarınca Hazineden harç alınmasına mahal olmadığına, 28.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

7. CEZA DAİRESİ

 

E. 2006/3297

 

K. 2009/5001

 

T. 21.4.2009

 

• ETNOGRAFİK KÜLTÜR VARLIĞI ( Nitelikteki Kuran-ı Kerim’in Mevcut Durumu İtibariyle 2863 S.Y Kapsamına Girip Girmediği Konusunda Üniversitelerin Arkeoloji ve Sanat Tarihi Kürsülerine Mensup Bilirkişi Kuruluna İnceleme Yaptırılması Gerektiği )

 

• KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI ( Etnoğrafik Nitelikteki Kuran-ı Kerim’in Mevcut Durumu İtibariyle 2863 S.Y Kapsamına Girip Girmediği Konusunda Üniversitelerin Arkeoloji ve Sanat Tarihi Kürsülerine Mensup Bilirkişi Kuruluna İnceleme Yaptırılması Gerektiği )

 

 

• ARKEOLOJİ VE SANAT TARİHİ KÜRSÜLERİNE MENSUP BİLİRKİŞİSİ ( Etnoğrafik Nitelikteki Kuran-ı Kerim’in Mevcut Durumu İtibariyle 2863 S.Y Kapsamına Girip Girmediği Konusunda İnceleme Yaptırılması Gerektiği )

 

• KURAN-I KERİM’İN 2863 SAYILI KANUN KAPSAMINA GİRİP GİRMEDİĞİ ( Etnoğrafik Nitelikteki – Mevcut Durumu İtibariyle 2863 S.Y Kapsamına Girip Girmediği Konusunda Üniversitelerin Arkeoloji ve Sanat Tarihi Kürsülerine Mensup Bilirkişi Kuruluna İnceleme Yaptırılması Gerektiği )

 

2863/m.23,25,27

 

ÖZET : Sanıktan elde edilen etnoğrafik nitelikteki Kuran-ı Kerim’in mevcut durumu itibariyle 2863 sayılı Yasa kapsamına girip girmediği konusunda, üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılmalıdır.

 

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Zamanaşımını kesen son işlem olan sanığın sorgusunun yapıldığı 25.12.2003 tarihi itibariyle temyiz inceleme gününde, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe hükümler içeren 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresi dolmuş ise de;

 

Halkın sosyal hayatını yansıtan insan yapısı araç ve gereçler dahil bilim, din ve mihaniki sanatlarla ilgili etnoğrafik nitelikteki kültür varlıkları da 2863 sayılı Kanun’un 23. maddesi uyarınca korunması gerekli taşınır kültür varlıklarındandır.

 

Aynı Kanun’un 25. maddesi, 23. maddede belirlenen korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının Kültür Bakanlığı tarafından bilimsel esaslara göre tasnif ve tescile tabı tutulacağı genel hükmünü içermektedir. Bu nedenle, etnoğrafik nitelikteki kültür varlıklarının da 23. maddede açıklanan diğer tüm taşınır kültür varlıkları gibi korunması gerekli olup olmadığının belirlenmesi için tasnife tabı tutulmaları ve “müze koleksiyonlarını tamamlayıcı nitelikte oldukları ve belge değeri taşıdıkları” saptandığı takdirde tescil edilmeleri gereklidir. Tasnif sonucu tescil dışı bırakılan ve müzelere alınması gerekli görülmeyen etnoğrafık varlıklar, 2863 sayılı Yasa kapsamı dışında bulunduğundan, bu kültür varlıkları, üzerinde sahipleri her tür tasarrufta bulunabilirler.

 

Tescili yapılan ancak müzelere alınmaları gerekli görülmeyen korunması gerekli etnoğrafık nitelikteki kültür varlıklarının ticareti ise, anılan Kanun’un 27. maddesi uyarınca Kültür Bakanlığı’nın iznine tabidir.

 

Bu açıklamaların ışığı altında, öncelikle sanıktan elde edilen ve 20.09.2003 günlü müze müdürlüğü ekspertiz raporunda etnoğrafık nitelikte olduğu açıklanan Kuran-ı Kerim’in, “Etnoğrafık Nitelikteki Taşınır Kültür Varlıkları Hakkındaki Yönetmelik”in 3. maddesi uyarınca müze koleksiyonlarını tamamlayıcı nitelikte ve belge değeri taşıyıp taşımadığı ve mevcut durumu itibariyle bilim, kültür, din veya güzel sanatlarla ilgileri ile 2863 sayılı Kanun kapsamına girip girmediği konusunda, üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmaya dayanılarak yazılı şekilde iade kararı verilmesi,

 

SONUÇ : Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün istem gibi ( BOZULMASINA ), 21.04.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

7. CEZA DAİRESİ

 

E. 2007/16633

 

K. 2010/2327

 

T. 18.2.2010

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANI ( Antik Kent İçinde Kalan Taşınmazda İzin Almaksızın Prefabrik Ev Yapmak – İnşai Müdahale Niteliğinde Bulunduğu )

 

• İNŞAİ MÜDAHALE ( 1-3 Derece Arkeolojik Sit Alanı Olarak Tescil Edilen Antik Kent İçinde Kalan Taşınmazda İzin Almaksızın Prefabrik Ev Yapmak )

 

2863/m. 9

 

ÖZET : Sanığın, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun kararı ile 1-3 derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilen ve antik kent içinde kalan taşınmazda izin almaksızın prefabrik ev yapmak suretiyle yaptığı müdahalenin inşai müdahale niteliğinde bulunduğu gözetilmelidir.

 

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

 

KARAR : Sanığın, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 20.09.1989 tarih ve 734 sayılı kararı ile 1-3 derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilen ve Kyzikos antik kenti içinde kalan taşınmazda izin almaksızın bilirkişi raporunda belirtildiği üzere prefabrik ev yapmak suretiyle yaptığı müdahalenin 2863 sayılı kanunun 9. maddesindeki inşai müdahale niteliğinde bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,

 

SONUÇ : Yasaya aykırı katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 18.02.2010 günü oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

7. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2009/5717

 

K. 2010/3140

 

T. 26.5.2010

 

• KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ ( Yeni Yasal Düzenlemede “Birinci Grup Olarak Tescil ve İlan Edilen Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazların Zilyetlikle Kazanılamayacağı )

 

• BİRİNCİ GRUP OLARAK TESCİL VE İLAN EDİLEN KÜLTÜR VARLIKLARI ( Tescil ve İlan Edilen Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazların Zilyetlikle Kazanılamayacağı )

 

• ZİLYETLİĞE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Birinci Grup Olarak Tescil ve İlan Edilen Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazların Zilyetlikle Kazanılamayacağı )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANI ( Doğal Sit Alanları ve 3. Derece Arkeolojik Sit Alanında Bulunan Taşınmazların Koşulları Oluştuğu Takdirde Kazandırıcı Zamanaşımı Zilyetliği Yolu İle Kazanılabileceği )

 

2863/m.11

 

ÖZET : 2863 Sayılı Yasanın 11. maddesinin birinci fıkrasının 2. cümlesini değiştiren 5663 sayılı Yasanın 1. maddesi ile yapılan yeni yasal düzenlemede “birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazların zilyetlikle kazanılamayacağı” öngörülmüştür. Ne var ki doğal sit alanları ve üçüncü derece arkeolojik sit alanında bulunan taşınmazların koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile kazanılmaları mümkün hale getirilmiştir.

 

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:

 

KARAR : Kadastro sırasında 103 ada 30 ve 101 ada 12 parsel sayılı sırası ile 1634,26 m² ve 8950,11 m² yüzölçümündeki taşınmazlar M. A. A.’nın zilyetliğinde bulunduğu ancak, Kocatepe Tarihi Sit alanı içerisinde kaldığından söz edilerek davalı hazine adına tespit edilmiştir. Davacı M. A. A. bağışlamaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmazların davacı M. A. A. adına tapuya tesciline, tutanağın beyanlar hanesine “Kocatepe Tarihi Sit alanı içinde kalmaktadır” sözcüklerinin yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.

 

Dava ve temyize konu 103 ada 30 ve 101 ada 12 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde adına tescile karar verilen zilyet davacı M. A. A. yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği mahkemece yapılan keşif, uygulama, toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir.

 

Somut olayda konuyu düzenleyen 2863 Sayılı Yasanın 11. maddesinin birinci fıkrasının 2 nci cümlesini değiştiren 5663 sayılı Yasanın 1. maddesi ile yapılan yeni yasal düzenlemede “birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazların zilyetlikle kazanılamayacağı” öngörülmüştür. Ne var ki doğal sit alanları ve üçüncü derece arkeolojik sit alanında bulunan taşınmazların koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile kazanılmaları mümkün hale getirilmiştir.

 

SONUÇ : Mahkemece bu olgular dikkate alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davalı hazinenin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 26.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

16. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2007/5397

 

K. 2007/4987

 

T. 7.12.2007

 

• KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ ( %50 Olan Arazi Eğiminin Düzeltilmesi İçin Yapılan Teraslama Çalışmasının Bitim Tarihinden İtibaren 20 Yıllık Sürenin Dolup Dolmadığının Araştırılma )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANI ( Kadastro Tespiti – Çekişmeli Taşınmaza Komşu Parselin Sit Alanı İçinde Kaldığı Yazıldığına Göre Bölgeye İlişkin Harita Getirtilip Zemine Uygulanıp Sonuca Göre Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• İMAR VE İHYA ( %50 Olan Arazi Eğiminin Düzeltilmesi İçin Yapılan Teraslama Çalışmasının Bitim Tarihinden İtibaren 20 Yıllık Sürenin Dolup Dolmadığının Araştırılması Gerektiği )

 

3402/m.14, 17

 

2863/m.11/1, Geç.7

 

ÖZET : Çekişmeli taşınmaza komşu parselin sit alanı içinde kaldığı yazıldığına göre, bölgeye ilişkin harita getirtilip zemine uygulanıp sonuca göre karar verilmelidir.

 

%50 olan arazi eğiminin düzeltilmesi için yapılan teraslama çalışmasının bitim tarihinden itibaren 20 yıllık sürenin dolup dolmadığı araştırılmalıdır.

 

DAVA : Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:

 

KARAR : Kadastro sırasında 263 ada 6 parsel sayılı 3092,81 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı Rukiye ve paydaşları adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine, yasal süresi içinde çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup zilyetlikle mülk edinme şartlarının davalı adına oluşmadığı iddiasına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine ve çekişmeli parselin tespit gibi davalılar adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Mahkemece zilyetlikle mülk edinme şartlarının davalılar yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, çakıştırılmalı, uzman arkeolog bilirkişiden taşınmazın sit alanı içinde kalıp kalmadığı hususunda rapor alınmalı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin 30.05.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5663 sayılı Kanun’la değiştirildiği ve buna göre kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazların zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği ve bu değişikliğin 2863 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddesine göre kadastrosu devam eden taşınmazların sınırlandırma ve tespiti işleri ile devam eden davalarda da uygulanacağı hususları gözönünde bulundurulmalı, taşınmazda ekonomik amaca uygun kullanımın olup olmadığı, taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı konularında komşu taşınmazların durumları ile karşılaştırma da yapılacak şekilde uzman üç kişilik ziraat bilirkişisi heyetinden ayrıntılı rapor alınmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın eğimini azaltmak için yapılan 6 adet terasın ne zaman yapıldığı konusunda bilgileri sorularak teraslama çalışmalarının bitirildiği tarih ile tespit tarihi arasında 20 yıllık iktisap süresinin dolup dolmadığı araştırılmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.

 

SONUÇ : Mahkemece bu hususlar araştırılmadan yargılama yapılıp yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğundan davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün ( BOZULMASINA ), 07.12.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

16. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2008/5029

 

K. 2008/4421

 

T. 17.6.2008

 

• KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ( 1. ve 2. Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazların Zilyetlik Yoluyla İktisap Edilemeyeceği – Kadastrosu Devam Eden Taşınmazların Sınırlandırma ve Tespiti İşleri ile Devam Eden Davalarda da Uygulanacağı )

 

• KADASTRO TESPİTİNDEN DOĞAN DAVA ( Kazandırıcı Zamanaşımı – 1. ve 2. Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazların Zilyetlik Yoluyla İktisap Edilemeyeceği )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANI ( Kadastro Tespitinden Doğan Dava – 1. ve 2. Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazların Zilyetlik Yoluyla İktisap Edilemeyeceği )

 

2863/m.11

 

ÖZET : Kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda; çekişmeli parselin 1. derece arkeolojik sit alanı içerisinde kaldığı sabittir. Kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazların zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği hükmü getirilmiş ve bu değişikliğin kadastrosu devam eden taşınmazların sınırlandırma ve tespiti işleri ile devam eden davalarda da uygulanacağının gözönüne alınması gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu,

 

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

 

KARAR : Kadastro sırasında 225 ada 28 parsel sayılı 810.09 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz 1. derece arkeolojik sit alanında kalması nedeniyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı N… G… vekili, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve çekişmeli taşınmazın davacı adına tesciline, taşınmazın 1. derece arkeolojik sit alanında kaldığının beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Mahkemece, 2863 sayılı Kanun’un 11.maddesinde 5226 sayılı Kanunla yapılan değişikliğe kadar zilyetlikle iktisap şartlarının davacı yararına oluştuğu, 2863 sayılı Kanun’un 11.maddesinde 5226 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin geriye yürüyeceğine dair bir hükmün de mevcut olmadığı, aleyhe yorumla bu değişikliğin geriye yürütülemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan değerlendirme ve varılan sonuç yasaya uygun değildir. Çekişmeli parselin 1. derece arkeolojik sit alanı içerisinde kaldığı sabit olup mahkemenin kabulü de bu yöndedir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi 30.05.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5663 sayılı kanunla değiştirilmiş ve buna göre kültür ve tabiat varlıklarını koruma bölge kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazların zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği hükmü getirilmiş ve bu değişikliğin kadastrosu devam eden taşınmazların sınırlandırma ve tespiti işleri ile devam eden davalarda da uygulanacağı 2863 sayılı kanuna eklenen geçici 7.maddede belirtilmiştir.

 

SONUÇ : Bu yasal düzenlemeler karşısında mahkemece davanın reddine karar vermesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsiz olup Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 17.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

18. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2011/5856

 

K. 2011/7461

 

T. 20.6.2011

 

• KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TESPİTİ VE TAŞINMAZIN İDARE ADINA TESCİLİ ( Hükme Esas Alınan Bilirkişi Raporunda Belirtilenden Farklı Olarak ve Somut Gerekçe Gösterilmeden Buğday ve Domates Ürününün Farklı Oranda Münavebeye Alınamayacağı )

 

• MÜNAVEBENİN FARKLI ORANDA ALINMASI ( Kamulaştırma Bedelinin Tespiti ve Taşınmazın İdare Adına Tescili/Bilirkişi Raporunda Gösterilenden Farklı Oranda Domates ve Buğday Ürünlerinin Münavebeye Alındığı – Somut Gerekçe Gösterilmediği )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANI ( Kamulaştırma Bedelinin Tespiti – 3. Derece Sit Alanında Kalan Taşınmazda Meydana Gelecek Değer Kaybının Saptanıp Buna Göre Hesaplanacak Olan Miktarın Taşınmazın Değerinden Düşüleceği )

 

2942/m.11

 

ÖZET : Kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda buğday ve domates ürünlerinin …’şer oranda münavebeye alınması gerekirken somut gerekçe gösterilmeden buğday ürününün farklı oranda, domates ürününün farklı oranda münavebeye alınması ve 3. derece arkeolojik sit alanında kaldığı anlaşılan taşınmazda meydana gelecek değer kaybının saptanıp buna göre hesaplanacak olan miktarın taşınmazın değerinden düşülmesi gerektiğinin düşünülmemesi hukuka aykırıdır.

 

DAVA : Dava dilekçesinde, Kamulaştırma Yasasının 4650 Sayılı Yasayla değişik hükümleri uyarınca, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 

KARAR : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazları yerinde değildir.

 

Ancak;

 

1- )Hükme esas alınan 1. bilirkişi kurulu raporunda buğday ve domates ürünlerinin %50′şer oranda münavebeye alınması gerekirken herhangi bir somut gerekçe gösterilmeden buğday ürününün %25, domates ürününün %75 oranında münavebeye alınması,

 

2- )Dosyada bulunan 10.2.2009 tarihli Belediye Başkanlığı yazısından “3. derece arkeolojik sit alanında” kaldığı anlaşılan davaya konu taşınmazda kaçınılmaz olarak meydana gelecek değer kaybının saptanıp buna göre hesaplanacak olan miktarın taşınmazın değerinden düşülmesi gerektiğinin düşünülmemesi.

 

Doğru Görülmemiştir.

 

SONUÇ : Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükümün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 20.6.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

8. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2008/3418

 

K. 2008/3985

 

T. 17.7.2008

 

• KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ ( Birinci Grup Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanları Dışında Kalan Arkeolojik ve Doğal Sit Alanları Zilyetlikle Kazanılabileceği )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANI ( Tescil Talebi – Birinci Grup Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanları Dışında Kalan Arkeolojik ve Doğal Sit Alanları Zilyetlikle Kazanılabileceği )

 

• ZİLYETLİKLE İKTİSAP ( Birinci Grup Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanları Dışında Kalan Arkeolojik ve Doğal Sit Alanlarının Kazanılabileceği )

 

• SİT ALANI ( Tescil Talebi – Birinci Grup Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanları Dışında Kalan Arkeolojik ve Doğal Sit Alanlarının Kazanılabileceği )

 

• TESCİL TALEBİ ( Birinci Grup Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanları Dışında Kalan Arkeolojik ve Doğal Sit Alanlarının Kazanılabileceği )

 

4721/m.713

 

2863/m. 11

 

ÖZET : Davacı, kazandırıcı zilyetlik hukuksal nedenine dayalı olarak tescil talebinde bulunmuştur. 2863 Sayılı Kanuna göre, birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derecede arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yolu ile kazanılamaz. Bunlar dışında kalan arkeolojik sit alanları ile doğal sit alanları kazanma koşulları oluştuğu takdirde kazanılabilir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu taşınmazların altında, üzerinde ve etrafında zilyetlikle kazanılamayacak kültür ve tabiat varlığının olup olmadığının yöntemine uygun şekilde araştırılması gerekir. Yerel mahkemece açıklanan hususlar araştırılmadan taşınmazların sit alanında olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.

 

DAVA : Bahriye ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Fethiye 1. Asliye Hukuk Hakimliği’nden verilen 21.05.2005 gün ve 182/396 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

 

KARAR : Davacılar vekili, miras yolu ile intikal ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 112 ada 2, 107 ada 43 ve 113 ada 27 parsellerin Hazine üzerindeki tapu kayıtlarının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı Hazine vekili, dava konusu parsellerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılamayacak yerlerden olduğunu, 2863 Sayılı Kanunun düzenlediği sit alanı içinde kaldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

 

Mahkemece, uyulan bozma ilamı uyarınca yapılan inceleme sonunda, dava konusu taşınmazların sit alanında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Dava konusu parsellere ait kadastro tutanaklarında özet olarak, vergi kaydı, paylaşım ve satın alma olgularına dayanılarak 1990 yılında yargılamanın devamı sırasında ölen Hüseyin adına tespit edilmiş, tutanak ve eklerinin komisyona sunulması üzerine yapılan inceleme sonunda, dava konusu parsellerin 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında kalan yerlerden olması nedeniyle tespitin iptaliyle tüm parsellerin Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Görülmekte olan davada yargılama sırasında ölen davacıların miras bırakanı Hüseyin, satın alma ve zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar davacıların miras bırakanı Hüseyin ile önceki maliklerin koşullarına uygun olarak tasarruf ettiklerini bildirmişler, ormancı bilirkişi kesinleşmiş orman tahdit hattının dışında orman sayılmayan yerlerden, ziraatçı uzman bilirkişi sulu nitelikte tarım arazileri olduğunu açıklamışlardır. Mahkemece, bozma kararında işaret edildiği üzere yapılan inceleme sonucu, sit alanında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

 

Uyuşmazlığın çözümünde göz önünde tutulması gereken 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesi hüküm tarihinden sonra değiştirilmiş, kazanılacak yerler genişletildiği gibi zilyet lehine hükümler getirilmiştir. Sağlıklı bir sonuca ulaşmak bakımından 11. madde ile ilgili değişikliklerin hatırlanılmasında yarar görülmüştür. 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesinin ilk kabul edilen metninde, herhangi bir ayrım yapılmaksızın sit alanlarının koşulları oluştuğu takdirde kazanılması mümkün bulunmaktaydı. 27.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5226 Sayılı Kanunun 5. maddesiyle 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesindeki koruma alanları ibaresinden sonra gelmek üzere “sit alanları” sözcüğü eklenmiş ve bu tarihten itibaren sit alanlarının kazanılması ve özel mülkiyet şeklinde tapuya tescil edilmesi yasaklanmıştır. Son defa 30.05.2007 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5663 Sayılı Kanunla değişik 2863 Sayılı Kanunun 11. maddesinin 2. cümlesi değiştirilmiş, “ancak, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemez” hükmü getirilmiştir. Aynen alınan 11. maddenin değişik son şekline göre, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurularınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarının iktisabı mümkün değildir. Bunlar dışında kalan arkeolojik sit alanları ile doğal sit alanlarının kazanma koşulları oluştuğu takdirde kazanılması ve tescili mümkün olabilir. Değişik hükmün görülmekte olan davalarda da göz önünde tutulması gerekir.

 

Dava konusu parsellerin üçüncü derece arkeolojik ve doğal sit alanında kaldığı belirlenmiştir. Müze müdürlüğünün karşılık yazısında, dava konusu parsellerin yüzeyinde kültür ve tabi at varlığına rastlanılmadığı bildirilmiş ise de, toprak altında bu tür varlıkların bulunup bulunmadığı yönünde herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Bozmadan önce dinle nenarkeolog bilirkişi Adnan tarafından düzenlenen 30.11.2000 tarihli raporda aynen “söz konusu parsellerin yanı başındaki Kelebekler Vadisi ülkemizin jeolojik ve doğal peyzajında ender görülebilen bir yapı özelliğindedir. Bu vadi olağanüstü yapısı gereği çeşitli ve zengin bitki ve hayvan türleri için süreç içinde başka yerlerde görülmeyen eşsiz bir yaşama alanı oluşturmuştur. Bu vadinin yeryüzünde Rodos Adası dışında Aslan Kelebeği’nin son ve tek yaşama alanı olması bunun bir sonucudur. Arazi parçasının da içinde bulunduğu bölge, ekolojik zenginliğinin yanında son derece önemli peyzaj değerine sahiptir. Kelebekler Vadisi’ni de içine alan bu bölgede Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nce tanımlanan nesli tükenmekte olan bitki ve hayvan türleri yaşamaktadır. Tüm bu özellikler Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 05.11.1999 tarihli kararı ile belirlenen doğal sit tanımına aynen uymaktadır. Ancak bu değerler insan müdahalesi ve yapılanma nedeniyle oluşabilecek dış müdahalelerle kolayca yok olabilecek son derece hassas bir yapıdadır. Tüm bu olgular nedeniyle ilgili parselin de içinde bulunduğu vadi ve çevresindeki alan haklı gerekçelerle 3. derece doğal sit alanı ilan edilmiş, ayrıca söz konusu parselin de üzerinde bulunduğu alan taşıdığı antik yapı ve kalıntılar nedeniyle G.E.E.A.Y. Kurulu’nun 13.11.1982 gün ve A-4020 sayılı kararıyla 3. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir. Sit değerleri bugün için de aynı özelliklerini korumaktadır. 112 ada 2 parsel üzerinde anıtsal zeytin ağaçları, çanak çömlek parçaları ve eski bir su değirmenine ilişkin kalıntılar görülmüştür” denilmiştir.

 

Bu açıklamalar karşısında dava konusu parsellerin altında, üzerinde ve etrafında zilyetlikle kazanılamayacak kültür ve tabiat varlığı bulunup bulunmadığının yöntemine uygun bir biçimde araştırılıp belirlenmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir. Bundan ayrı 25.11.2000 tarihinde yapılan keşfe bağlı olarak verilen 24.01.2001 günlü fenni bilirkişi raporunda 112 ada 2 ve 107 ada 43 parsellere revizyon gören 1938 tarih 395, 113 ada 27 parsele uygulanan 1938 tarih 431 tahrir numaralı vergi kayıtlarının bu yerleri kapsadığı bildirilmiş ise de dosya arasında vergi kayıtlarına rastlanılmamıştır. Tarih ve sayısı yazılı vergi kayıtlarının getirtilip dava konusu yerlere usulüne uygun şekilde uygulanması, bu belgelere göre kazanmaya engel bir durumun olup olmadığının da belirlenmesi gerekmektedir.

 

SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulüyle usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün açıklanan nedenlerle ve HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 14,00.-YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 17.07.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

16. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/6786

 

K. 2010/5493

 

T. 24.9.2010

 

• KADASTRO TESPİTİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIK ( Kadastro Sırasında Taşınmazın Sit Alanı İçinde Kalması Nedeniyle Hazine Adına Tespit Edildiği/Davacının Kazandırıcı Zamanaşımı Zilyetliğine Dayandığı – Çekişmeli Taşınmazın Sit Alanı İçinde Kalıp Kalmadığı Yönünde Yeterli İnceleme Yapılması Gerektiği )

 

• KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI ZİLYETLİĞİ ( Kadastro Tespitinden Doğan Uyuşmazlık/Davacının Yasal Süresi İçinde Kazandırıcı Zamanaşımı Zilyetliğine Dayandığı – Sit Haritalarının Getirtilip Bilirkişiler Tarafından Keşif Yapılması Gerektiği/Taşınmazın Arkeolojik Sit Alanı İçinde Kalıp Kalmadığının Araştırılacağı )

 

• SİT ALANI ( Kadastro Tespitinden Doğan Uyuşmazlık/Davacının Kazandırıcı Zamanaşımı Zilyetliği İddiası – Çekişmeli Taşınmazın Sit Alanı İçinde Kalıp Kalmadığı Yönünde Yeterli İnceleme Yapılacağı )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANI ( Uyuşmazlık Konusu Taşınmazın 1. veya 2. Derece Arkeolojik Sit Alanı İçinde Kalıp Kalmadığının Araştırılacağı – Taşınmazın Üzerinde 1. Grup Olarak Tescil Edilmiş Kültür ve Tabiat Varlıkları Bulunup Bulunmadığı Da Araştırılacağı )

 

• KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI ( Sit Alanı İçinde Kalıp Kalmadığı Araştırılan Taşınmazın Üzerinde 1. Grup Olarak Tescil Edilmiş Kültür ve Tabiat Varlıkları Bulunup Bulunmadığının Tespiti )

 

2863/m.11

 

3402/m.14

 

ÖZET : Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan uyuşmazlık söz konusudur. Kadastro sırasında taşınmaz, sit alanı içinde kalması nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Çekişmeli taşınmazın sit alanı içinde kalıp kalmadığı yönünden sit haritaları getirtilip, tespit bilirkişileri hazır edildikten sonra taşınmazın başında yeniden keşif yapılmalıdır. Sit haritası ölçekleri eşitlenip kadastro paftası ile çakıştırılmalı, taşınmazın 1. veya 2. derecede arkeolojik sit alanı içinde kalıp kalmadığı ve üzerinde 1. grup olarak tescil edilmiş kültür ve tabiat varlıkları bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

 

DAVA : Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

 

KARAR : Kadastro sırasında 238 ada 127 parsel sayılı 540.90 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, sit alanı içinde kalması nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ve çekişmeli 218 ada 127 sayılı parselin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Mahkemece çekişmeli taşınmazın 1. derece doğal sit alanı içinde kaldığı 2863 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde 2004 yılında 5226 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle doğal sit alanlarında zilyetlikle mülk edinme imkanının sağlandığı, davacı yararına taşınmazda 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde öngörülen zilyetlikle mülk edinme şartlarının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma inceleme ve uygulama hüküm için yeterli bulunmamaktadır. Çekişmeli taşınmazın sit alanı içinde kalıp kalmadığı yönünden yapılan araştırma ve inceleme yetersiz olup, sit haritası yöntemince zemine uygulanmamış, tespit bilirkişileri taşınmazın başında dinlenilmemiş, ziraat bilirkişisinden alınan rapor ise taşınmazın tarımsal niteliklerinin tespiti açısından bilimsel verilere dayalı olarak hazırlattırılmamıştır. Doğru sonuca ulaşabilmek için, sit haritaları getirtilip, tespit bilirkişileri hazır edildikten sonra fen bilirkişisi, arkeolog bilirkişi ve 3 kişilik ziraatçı bilirkişi kurulu ile taşınmazın başında yeniden keşif yapılmalıdır. Sit haritası fen bilirkişisi ve arkeolog bilirkişi vasıtasıyla ölçekleri eşitlenip kadastro paftası ile çakıştırılarak yöntemince uygulanmalı, taşınmazın 1. veya 2. derecede arkeolojik sit alanı içinde kalıp kalmadığı ve üzerinde 1. grup olarak tescil edilmiş kültür ve tabiat varlıkları bulunup bulunmadığı hususları incelenmeli, bilirkişilere denetime elverişli şekilde rapor ve kroki tanzim ettirilmeli, ziraatçi bilirkişi kurulundan taşınmazın zirai niteliklerinin tespiti yönünden bilimsel verilere dayalı rapor alınmalı, tüm deliller toplanıp sonucuna göre karar verilmelidir.

 

SONUÇ : Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsiz olup, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 24.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

14. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/2977

 

K. 2010/3745

 

T. 5.4.2010

 

• TAPU İPTALİ VE TESCİL ( Ancak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurallarınca Birinci Grup Olarak Tescil ve İlan Edilen Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazlar Zilyetlik Yolu İle İktisap Edilemeyeceği )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANLARINDAKİ TAŞINMAZLAR ( Birinci Grup Olarak Tescil ve İlan Edilen Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazlar Zilyetlik Yolu İle İktisap Edilemeyeceği )

 

• ZİLYETLİKLE İKTİSAP ( Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurallarınca Birinci Grup Olarak Tescil ve İlan Edilen Kültür Varlıklarının Bulunduğu Taşınmazlar İle Birinci ve İkinci Derece Arkeolojik Sit Alanlarındaki Taşınmazlar Edilemeyeceği )

 

• DOĞAL SİT ALANLARI VE ÜÇÜNCÜ DERECE ARKEOLOJİK SİT ALANLARINDA BULUNAN TAŞINMAZLAR ( Koşulları Oluştuğu Takdirde Kazanılmalarının Olanaklı Hale Geldiği )

 

• SİT ALANINDAKİ TAŞINMAZ ( Taşınmazın “İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı Doğal Sit Alanında III. Derece Doğal Sit Alanında Bulunduğu” Saptandığından Olayda 2981 S. Kanunun 3. Maddesinde Öngörülen İstisna Hükümlerinin Uygulanamayacağı )

 

2863/m.11

 

2981/m.3

 

ÖZET : Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesine göre “Ancak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurallarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yolu ile iktisap edilemez” hükmü getirilmiş, böylelikle yeni düzenlemede “… birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarını” kazanılamayacağı öngörüldüğünden doğal sit alanları ve üçüncü derece arkeolojik sit alanlarında bulunan taşınmazların koşulları oluştuğu takdirde kazanılmaları olanaklı hale gelmiştir.

 

Taşınmazın “İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı Doğal Sit Alanında III. Derece Doğal Sit Alanında bulunduğu” saptandığından, olayda, 2981 sayılı Kanununun 3. maddesinde öngörülen istisna hükümleri uygulanamaz. O halde dayanılan satış vaadi sözleşmesine değer tanınarak istemin hüküm altına alınması gerekir.

 

DAVA : Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 20.08.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 30.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

 

KARAR : Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

 

Davalı, dava konusu taşınmazın sit alanı kapsamında olduğunu, satış vaadi sözleşmesinin dayanıksız kaldığını, açılan davanın reddini savunmuştur.

 

Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda istek kabul edilmiş, hüküm davalının temyizi üzerine Dairemizin 04.06.2009 tarihli ilamı ile ve ilamda yazılan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulmuş, dava reddedilmiştir.

 

Hükmü, davacı temyiz etmiştir.

 

Davadaki istemin dayanağı, 13.02.1996 tarihli düzenleme şeklinde yapılan sözleşmedir. Sözleşme içeriğinden, ifraz sonucu 759 ada 7 parsel numarasını alan ve davalı adına tapuda kayıtlı 305 m2 yüzölçümündeki taşınmaz üzerine gecekondu yapıldığı için, belediye meclis kararıyla çekişmeli yeri bedelinin taksitle ödenmesi koşuluyla davacılara satışının yapılacağı anlaşılmaktadır.

 

Gerçekten, Dairemiz bozma ilamında vurgulandığı üzere, kısaca İmar Affı Kanunu olarak bilinen 2981 sayılı kanunun “istisnalar” başlıklı 3. maddesi hükmüne göre, kanunun İstanbul ve Çanakkale boğazları ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca belirlenmiş ve belirlenecek yerlerde uygulama olanağı yoktur.

 

Dairemiz bozma ilamından sonra, İstanbul VI Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü dosyaya gönderdiği 3.10.2009 tarihli yanıtında dava konusu 759 ada 7 parselin “İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı Doğal Sit Alanında III. Derece Doğal Sit Alanında Bulunduğunu” belirtmiştir. 5563 sayılı Kanunla Değişik 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesine göre “Ancak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurallarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yolu ile iktisap edilemez” hükmü getirilmiş, böylelikle yeni düzenlemede “… birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarını” kazanılamayacağı öngörüldüğünden doğal sit alanları ve üçüncü derece arkeolojik sit alanlarında bulunan taşınmazların koşulları oluştuğu takdirde kazanılmaları olanaklı hale gelmiştir.

 

Yukarıda belirtildiği gibi taşınmazın “İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı Doğal Sit Alanında III. Derece Doğal Sit Alanında bulunduğu” saptandığından, olayda, 2981 sayılı Kanununun 3. maddesinde öngörülen istisna hükümleri uygulanamaz. O halde dayanılan satış vaadi sözleşmesine değer tanınarak istemin hüküm altına alınması gerekirken İstanbul VI Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün 3.10.2009 tarihli yazısına yanlış anlam verilerek davanın reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 05.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

16. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/52

 

K. 2010/4107

 

T. 7.6.2010

 

• ZİLYETLİKLE İKTİSAP ( 1. ve 2. Derece Arkeolojik Sit Alanlarının Zilyetlikle İktisap Edilemeyeceği )

 

• BİRİNCİ VE İKİNCİ DERECE ARKEOLOJİK SİT ALANLARI ( Zilyetlikle İktisap Edilemeyeceği )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANLARINDAKİ TAŞINMAZ ( Zilyetlikle İktisap )

 

2863/m. 11

 

ÖZET : 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanlarının zilyetlikle iktisap edilemez.

 

DAVA : Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükümün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

 

KARAR : Yargıtay bozma ilamında özetle: Çekişmeli taşınmazın başında icra edilecek keşif sırasında fen ve arkeolog bilirkişileri aracılığı ile arkeolojik sit haritası, davacının dayanağı tapu kaydının uygulanması, davacının dayandığı tapu kaydının çekişmeli taşınmaza uyup uymadığı, çekişmeli taşınmazın arkeolojik sit alanında kalıp kalmadığı, taşınmazın niteliği hususunda uzman ziraat bilirkişiden ayrıntılı rapor alınması, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, ne durumda bulunduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığının maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılması, bilirkişi ve tanık sözlerinin komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmesi, tespite aykırı sonuca varıldığı takdirde tespit bilirkişilerinin tanık sıfatıyla dinlenip aykırılığın giderilmesine çalışılması, çekişmeli taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığının veya zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı taraf yararına gerçekleştiği ve aynı zamanda 3. derece arkeolojik sit alanında kaldığının anlaşılması halinde de 2863 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca çekişmeli taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesine gerekli şerhin verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile davacı Nazmi Yıldırım adına tesciline, taşınmazın 3. derece sit alanı içerisinde kaldığının tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı Hazinenin sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, mahkemece çekişmeli taşınmazın 3. derece arkeolojik sit alanı içinde kaldığı ve zilyetlikle mülk edinme koşullarının davacı taraf yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hükme yeterli bulunmamaktadır. Bozma kararı uyarınca taşınmazın başında keşif yapılmasına rağmen, taşınmazın sit haritasındaki yeri denetime elverişli olarak gösterilmediği gibi, keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporları da çelişkilidir. Fen bilirkişisinin 3.7.2009 tarihli raporunda taşınmazın 3. derece arkeolojik sit alanı sınırları içinde kaldığı belirtilmesine karşın, arkeolog bilirkişinin 13.7.2009 tarihli raporunda ise 3. derece doğal sit alanı sınırları içinde kaldığı belirtilmiş, kararda verilen şerhte ise sit alanının niteliği belirtilmemiştir. Doğru sonuca ulaşabilmek için taşınmazın başında iki arkeolog ve bir fen bilirkişisinden oluşan kurul aracılığı ile yeniden keşif yapılmalı, sit haritaları kadastro paftası ile çakıştırılmalı, sit haritası örnekleri dosyaya konulmalı, bilirkişilerden çekişmeli taşınmazın sit alanı içinde kalıp kalmadığı, kalıyor ise hangi nitelikteki sit alanı içinde kaldığına dair rapor alınmalı, 2863 Sayılı Kanunun 11 maddesinin 5663 Sayılı Kanun ile değişik 2. cümlesi uyarınca 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanlarının zilyetlikle iktisap edilemeyeceği göz önünde bulundurularak hüküm kurulmalıdır. Mahkemece belirtilen hususlar gözetilmeden karar verilmiş olması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de kararda tapu kütüğünün beyanlar hanesine verilen şerhle ilgili olarak sit alanının niteliğinin belirtilmemiş olması da isabetsiz olup,

 

SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükümün BOZULMASINA, 7.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

 

YARGITAY

 

16. HUKUK DAİRESİ

 

E. 2010/53

 

K. 2010/3929

 

T. 31.5.2010

 

• KAZANDIRICI ZAMANAŞIMI SEBEBİNE DAYALI TESCİL İSTEMİ ( Yerel Bilirkişi ve Tanıklardan Taşınmazın Öncesinin Ne Olduğu Kamu Orta Malı Niteliğinde Olup Olmadığı ve Zilyetlikle Mülk Edinilebilecek Yerlerden Olup Olmadığının Açıklattırılması Gerektiği )

 

• KAMU ORTA MALI MERA ( Kazandırıcı Zamanaşımı Sebebine Dayalı Tescil İstemi – Yerel Bilirkişi ve Tanıklardan Taşınmazın Öncesinin Ne Olduğu Kamu Orta Malı Niteliğinde Olup Olmadığı ve Zilyetlikle Mülk Edinilebilecek Yerlerden Olup Olmadığının Açıklattırılması Gerektiği )

 

• ARKEOLOJİK SİT ALANLARI ( Zilyetlikle İktisap Edilemeyeceğinin Göz Önünde Bulundurulması Gerektiği – Kazandırıcı Zamanaşımı Sebebine Dayalı Tescil İstemi )

 

2863/m.11

 

ÖZET : Dava, kazandırıcı zamanaşımı sebebine dayalı tescil istemidir. Taşınmazın başında yerel bilirkişiler, tanıklar, iki arkeolog ve bir fen bilirkişisinden oluşan kurul aracılığı ile yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin ne olduğu, kamu orta malı niteliğinde olup olmadığı, zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığı, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, sit haritaları kadastro paftası ile çakıştırılmalı, sit haritası örnekleri dosyaya konulmalı, bilirkişilerden çekişmeli taşınmazın sit alanı içinde kalıp kalmadığı, kalıyor ise hangi nitelikteki sit alanı içinde kaldığına dair rapor alınmalı, 2863 sayılı Yasa’nın 11. maddesinin 5663 sayılı Yasa ile değişik 2. cümlesi uyarınca, 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanlarının zilyetlikle iktisap edilemeyeceği göz önünde bulundurulmalıdır.

 

DAVA : Taraflar arasında doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

 

KARAR : Yargıtay bozma ilamında özetle “Taşınmaz başında yerel bilirkişiler, tanıklar, arkeolog, ziraatçi ve fen bilirkişi katılımı ile keşif yapılarak, fen ve arkeolog bilirkişi aracılığı ile arkeolojik sit haritası, davacının dayandığı tapu kaydının uygulanması, davacının dayandığı tapu kaydının taşınmaza uyup uymadığı, çekişmeli taşınmazın arkeolojik sit alanında kalıp kalmadığı, taşınmazın niteliği hususunda bilirkişilerden rapor alınması, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın kime ait olduğu, ne durumda bulunduğu, kimden intikal ettiği, kim tarafından ve ne zamandan beri kullanıldığı hususlarında bilgi alınması, beyanların doğruluğunun komşu parsellerin tutanakları ve dayanakları ile denetlenmesi, bundan sonra toplanan deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi, yapılan araştırmaya göre taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığının veya zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı taraf yararına gerçekleştiği ve aynı zamanda 3.derece arkeolojik sit alanında kaldığının anlaşılması halinde de 2863 sayılı Yasa hükümlerince çekişmeli taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesine gerekli şerhin verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ve çekişme konusu 151 ada 5 sayılı parselin davacı S. T. adına tesciline, taşınmazın 3.derece sit alanında kaldığının tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Mahkemece çekişmeli taşınmazın 3. derece sit alanı içinde kaldığı ve zilyetlikle mülk edinme koşullarının davacı taraf yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hükme yeterli bulunmamaktadır. Yargıtay bozma ilamına uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozmaya uyulmakla taraflar yararına usuli müktesep hak oluşur. Bu hakkın zedelenmemesi için bozmada işaret edilen hususların eksiksiz ve tam olarak yerine getirilmesi gerekir. Mahkemece yapılan keşifte taşınmazın davacının babasına köy tarafından ev yeri olarak verildiği beyan edildiği halde taşınmazın öncesinin ne olduğu araştırılmamıştır. Ayrıca bozma kararı uyarınca taşınmazın başında keşif yapılmasına rağmen, taşınmazın sit haritasındaki yeri denetime elverişli olarak gösterilmediği gibi, keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporları da çelişkilidir. Fen bilirkişisinin 03.07.2009 tarihli raporunda taşınmazın 3. derece arkeolojik sit alanı sınırları içinde kaldığı belirtilmesine karşın, arkeolog bilirkişinin 13.07.2009 tarihli raporunda ise 3. derece doğal sit alanı sınırları içinde kaldığı belirtilmiş, kararda verilen şerhte ise sit alanının niteliği belirtilmemiştir. Doğru sonuca ulaşabilmek için taşınmazın başında yerel bilirkişiler, tanıklar, iki arkeolog ve bir fen bilirkişisinden oluşan kurul aracılığı ile yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin ne olduğu, kamu orta malı niteliğinde olup olmadığı, zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığı, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, sit haritaları kadastro paftası ile çakıştırılmalı, sit haritası örnekleri dosyaya konulmalı, bilirkişilerden çekişmeli taşınmazın sit alanı içinde kalıp kalmadığı, kalıyor ise hangi nitelikteki sit alanı içinde kaldığına dair rapor alınmalı, 2863 sayılı Yasa’nın 11. maddesinin 5663 sayılı Yasa ile değişik 2. cümlesi uyarınca 1. ve 2. derece arkeolojik sit alanlarının zilyetlikle iktisap edilemeyeceği göz önünde bulundurularak hüküm kurulmalıdır.

 

SONUÇ : Mahkemece belirtilen hususlar gözetilmeden karar verilmiş olması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de kararda tapu kütüğünün beyanlar hanesine verilen şerhle ilgili olarak sit alanının niteliğinin belirtilmemiş olması da doğru görülmemiş olup, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 31.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

FacebookTwitterGoogle+LinkedInPinteresttumblrDiggStumbleUponRedditflattrbufferEmail