YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/5472

K. 2012/5751

T. 19.6.2012

• AYIPLI MAL ( 2004 S.K. Md. 24 Uyarınca İşlem Yapılması Talebi – Bedelin Ticari Faiziyle Tahsil Edileceğine Dair Bir Hüküm Oluşturulmadığı/İlama Aykırı Olarak Olarak Bu Talebi İçeren İcra Emrinin Düzeltileceği )

• BEDELİN TİCARİ FAİZİ İLE TAHSİLİ TALEBİ ( Ayıplı Mal Nedeniyle 2004 S.K. Md. 24 Uyarınca İşlem Yapılması Talebi – Bedelin Ticari Faiziyle Tahsil Edileceğine Dair Bir Hüküm Oluşturulmadığı/İlama Aykırı Olarak Olarak Bu Talebi İçeren İcra Emrinin Düzeltilmesine Karar Verileceği )

• İCRA EMRİNİN DÜZELTİLMESİ ( Ayıplı Mal Nedeniyle 2004 S.K. Md. 24 Uyarınca İşlem Yapılması Talebi – Bedelin Ticari Faiziyle Tahsil Edileceğine Dair Bir Hüküm Oluşturulmadığı/İlama Aykırı Olarak Olarak Bu Talebi İçeren İcra Emrinin Düzeltilmesine Karar Verileceği )

2004/m.24

ÖZET : Borçlu aleyhinde ayıplı aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine, bunun mümkün olmaması halinde İİK.nun 24 . maddesi uyarınca işlem yapılmasına ilişkin ilam ile takip başlatılmıştır. Somut olayda ilamda İİK.nun 24. maddesine göre işlem yapılacağı belirtilmiş, bedelin ticari faiziyle tahsil edileceğine dair bir hüküm oluşturulmamıştır. Buna rağmen icra emrinde “bedelin ticari faiziyle ödenmesine” ilişkin istemde bulunulmuştur. Mahkemece ilama aykırı talebi içeren kısmın icra emrinden çıkartılarak, icra emrinin düzeltilmesine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Borçlu aleyhinde ayıplı aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine, bunun mümkün olmaması halinde İİK.nun 24 . maddesi uyarınca işlem yapılmasına ilişkin ilam ile takip başlatıldığı, düzenlenen örnek 2. numaralı icra emrinde; … Ayıplı misli ile değiştirilmesine, bunun mümkün olmaması halinde İİK.nun 24. maddesi uyarınca işlem yapılarak bedelinin belirlenmesi ve ticari faiziyle ödenmesinin talep edildiği görülmektedir. Borçlu ilama aykırı olarak faiz talebinde bulunulduğu iddiası ile şikayete gelmiş İİK.nun 24. maddesindeki koşullarda belirlenen bedelin borçluya muhtıra ile tebliğinden sonra borçlunun temerrüte düşürülmesinden sonra faiz işletilebileceği, bu nedenle icra emrinde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiştir.

İİK.nun 24. maddesi gereğince ayıplı aracın iadesinin mümkün olmaması halinde icra müdürlüğünce bu yasa kapsamında haciz tarihi itibariyle malın değeri tespit edilerek ödenmesi için borçluya muhtıra tebliği ile temerrüt oluşacağından bu tarihten itibaren yasal faiziyle tahsili istenebilecektir .

Somut olayda ilamda İİK.nun 24. maddesine göre işlem yapılacağı belirtilmiş, bedelin ticari faiziyle tahsil edileceğine dair bir hüküm oluşturulmamıştır. Buna rağmen icra emrinde “bedelin ticari faiziyle ödenmesine” ilişkin istemde bulunulmuştur.

Mahkemece ilama aykırı talebi içeren kısmın icra emrinden çıkartılarak, icra emrinin düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle İİK.nun 366. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/4127

K. 2005/4899

T. 2.5.2005

• AYIPLI MAL DAVASI ( Alacak İstemi – Davacının Değiştirilen Parçanın Ayıplı Olduğu ve Onarımının da Hatalı Yapıldığına İlişkin İddiası Üzerinde Yeterince Durulmadan Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

• ALACAK DAVASI ( Davacının Değiştirilen Parçanın Ayıplı Olduğu ve Onarımının da Hatalı Yapıldığına İlişkin İddiası Üzerinde Yeterince Durulmadan Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

• DEĞİŞTİRİLEN PARÇANIN AYIPLI OLMASI ( Onarımının da Hatalı Yapıldığına İlişkin İddia Üzerinde Yeterince Durulmadan Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği – Alacak Davası )

6762/m.25/4

ÖZET : Davacı vekili, dava dilekçesinde satılan aracın ayıplı üretildiği iddiasıyla birlikte aracın şanzımanın tamirinde takılan parçanın da gizli ayıplı olduğu ve onarımın hatalı yapıldığı iddialarına da dayanmıştır. Bu durumda, davacının değiştirilen parçanın ayıplı olduğu ve onarımının da hatalı yapıldığına ilişkin iddiası üzerinde yeterince durulmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan satın aldığı otomobilin tüm bakımlarını davalıların yetkili servis olarak belirledikleri davalı İleri Oto.A.Ş.ye yaptırdığını, otomobilin 110.000 km’ye geldiğinde çekiş gücünde düşme olup, şanzıman tribününde arıza oluştuğunu, yapılan tamirata rağmen arızanın giderilemediğini, araçtaki arızanın kullanımdan ya da eskimeden değil aracın üretimi esnasında takılan parçanın arızalı olmasından yani üretim hatasından kaynaklandığını, davalıların gizli ayıptan dolayı kusurlu olduğunu belirterek 7.393.851.870.-TL. tamir masrafı ile aracın tamirde kaldığı süre içinde müvekkili şirketçe yapılan harcamalardan şimdilik 1.000.000.000.-TL.nın reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekilleri, tacirler arasındaki alım satımlarda ayıptan kaynaklanan her türlü davanın TTK.nun 25/4.maddesi gereğince 6 aylık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, dava tarihi itibariyle bu sürenin dolduğunu bildirerek davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, davanın satın alınan araçtaki ayıp nedeniyle uğranılan zararın tahsiline ilişkin tazminat davası olduğu, davalılar vekillerinin süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunduğu, TTK.nun 25/4.fıkrası hükmüne göre ticari satışlarda zamanaşımının 6 ay olduğu ve dava tarihinde bu sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, dava dilekçesinde satılan aracın ayıplı üretildiği iddiasıyla birlikte aracın şanzımanın tamirinde takılan parçanın da gizli ayıplı olduğu ve onarımın hatalı yapıldığı iddialarına da dayanmıştır.

Bu durumda, davacının değiştirilen parçanın ayıplı olduğu ve onarımının da hatalı yapıldığına ilişkin iddiası üzerinde yeterince durulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle dosyanın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 02.05.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/11919

K. 2009/2639

T. 2.3.2009

• AYIPLI MAL NEDENİYLE ÇIKAN YANGIN ( Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Gereği İmalatçının da Sorumlu Olacağı )

• İMALATÇININ AYIPLI MAL NEDENİYLE SORUMLULUĞU ( Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Gereği İmalatçının da Sorumlu Olacağı )

• YANGIN NEDENİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Ayıplı Maldan Kaynaklanan – Davacıların Evlerinin ve Ahırlarının Yandığı/Duydukları Üzüntü Nedeniyle Manevi Zararın Oluştuğunun Kabul Edileceği )

• MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( Ayıplı Maldan Kaynaklanan Yangın Nedeniyle/Davacıların Evlerinin ve Ahırlarının Yandığı – Davacıların Evlerinin ve Ahırlarının Yandığı/Duydukları Üzüntü Nedeniyle Manevi Zararın Oluştuğunun Kabul Edileceği )

818/m.49,98

4077/m.4,5 

ÖZET : Dava, satılan mala bağlı olarak verilen hizmetin ayıplı olması nedeniyle doğan maddi ve manevi zararın tazminine ilişkindir. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun gereği imalatçının da bayi ile birlikte sorumlu olduğu dikkate alınmalıdır.

Davalılar tarafından sunulan ayıplı hizmet nedeniyle evlerinde çıkan yangın sunucunda davacıların evleri,eşyaları, ahır ve samanlıklarının yandığı, bu nedenle moral bozukluğu ve üzüntü yaşadıkları göz önünde tutulduğunda, dava konusu olayda davacıların şahsi menfaatlerinin ihlal edildiği dolayısıyla manevi bir zararın gerçekleştiğinin kabulü gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar ve davalı N. B. avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacılar, evlerinde 22.08.1999 tarihinde meydana gelen yangında, tek katlı ev ve içindeki eşyalarla, hayvan ahin ve samanlığın da yandığını, yangının olaydan bir gün önce davalı Alpgaz A.Ş.’nin bayii olan diğer davalı Karacasu bayiliği tarafından takılan tüp nedeniyle çıktığını, 10.550.00.YTL maddi zarar ile manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek, 10.550.00.YTL maddi, 5.000.00.YTL’de manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.

Davalılardan A. A.Ş., kendilerine karşı husumet yöneltilemeyeceğini, yangının davacıların kusuru ile meydana geldiğini, diğer davalı ise olayda kusurlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece olayda kusurunun olmadığı gerekçesiyle davalılardan Alpgaz A.Ş. hakkındaki davanın reddine, diğer davalı yönünden ise davanın kısmen kabulüne, 5.275.00.YTL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren faizi ile birlikte adı geçen davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin maddi tazminat ile manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş, hüküm, davacı ve davalılardan Nizamettin Bahtiyar tarafından temyiz edilmiştir.

1- ) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı N. B.’nın tüm, davacıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- ) Dava, satılan mala bağlı olarak verilen hizmetin ayıplı olması nedeniyle doğan maddi ve manevi zararın tazminine ilişkin olup, olay ve dava tarihinde yürürlükte olan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2 maddesinde; “Ayıplı maldan ve/veya ayıplı malın neden olduğu her türlü zarardan dolayı tüketiciye karşı satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı, müştereken ve müteselsilen sorumludur” denildikten sonra, anılan yasanın 4/5 maddesinde de; “Ayıplı hizmetler hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır” hükmü bulunmaktadır. Anılan hükme göre davalı şirketin bayi olan N. B. tarafından davacıya sağlanan ayıplı mal ve hizmet nedeniyle sağlayıcı ( imalatçı ) durumunda bulunan davalı şirket de diğer davalı ile birlikte müteselsilen sorumlu olup, bu husus göz ardı edilerek mahkemece kusurlu olmadığından bahisle adı geçen davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirir.

3- ) Davacılar, davalı A. A.Ş.’nin bayii olan diğer davalı tarafından verilen ayıplı hizmet nedeniyle çıkan yangın sonucu ev ve müştemilatının yandığını, olay sebebi ile manevi yıkım ve üzüntü yaşadığını ileri sürerek maddi tazminatın yanında manevi tazminat isteminde de bulunmuşlardır. Borçlar Kanununun 49. maddesine göre kişilik hakları haksız saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat isteyebilir. Aynı Kanunun 98. maddesi delaletiyle sözleşmeye aykırılık halinde de 49. maddenin uygulanacağı tartışmasızdır. Kişinin onuru, saygınlığı gibi kişilik haklarını oluşturan değerlere ve Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlere saldırı halinde manevi bir zarar, başka bir ifade ile kişilik hak ve değerlerinde irade dışında gerçekleşen bir eksilmenin oluştuğunun kabulü gerekir. Dava konusu olayda, davalılar tarafından sunulan ayıplı hizmet nedeniyle evlerinde çıkan yangın sunucunda davacıların evleri, eşyaları, ahır ve samanlıklarının yandığı, bu nedenle moral bozukluğu ve üzüntü yaşadıkları göz önünde tutulduğunda, dava konusu olayda davacıların şahsi menfaatlerinin ihlal edildiği dolayısıyla manevi bir zararın gerçekleştiğinin kabulü gerekir. O halde mahkemece tarafların ekonomik ve sosyal durumları araştırılıp takdir edilecek bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, kişilik haklarına saldırının bulunmadığından bahisle yazılı şekilde manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

SONUÇ : 1. bent gereğince davalı Nizamettin Bahtiyar’ın tüm, davacıların diğer temyiz itirazlarının reddine, temyiz edilen hükmün 2. ve 3. bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, 14.00.TL peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, 213.00.TL kalan harcın davalı Nizamettin Bahtiyar’dan alınmağına, 02.03.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/9251

K. 2010/22025

T. 4.10.2010

• PARA VE BORÇTAN BAŞKA İLAMLARIN İCRASI ( Ayıplı Malın Misli İle Değiştirilmesi Veya Bedelinin Tahsili Talebi – Taşınır Malın Değeri İlamda Yazılı Olmadığından 2004 S.K. Md. 24/5 Hükmündeki Koşullara Göre İşlem Yapılacağı )

• AYIPLI MALIN BEDELİNİN TAHSİLİ ( Taşınır Malın Değeri İlamda Yazılı Olmadığından 2004 S.K. Md. 24/5 Hükmündeki Koşullara Göre İşlem Yapılması Gerektiği )

• AYIPLI MALIN MİSLİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİ ( Ayıpsız Misli İle Değiştirilmesi Olmadığı Takdirde 2004 S.K. Md. 24 Gereğince İşlem Yapılmasına Karar Verildiği – Taşınır Malın Değeri İlamda Yazılı Olmadığından 2004 S.K. Md. 24/5 Hükmündeki Koşullara Göre İşlem Yapılacağı )

2004/m. 24

ÖZET : Takip dayanağı ayıplı malın misli ile değiştirilmesi veya bedelinin tahsiline ilişkin ilamın hüküm bölümünde ayıplı malın bedeli hüküm altına alınmamış , ayıpsız misli ile değiştirilmesi olmadığı takdirde 2004 S.K. Md. 24 gereğince işlem yapılmasına karar verilmiştir. Taşınır malın değeri ilamda yazılı olmadığından 2004 S.K. Md. 24/5 hükmündeki koşullara göre işlem yapmak gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Takip dayanağı ayıplı malın misli ile değiştirilmesi veya bedelinin tahsiline ilişkin ilamın hüküm bölümünde ayıplı malın bedeli hüküm altına alınmamış , ayıpsız misli ile değiştirilmesi olmadığı takdirde İ.İ.K.nun 24. maddesi gereğince işlem yapılmasına karar verilmiştir. İcra müdürlüğünce ilam doğrultusunda anılan madde gereğince taşınır malın değeri ilamda yazılı olmadığından icra müdürü tarafından İ.İ.K.nun 24/5 maddesindeki koşullara göre işlem yapmak gerekirken ilamın gerekçe bölümünde yer alan fatura bedelinin esas alınarak ilamın infazı yoluna gidilmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece yukarda açıklanan sebeplerle şikayetin kabulüne karar vermek gerekirken, paranın ihtirazi kayıtsız ödendiğinden şikayetin konusu kalmadığından bahisle reddine dair hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 4.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2009/4-441

K. 2009/444

T. 21.10.2009

• AYIPLI MALIN YENİSİYLE DEĞİŞTİRİLMESİ ( Satın Alınan Yeni Aracın Tesliminden Sonra Araçta Pek Çok Arızanın Meydana Geldiği – Bir Çok Parçasının Değiştiği/Tamir Sonrası Aracın Orjinal Halini Kaybettiği ve Tüketicinin Araca Duyduğu Güveni Yitirdiğinden Koşulların Gerçekleştiği )

• YENİ ARACIN TESLİMİNDEN SONRA ARAÇTA PEK ÇOK ARIZANIN MEYDANA GELMESİ ( Bir Çok Parçasının Değiştiği/Tamir Sonrası Aracın Orjinal Halini Kaybettiği ve Tüketicinin Araca Duyduğu Güveni Yitirdiğinden Yenisiyle Değiştirme Koşullarının Gerçekleştiği )

• ARACIN YENİSİYLE DEĞİŞTİRİLMESİ İSTEMİ ( Aracın Tesliminden Sonra Araçta Pek Çok Arızanın Meydana Geldiği – Bir Çok Parçasının Değiştiği/Tamir Sonrası Aracın Orjinal Halini Kaybettiğinden Koşulların Gerçekleştiği )

• TÜKETİCİNİN SEÇİMLİK HAKLARI ( Satın Aldığı Malın veya Hizmetin Ayıplı Olması Halinde Bedel İadesini de İçeren Sözleşmeden Dönme Malın Ayıpsız Misliyle Değiştirilmesi veya Ayıp Oranında Bedel İndirimi veya Ücretsiz Onarım İsteme Haklarına Sahip Olduğu)

4077/m. 4, 13

Garanti Belgesi Yönetmeliği/m. 14

ÖZET : Dava, ayıplı malın yenisiyle değiştirilmesi talebine ilişkindir. Tüketici, satın aldığı malın veya hizmetin ayıplı olması halinde bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içinde sık arızalanma nedeniyle maldan yararlanamamasının süreklilik arz etmesi veya tamir için öngörülen azami sürenin aşılması veya tamirin mümkün olmadığının anlaşılması hallerinde diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı, bu talebi reddedemez. Tüketici doğrudan değiştirme hakkını da kullanabilir. Dosya kapsamından, satın alınan yeni aracın tesliminden sonra araçta pek çok arızanın meydana geldiği, bir çok parçasının değiştiği, tamir sonrası aracın orjinal halini kaybettiği, tüketicinin araca duyduğu güveni yitirdiği anlaşılmaktadır. Aracın yenisini isteme koşulları gerçekleşmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki “Ayıplı malın iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 16.02.2007 gün ve 2006/258 – 2007/71 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 19.09.2008 gün ve 2007/15207-2008/10651 sayılı ilamı ile;

( … 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, ayıplı malın iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, 06.09.2005 tarihinde satın aldığı M. 1.5 DC tipi 2006 model aracı kullanmaya başladıktan kısa süre sonra motor yağ keçesinin değiştiğini, aracın tavanında boyanın çatladığını, ayrıca daha sonra araç 12.140 km’de şehirlerarası yolda giderken aniden alternatör kayışının kopması ve akabinde triğer kayışına atlaması sonucu onun da sıyrılması ile motorun arızalandığını, yapılan tamir sonucu motorun indiğini, bir çok parçasının değiştiğini, boyada deformasyon oluştuğunu bu nedenle de aracın değerinde büyük oranda azalma meydana geldiğini beyan ederek 1 yıl içinde meydana gelen bu arızalar nedeni ile aracın yenisi ile değişimi isteminde bulunmuştur.

Davalı ise; aynı arızanın ikiden fazla, farklı arızaların da bir yıl içinde dörtten ve garanti süresi boyunca altıdan fazla tekrarı olmadığını, şikayetlerin giderildiğini, 5 günde yapılan tamir sonrası onarımların orjinaline uygun yapıldığını ve araç değişimi şartlarının oluşmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, bilirkişi raporunda yer alan “Tamir olmuş aracın bu durumu; davacı tarafından kullanılıp yararlanması olanağını önemli ölçüde azaltacak ve süreklilik gösterecek nitelikte olmamakla birlikte söz konusu hususların vaat edilen veya standartlarında tespit edilen nitelik ve niceliğine aykırılık olarak, aracın değerini önemli ölçüde azaltan bir eksiklik şeklinde nitelendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” şeklindeki görüş, yanlış değerlendirilerek malın iadesi için gerekli koşulların gerçekleştiği biçiminde yorumlanmış ve davanın kabulüne karar verilmiş ise de; davalı tarafından ücretsiz tamir edilen araca ilişkin giderilen arızaların Garanti Belgesi Yönetmeliği’nin 14. maddesinde yer alan sayıda tekrarlanması şartının oluşmaması nedeni ile aracın iadesi doğrultusunda verilen karar doğru görülmemiştir. Ancak, tamir sonrası aracın yeni durumu nedeni ile oluşan değer farkına hükme-dilmesi gerekli ve olanaklıdır. Mahkemece bahsedilen değer farkına ilişkin olarak karar verilmesi gerekirken şartları oluşmadığı halde aracın iadesine yönelik olarak verilen kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi istemine ilişkindir.

Yerel mahkeme kararı özel dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece, “davacıya satılan aracın gizli ayıplı olduğu ve davacının 4077 Sayılı Kanun’un 4. maddesinden kaynaklanan hakkını ayıplı aracın değiştirilmesi yönünde kullandığı” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu araçta meydana gelen ve üretimden kaynaklandığı belirlenen arızalar nedeniyle malın yenisi ile değiştirilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı; oluşmamış ise tamir sonrası aracın yeni durumu nedeni ile oluşan değer farkına hükmedilip hükmedilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Dava konusu M. 1.5 DC tipi 2006 model aracın davacı tarafından yetkili satıcı A. Motorlu Araçlar Sanayi ve Ticaret A.Ş’nden 05.09.2005 tarihinde satın alındığı ve 06.09.2005 tarihinde davacı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Yargılama sırasında, dosyada mevcut servis dokümanları ve araç üzerinde inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda, aracın 03.08.2006 tarihinde ve 12.140 km’de iken triger kayışının atlaması ya da sıyırması sonucu hasarlanan motorunun tamir gördüğü, yapılan onarımda, triğer kayışının atlama ya da kayma yapması sonucu motorun zaman parametreleri şaştığından meydana gelmesi beklenen parçalardan başta emme ve egzoz supap takımı olmak üzere değiştirilen tüm parçaların hasarla ilgili olduğu sonucuna varıldığı; erken dönemde meydana gelen ve motorda önemli bir onarıma neden olan arızanın aracın kullanım süresi, kat ettiği yol da dikkate alındığında komponent bazındaki bir imalat hatasından kaynaklandığı, kullanımla ilgisinin bulunmadığı; aracın dış cephe boyasında bilhassa vernik tabakası altında boya kusuru bulunduğu, boyalı yüzeydeki lokal bozuklukların kullanımdan kaynaklanmayan, üretim aşamasında oluşan birtakım olumsuzluklara bağlı ve zamanla ortaya çıkan bir husus olduğu; dava konusu araçta meydana gelmiş ve onarılmış olan motor arızası ile boya kusurunun malın davacı tarafından kullanılıp yararlanılması olanağını önemli ölçüde azaltacak ve süreklilik arz edecek nitelikte olmamakla birlikte, söz konusu hususların vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik veya niceliğine aykırılık olarak aracın mekanik ve karoseri aksamından beklenen fonksiyonlar bakımından belirli ölçüde değerini azaltan maddi ve ekonomik bir eksiklik olarak nitelendirilmesi gerektiği, belirtilmiştir.

Diğer taraftan, davacı tarafından davalıya gönderilen 10.08.2006 tarihli ihtarla, aracın 10.000 km dolmadan yağ kesesinin değiştiği, akabinde tavanda boya kusurlarının fark edildiği, daha sonra triğer kayışı nedeniyle motorun hasarlandığı ifade edilerek, “olağan dışı bu hatalar nedeniyle aracın yenisiyle değiştirilmesi” istenmiştir.

Maddi olguya ve toplanan delillere ilişkin olarak buraya kadar yapılan açıklamalara göre; 05.09.2005 tarihli faturayla sıfır kilometre araç niteliğiyle davacıya satılıp, 06.09.2005 tarihinde davacı adına tescil edilen dava konusu aracın yağ keçesinin değiştiği, 03.08.2006 tarihinde alternatör kayışı kopması sonucu triğer kayışının arasına girerek atlatma yaptırması ve buna bağlı olarak motor hasarlanması nedeniyle servise çekildiği, hasarla ilgili başta emme ve egzoz takımı olmak üzere birçok parçanın değiştirildiği ve onarım yapıldığı, aracın dış cephesinde boya kusuru bulunduğu, bilirkişi raporunda bu durumun üretim hatası olarak nitelendirildiği sabittir.

Uyuşmazlığın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında bulunduğu da çekişmesizdir.

Bu noktada, konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar görülmüştür:

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 Sayılı Kanunla değişik “Ayıplı Mal” başlıklı 4. maddesi;

“Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.

Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.

İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı …ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz” hükmünü taşımaktadır.

Aynı kanunun 4822 Sayılı Kanunla değişik “Garanti Belgesi” başlıklı 13. maddesi;

“İmalatçı veya ithalatçılar ithal ettikleri veya ürettikleri sanayi malları için Bakanlıkça onaylı garanti belgesi düzenlemek zorundadır. Mala ilişkin faturanın tarih ve sayısını içeren garanti belgesinin tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi sorumluluğu satıcı, bayi veya acenteye aittir. Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve asgari iki yıldır. Ancak, özelliği nedeniyle bazı malların garanti şartları, Bakanlıkça başka bir ölçü birimi ile belirlenebilir.

Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlüdür.

Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4’üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur…” şeklindedir.

Diğer taraftan, 14.06.2003 gün ve 25138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14/a maddesinde;

“Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın; …Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanmamayı sürekli kılması… durumlarında tüketici malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.

Satıcı, tüketicinin bu yönetmeliğin 13 ve 14. maddelerinde belirlenen taleplerini reddedemez. Tüketicinin bu taleplerine karşı satıcı, bayii, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur” düzenlemesi bulunmaktadır.

Görüldüğü üzere; ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.

Tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı veya onunla birlikte sorumlu olan imalatçı, ihracatçı vs. maddede sayılan sorumlular tüketicinin tercihine konu bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayii, acente, imalatçı üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.

Tüketici onarım hakkını kullanmasına karşın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 13. maddesi ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde belirtilen şartların oluşması halinde, aynı kanunun 4. maddesinde sayılan diğer seçimlik haklarından birini kullanabilecektir.

Şu halde tüketici, doğrudan ücretsiz değiştirme hakkını kullanabilir. Zira burada seçimlik hakkın kullanılmasından sonra değiştirilemeyeceği kuralının yasal bir istisnası söz konusudur.

Öte yandan, sınai mallarında her satıcı yetkili servisleri eliyle satış sonrası hizmet vermek zorundadır. Yetkili servise yapılan başvuru tarihinden itibaren yapılan yapılmayan işlemler satıcının ve onunla birlikte sorumluluğu olanların sorumluluğundadır.

Tüketicinin dava açana kadar hatta dava açtıktan sonra aracı kullanması satıcıyı ve onunla birlikte sorumlu olanları yasal sorumluluktan kurtarmaz.

Tüketici sözleşmeyi ayakta tutarak malın yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre malın yenisi gelene kadar elindekini iade yükümlülüğünde de değildir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Somut olayda; “0 km”de alınan aracın tüketiciye tesliminden sonra, servis ışığı yanıp yağ oranı düşük uyarısı vermesi nedeniyle motor yağ keçesinin değiştirildiği, aracın dış cephe boyasında özellikle vernik tabakası altında boya kusuru bulunduğu, aracın alternatör kayışının koptuğu, triğer kayışı arasına girerek süpapların eğildiği ve motorun arızalandığı, buna bağlı olarak emme ve egzoz süpap takımı olmak üzere birçok parçanın tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın birçok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal halini kaybettiği gibi, tüketicinin araca duyduğu güvenin sarsılması nedeniyle araçtan beklediği yararı sağlayamadığı, davacı tarafça değişiklik talebi iletilmesine karşın, davalı yanın bu istemi yerine getirmediği, tüketicinin bu şekilde aracı değer düşüklüğüne ilişkin zararı giderilerek de olsa kullanmaya zorlanamayacağı, belirgindir.

Açıklanan tüm bu olgu ve yasal düzenlemeler, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar karşısında; eldeki dava yönünden, aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme koşulları gerçekleşmiştir.

Yerel mahkemenin, aynı hususlara dayalı direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı ( 1.815 ) Lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 21.10.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/512

K. 2010/3859

T. 5.4.2010

• AYIPLI MAL ( Yenisi İle Değiştirilmesi İstemi/Satıcının Garanti Veren İle Birlikte Alıcıya Karşı Sorumlu Olduğu – 818 S.K. ve Garanti Belgesi Hükümleri Dikkate Alındığında Zamanaşımının Söz Konusu Olmadığı/Bilirkişi Raporları Değerlendirilerek İşin Esasına Girilmesi Gerektiği )

• GARANTİ BELGESİ ( Ayıplı Aracın Yenisi İle Değiştirilmesi Talebi/Satıcının Garanti Veren İle Birlikte Alıcıya Karşı Sorumlu Olduğu – 818 S.K. ve Garanti Belgesi Hükümleri Dikkate Alındığında Zamanaşımının Dolmadığı )

• ZAMANAŞIMI ( Ayıplı Aracın Yenisi İle Değiştirilmesi Talebi/Satıcı ve Garanti Verenin Birlikte Alıcıya Karşı Sorumluluğu – 818 S.K. ve Garanti Belgesi Hükümlerine Göre Dolmadığı/Bilirkişi Raporları Doğrultusunda İşin Esasına Girileceği )

818/m. 194, 207

ÖZET : Dava ayıplı olduğu ileri sürülen aracın yenisi ile değiştirilmesi istemine ilişkindir. Satıcı davalı garanti veren ile birlikte ayıptan ötürü alıcıya karşı sorumludur. B.K. nın ilgili hükümleri ile garanti belgesi hükümleri dikkate alındığında satıcı yönünden davanın zamanaşımına uğradığından sözedilemez. Davacı aldığı aracın ayıplı olması sebebiyle değiştirilmesini davalı satıcıdan talep edebilir. Mahkemece yapılacak iş bilirkişi raporu ve ek rapor birlikte değerlendirilerek işin esasına girilip uygun sonuç dairesinde bir karar vermektir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı sebebiyle reddine yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava ayıplı olduğu ileri sürülen aracın yenisi ile değiştirilmesi istemine ilişkindir. Satıcı davalı garanti veren ile birlikte ayıptan ötürü alıcıya karşı sorumludur. B.K.nun 194 ve 207. madde hükümleri ile garanti belgesi hükümleri dikkate alındığında satıcı yönünden davanın zamanaşımına uğradığından sözedilemez. Davacı aldığı aracın ayıplı olması sebebiyle değiştirilmesini davalı satıcıdan talep edebilir. Önceki bozma ilamında da belirtildiği gibi mahkemece yapılacak iş bilirkişi raporu ve ek rapor birlikte değerlendirilerek işin esasına girilip uygun sonuç dairesinde bir karar vermekten ibaret iken, davalı satıcı hakkındaki davanın yazılı gerekçe ile reddi doğru değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeple hükümün temyiz eden davacı yaranna BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 5.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/1498

K. 2005/12769

T. 19.12.2005

• AYIPLI MAL SATIŞINDAN DOĞAN TAZMİNAT ( Davacı Satımın Feshedilmesini İstememiş Tercih Hakkını Semenin Tenzili Yönünde Kullandığı – O Halde Anılan Yasa Hükmü Çerçevesinde Davacının Talebi Değerlendirilerek Bir Karar Verilmek Gerektiği )

• SATIMIN FESHEDİLMESİ ( Ayıplı Mal Satışından Doğan Tazminat – Davacı Satımın Feshedilmesini İstememiş Tercih Hakkını Semenin Tenzili Yönünde Kullandığı/Davacının Talebi Değerlendirilerek Bir Karar Verilmek Gerektiği )

• SATICININ TEKEFFÜLÜ ALTINDAKİ SATILAN ( Ayıbı Anlaşıldığı Zaman Alıcı Dilerse Satılanı Redde Hazır Olduğunu Beyanla Satımın Feshedilmesini Dilerse Satılanı Alıkoyup Kıymetinin Noksanı Mukabilinde Semenin Tenzil Olunmasını Dava Edebileceği )

• BEDELİN TENZİLİ İSTEMİ ( Satıcının Tekeffülü Altındaki Satılanın Ayıbı Anlaşıldığı Zaman Alıcı Dilerse Satımın Feshedilmesini Dilerse Satılanı Alıkoyup Kıymetinin Noksanı Mukabilinde Semenin Tenzil Olunmasını Dava Edebileceği )

• TERCİH HAKKI ( Ayıplı Mal Satışından Doğan Tazminat – Davacı Satımın Feshedilmesini İstememiş Tercih Hakkını Semenin Tenzili Yönünde Kullandığı/Davacının Talebi Değerlendirilerek Bir Karar Verilmek Gerektiği )

818/m.81,202

ÖZET : Dava, ayıplı mal satışından kaynaklanmaktadır. Borçlar Kanununun 202/1.maddesi uyarınca “satıcının tekeffülü altındaki satılanın ayıbı anlaşıldığı zaman, alıcı muhayyerdir; dilerse satılanı redde hazır olduğunu beyanla satımın feshedilmesini, dilerse satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını dava eder”. Somut olayda davacı satımın feshedilmesini istememiş, tercih hakkını semenin tenzili yönünde kullanmıştır. O halde anılan yasa hükmü çerçevesinde davacının talebi değerlendirilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 4800 adet battaniye alımı konusunda anlaşma yapıldığını ve karşılığı 52.800 USD’nın ödenmesi için gerekli işlemlerin tamamlandığını, battaniyelerin gümrük işlemi bitip müvekkilince teslim alındığını, sırada “Sesli” markasının daha önce başka bir şahıs adına tescil edildiğinin belirlenmesi üzerine adli makamlarca el konulduğunu, davalının markanın iptali için dava açtığını, müvekkilinin peşinatlarını aldığı şirketlere tazminat ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek toplam 136.394 USD mal bedeli ve masraflar ile belgelenemeyen 13.606 USD tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının B.K.nun 81.maddesi gereği öncelikle malları iade etmesi gerektiğini, malın tesliminden itibaren 6 aylık zamanaşımı süresinin dolduğunu, gönderilen battaniyelerde yanlışlıkla Sesli markasının dokunduğunu, davacının bildirimi üzerine malın iadesi halinde yeniden gönderilebileceğinin bildirildiğini, marka tescilinin usulsüzlüğü nedeniyle iptal davası açıldığını ve zarara davacının sebebiyet verdiğini belirterek haksız davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, oluşan zarardan davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle ve bir kısım alacaktan vazgeçme de dikkate alınarak davanın 34.006 USD yönünden vazgeçme nedeni ile olmak üzere reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, ayıplı mal satışından kaynaklanmaktadır. Davalı tarafından davacıya satılan battaniyelere Ürdün Gümrüğünce el konulduğu ve zaptedilmiş olduğu, toplanan delillerle sabittir. Kaldı ki bu durum davalının da kabulündedir. O halde, satılan malların hukuki ayıplı olduğunun kabulü gerekir. Davacı dava dilekçesinde kendisine teslim edilip Ürdün makamlarınca zaptedilen 4800 adet battaniyenin bedelini ve bir takım zararlarını talep etmiş ise de, yargılama sırasında talebini daraltarak zaptedildikten iki yılı aşkın bir süre sonra yetkililerce kendisine iade edilen 3900 adet battaniyeyi düşük fiyatla satmak zorunda kaldığını belirterek, kendisine satılan bedel ile kendisinin başkalarına sattığı bedel arasındaki farkı istemiş, yani bedelde tenzilat talebinde bulunmuştur.

Borçlar Kanununun 202/1.maddesi uyarınca “satıcının tekeffülü altındaki satılanın ayıbı anlaşıldığı zaman, alıcı muhayyerdir; dilerse satılanı redde hazır olduğunu beyanla satımın feshedilmesini, dilerse satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını dava eder”.

Somut olayda davacı satımın feshedilmesini istememiş, tercih hakkını semenin tenzili yönünde kullanmıştır. O halde anılan yasa hükmü çerçevesinde davacının talebi değerlendirilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2010/13-389

K. 2010/429

T. 29.9.2010

• AYIPLI MAL DAVASI ( Dava Dilekçesinde Davacının Onarım Hakkını Kullanmış Olması Yargılama Sırasında Aracın Gizli Ayıplı Olduğunun Ortaya Çıkmasından Sonra Davacının Bu Tercihini Aracın Ücretsiz Değiştirilmesi Şeklinde Kullanmasına Engel Olarak Gösterilemeyeceği )

• ONARIM HAKKI ( Davacının Kullanmış Olması Yargılama Sırasında Aracın Gizli Ayıplı Olduğunun Ortaya Çıkmasından Sonra Davacının Bu Tercihini Aracın Ücretsiz Değiştirilmesi Şeklinde Kullanmasına Engel Olarak Gösterilemeyeceği )

• ARACIN ÜCRETSİZ DEĞİŞTİRİLMESİ ( Ayıplı Mal Davası – Davacının Onarım Hakkını Kullanmış Olması Yargılama Sırasında Aracın Gizli Ayıplı Olduğunun Ortaya Çıkmasından Sonra Davacının Bu Tercihini Aracın Ücretsiz Değiştirilmesi Şeklinde Kullanmasına Engel Olarak Gösterilemeyeceği )

• TERCİH HAKKI ( Dava Dilekçesinde Tercih Hakkını Ücretsiz Onarım Yönünde Kullanan Davacının Islaha Gerek Olmaksızın Aracın Misliyle Değiştirilmesi Şeklinde Değiştirebileceği )

4077/m.4,13

ÖZET : Davacı, davalı C. A.Ş den satın aldığı aracın yetkili servise götürüldüğü halde onarılmadığını, diğer davalının ise ithalatçı firma olduğunu öne sürerek, araçtaki arızanın ücretsiz onarımına karar verilmesini istemiştir. Yargılama sırasında dava konusu aracın gizli ayıplı olduğu belirlenmiş ve bu nedenle davacı tercih hakkını değiştirerek aracın yenisiyle değiştirilmesi talebinde bulunmuştur. Aracın gizli ayıplı olduğuna dair bu olgu, Mahkeme ile Özel Daire’nin de kabulünde olduğuna göre, yukarıda açıklanan yasal şartların varlığında kuşku ve duraksama bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde davacının onarım hakkını kullanmış olması, yargılama sırasında aracın gizli ayıplı olduğunun ortaya çıkmasından sonra davacının bu tercihini aracın ücretsiz değiştirilmesi şeklinde kullanmasına engel olarak gösterilemez. Davacı sözleşmeyi ayakta tutarak malın yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre, davalılar, tüketicinin tercihine göre, sorunun çözümlenmesi ile yükümlüdür.

Yenisi ile değiştirilmesini isteme koşulları gerçekleşen araca ilişkin olarak; dava dilekçesinde tercih hakkını ücretsiz onarım yönünde kullanan davacının, ıslaha gerek olmaksızın aracın misliyle değiştirilmesi şeklinde değiştirebileceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, davacının “aracın yenisiyle değiştirilmesi” talebi göz önünde bulundurulmak suretiyle davanın kabulü yönünde verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur.

DAVA : Taraflar arasındaki “Ayıplı Mal” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Denizli Asliye 1. Hukuk ( Tüketici ) Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.09.2008 gün ve 2006/442 E. 2008/341 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 20.04.2009 gün ve 2008/15820-5396 sayılı ilamı ile;

( … Davacı, davalı C. A.Ş den satın aldığı aracın yetkili servise götürüldüğü halde onarılmadığını, diğer davalının ise ithalatçı firma olduğunu öne sürerek, araçtaki arızanın ücretsiz onarımına karar verilmesini istemiştir.

Davalı taraf, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, aracın değiştirilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı tarafın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacı dava dilekçesinde, davalı taraftan aldığı araçtaki arızanın giderilmediğini belirterek, ücretsiz onarımı talepli bu davayı açmıştır. Davacı yargılama sırasında 30.6.2008 tarihli ıslah dilekçesini vererek, aracın yenisiyle değiştirilmesini istemiş, Mahkemece ıslah talebinin kabulü ile aracın yenisiyle değiştirilmesine karar verilmiştir. Dava konusu aracın ayıplı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile belirlenmiştir. Ancak davacı ıslah dilekçesi vererek, dava dilekçesindeki talebini değiştirmiş olup, böylece ayıplı mal karşısında kullandığı tercihide değiştirmiştir. Davalı yargılama sırasında, ıslah ile netice-i talebin ve tercih hakkının değiştirilmesine, muvaffakati olmadığını bildirmiştir. Davacı tüketicinin, ıslah yoluyla dava dilekçisindeki talebini değiştirmesi mümkün olmadığı gibi, ücretsiz onarım yönünde kullandığı tercih hakkını aracın değiştirilmesi şeklinde değiştirmesi de, mümkün değildir. Mahkemece bu husus nazara alınarak hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava dilekçesinde davacı, davalı taraftan aldığı ayıplı aracın ücretsiz onarımı talebiyle eldeki davayı açmış; yargılama sırasında 30.06.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile, aracın yenisiyle değiştirilmesini talep etmiştir.

Davalı taraf, davacının ıslah taleplerine muvafakatleri olmadığını bildirmiştir.

Mahkemece davacının ıslah talebi yönünde hüküm kurularak, aracın yenisiyle değiştirilmesine dair verilen karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme, “davacının, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde öngörülen dört seçimlik haktan birini seçmeye zorlanamayacağı, bu dört seçimlik hakka dair tercih hakkını ıslah yoluyla değiştirebileceği; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun ıslahı düzenleyen hükümlerinde de, seçimlik haklarından birini ıslah yoluyla tercih etme hakkını kullanmasını engelleyen bir hükmün bulunmadığı” gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.

Dava konusu aracın ayıplı olduğu bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olup; bu konuda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık; ayıplı aracın ücretsiz onarımı talebiyle eldeki davayı açmış olan davacının, bu talebini ve tercih hakkını, aracın yenisiyle değiştirilmesi şeklinde yargılama aşamasında ıslah yoluyla değiştirmesi olanağının bulunup bulunmadığı, noktasındadır.

Bilindiği gibi ıslah, taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesi işlemidir ( HUMK. m.83; Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, B. 6. C. IV, İstanbul 2001, s.3965 ). Islah müessesesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşabilecek olan her hangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir ( Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C.I.II.B,5, İstanbul 1992 s.534 ).

Islahın konusu, tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğuna göre, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan söz edilmesinde yarar vardır:

Gerek öğreti gerekse Yargıtay, ıslah yoluyla davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini, aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine, müddeabihin (davada talep olunan miktarın) artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup ıslahın konusudur (Kuru: C.IV s.4035).

Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında, ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi, elbette olanaklı değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar ( davayı etkilediği için usul işlemidir ) maddi hukuk işlemi mahiyeti taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin de ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır. Zira ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz.

Islahın sonuçlarına gelince; Islah tahkikata tabi davalarda tahkikat bitinceye kadar ve tahkikata tabi olmayan davalarda ise yargılamanın bitimine kadar yapılabilir ( HUMK m.84 ). Islah tek taraflı bir irade beyanı olup, ıslahın geçerliliği için karşı tarafın ve mahkemenin kabulüne gerek yoktur.

Davanın tamamen ıslahı durumunda, dava dilekçesinden itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını gerektireceğinden ( HUMK m.87 ), davanın tamamen ıslahında yeni bir dava açılmamış sayılacak, dava, ilk dava gününde açılmış sayılacaktır.

Davanın tamamen ( kamilen ) ıslah edilmesi halinde dava dilekçesi dahil, yapılmış olan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılır. ( HUMK m.87/1 ). Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekir.

Somut olayda, davacı dava dilekçesinde araçtaki arızanın ücretsiz onarımını talep etmiş, 30.06.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile de, “yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuyla üretim hatası bulunan ve gizli ayıplı olduğu belirlenen aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini” istemiştir.

Dava dilekçesinde davacının, salt araçtaki arızanın ücretsiz onarımını talep etmiş olması; aksi yönde açık bir irade beyanı bulunmadığından, 4077 sayılı Kanunun 4. maddesinde öngörülen diğer seçimlik haklarını terk ettiği sonucunu doğurmaz.

Şu hale göre, bozma ilamında işaret edilenin aksine; az yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacının, davanın kamilen ıslahı yoluyla, davalının muvafakati aranmaksızın talep sonucunu değiştirmesi olanaklıdır.

Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda, “dava konusu araca yetkili servisi tarafından motorda parça değişim işlemi şeklinde iki kez müdahale yapılmasına rağmen söz konusu arızaya yanlış teşhis konulması dolayısıyla önceki motor arızasının giderilemediği ve bunun sonucun motordaki son hasarın oluştuğu ve hasarın “gizli ayıp” niteliğinde olduğu belirlenmiştir. Esasen bu husus, Yerel Mahkemenin ve Özel Dairenin de kabulündedir.

Öyleyse burada, dava dilekçesinde tamir seçimlik hakkını kullanan davacının, gizli ayıbın yargılama sırasında tespit edilmiş olması üzerine bu hakkından dönüp dönemeyeceği ve talebini aracın değiştirilmesi şeklinde değiştirip değiştiremeyeceği hususunun, tüketici hukuku yönünden irdelenmesi gereklidir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Ayıplı Mal” başlıklı 4. maddesinde;

“Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.

Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür…” Denilmekte;

Aynı Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Garanti Belgesi” başlıklı 13.maddesinde ise;

“…Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur…”

Hükmü yer almaktadır.

Diğer taraftan, 14.06.2003 gün ve 25138 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14/a maddesinde;

“Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;…Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanmamayı sürekli kılması….durumlarında tüketici malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir…”

Düzenlemesi bulunmaktadır.

Bu hükümlerden çıkarılacak sonuca gelince; Tüketici onarım hakkını kullanmasına karşın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 13. maddesi ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde belirtilen şartların oluşması halinde, aynı Kanunun 4. maddesinde sayılan diğer seçimlik haklarından birini kullanabilecektir.

Somut olayda, “0 km” de alınan aracın garanti süresi içerisinde arızalanması üzerine, davacı yetkili servise başvurmasına rağmen öncelikle arızaya hatalı teşhis konulmak ve davacı yanlış bilgilendirilmek suretiyle arızanın giderilemediği ve böylece dava aşamasına gelindiği anlaşılmaktadır. Belirtilen nedenle davacı/tüketicinin, bu aşamada onarımın gerçekleştirilebileceği düşüncesiyle ücretsiz onarım talebinde bulunduğu açıktır.

Ne var ki, yargılama sırasında dava konusu aracın gizli ayıplı olduğu belirlenmiş ve bu nedenle davacı tercih hakkını değiştirerek aracın yenisiyle değiştirilmesi talebinde bulunmuştur. Aracın gizli ayıplı olduğuna dair bu olgu, Mahkeme ile Özel Daire’nin de kabulünde olduğuna göre, yukarıda açıklanan yasal şartların varlığında kuşku ve duraksama bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde davacının onarım hakkını kullanmış olması, yargılama sırasında aracın gizli ayıplı olduğunun ortaya çıkmasından sonra davacının bu tercihini aracın ücretsiz değiştirilmesi şeklinde kullanmasına engel olarak gösterilemez. Davacı sözleşmeyi ayakta tutarak malın yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre, davalılar, tüketicinin tercihine göre, sorunun çözümlenmesi ile yükümlüdür.

Açıklanan tüm bu olgu ve yasal düzenlemeler karşısında, yenisi ile değiştirilmesini isteme koşulları gerçekleşen araca ilişkin olarak; dava dilekçesinde tercih hakkını ücretsiz onarım yönünde kullanan davacının, ıslaha gerek olmaksızın aracın misliyle değiştirilmesi şeklinde değiştirebileceği kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, davacının 30.06.2008 tarihli dilekçesinde yer alan “aracın yenisiyle değiştirilmesi” talebi göz önünde bulundurulmak suretiyle davanın kabulü yönünde verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur. Bu nedenle direnme kararı onanmalıdır.

SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 2.817,00 TL. bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 29.09.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/157

K. 2012/10594

T. 27.6.2012

• AYIPLI MAL TESLİMİNE DAYALI ZARARIN TAZMİNİ ( Mahkemece Hükme Esas Alınan ve Tek Kişi Tarıfından Düzenlenen Bilirkişi Raporu Yeterli Ayrıntıyı İçermeyip Tarafların ve Yargıtayın Denetimine Elverişli Olmadığı – Bilirkişi Raporuna İtiraza Karşılık Yeni Rapor Alınmadığı/Bilirkişi Raporu İtirazına Neden İtibar Edilmediğinin Açıklanmamasının Doğru Olmadığı )

• BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ ( Yeterli Ayrıntıyı İçermeyip Tarafların ve Yargıtayın Denetimine Elverişli Olmadığı/Uzman Üç Kişiden Oluşturulacak Yeni Bir Bilirkişi Kurulundan Davalının İtirazlarını Karşılayacak Nitelikte Rapor Alınması Gerektiği – Ayıplı Mal Teslimine Dayalı Tazminat İstemi )

• ZARARIN TAZMİNİ İSTEMİ ( Ayıplı Mal Teslimine Dayalı – Yeni Bir Bilirkişi Kurulundan Davalının İtirazlarını Karşılayacak Nitelikte Rapor Alınıp Tüm Delillerin Birlikte Değerlendirilmesi Gerektiği )

6762/m.25/3

ÖZET : Dava, ayıplı mal tesliminden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece hükme esas alınan ve tek kişi tarafından düzenlenen bilirkişi raporu yeterli ayrıntıyı içermeyip tarafların ve Yargıtay’ın denetimine elverişli değildir. Öte yandan davalı vekili bilirkişi raporuna karşı gerekçelerini de belirterek itiraz etmiş olup, mahkemece bu itirazlar hakkında konusunda uzman bilirkişiden yeniden rapor alınmadığı gibi, hükmün gerekçesinde de bu itirazlara neden itibar edilmediği açıklanmamıştır. Mahkemece yapılacak iş, konusunda uzman üç kişiden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan davalının itirazlarını karşılayacak nitelikte rapor alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinden bir karar vermekten ibarettir.

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan kimse gelmemiş olduğundan incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, ayıplı mal tesliminden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.

Davalı vekili, taraflar arasında ticari satım ilişkisi olduğunu, TTK’nun 25/3 hükmü uyarınca ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını, satılan drenaj kanal sistem malzemeleri üzerinde yapılan tespitin yetkisiz mahkemece ve ehil olmayan bilirkişiler aracılığıyla gerçekleştirildiğini, davanın üretici şirkete yöneltilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, taraflar arasındaki “Drenaj Kanal Malzemeleri Sisteminin Alımı” sözleşmesinin 6. maddesine göre demirdöküm ızgaralarının 2 yıl boyunca davalının garantisi altında olduğu, aynı sözleşmenin 10. maddesine göre hatalı ve kusurlu ürünlerin davalı tarafından değiştirileceğinin öngörüldüğü, bilirkişi raporuna göre ızgaraların %95 ve %98 oranında paslanmış olduğu, 5 ay içinde meydana gelen paslanmanın teslim anında davacı tarafından anlaşmasının mümkün olmadığı, gizli ayıplı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

Mahkemece hükme esas alınan ve tek kişi tarafından düzenlenen bilirkişi raporu yeterli ayrıntıyı içermeyip tarafların ve Yargıtay’ın denetimine elverişli değildir. Öte yandan davalı vekili bilirkişi raporuna karşı gerekçelerini de belirterek itiraz etmiş olup, mahkemece bu itirazlar hakkında konusunda uzman bilirkişiden yeniden rapor alınmadığı gibi, hükmün gerekçesinde de bu itirazlara neden itibar edilmediği açıklanmamıştır. Mahkemece yapılacak iş, konusunda uzman üç kişiden oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan davalının itirazlarını karşılayacak nitelikte rapor alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle varılacak uygun sonuç çerçevesinden bir karar vermekten ibaret olup, eksik inceleme neticesinde yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 27.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2010/13-457

K. 2010/493

T. 13.10.2010

• AYIPLI MALIN İADESİ VE BEDELİNİN TAHSİLİ ( Kaza Sırasında Hava Yastığının Açılmamasının Üretim Hatasından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığı Konusunda Davacı İtirazlarını Karşılayacak Şekilde Mahkemece Bilirkişi Heyetinden Rapor Aldırılması Gerektiği )

• BİLİRKİŞİ RAPORU ( Ayıplı Malın İadesi ve Bedelinin Tahsili – Kaza Sırasında Hava Yastığının Açılmamasının Üretim Hatasından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığı Konusunda Davacı İtirazlarını Karşılayacak Şekilde Mahkemece Bilirkişi Heyetinden Rapor Aldırılması Gerektiği )

• KAZA SIRASINDA HAVA YASTIĞININ AÇILMAMASI ( Üretim Hatasından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığı Konusunda Davacı İtirazlarını Karşılayacak Şekilde Mahkemece Bilirkişi Heyetinden Rapor Aldırılması Gerektiği – Ayıplı Malın İadesi ve Bedelinin Tahsili )

1086/m.283,284,286

ÖZET : Dava; ayıplı malın iadesi ve bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Hükme esas alınan bilirkişi heyeti tarafından, aracın önden gelen darbeyi belli bir eğim ve şiddette alması halinde hava yastığının açılacağına, hava yastığının arızalı olması halinde ikaz ışığının yanması gerektiğine, böyle bir ikaz ışığı yanmadığına göre hava yastığında arızanın olmadığına dayanılarak üretim hatasının olmadığına dair rapor düzenlendiği görülmüştür. Dosyadaki kaza raporu, kaza sonrası çekilen resimler de göz önüne alınarak ve araç üzerinde inceleme yapılmak sureti ile hava yastığı arızasının ikaz ışığı yanması dışında da gerçekleşebileceği ihtimali gözetilerek kaza sırasında hava yastığının açılmamasının üretim hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda davacı itirazlarını karşılayacak şekilde mahkemece yeniden araç üzerinde üniversiteden seçilecek akademisyenlerden oluşan bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine elverişli rapor aldırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “ayıplı malın iadesi ve bedelinin tahsili” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2.Tüketici Mahkemesince davanın reddine dair verilen 30.05.2008 gün ve 2007/771 E.-2008/375 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 02.07.2009 gün ve 2009/3676 E.- 2009/9238 K. sayılı ilamı ile;

( … Davacı, 15.08.2005 tarihinde Yıldırım Otomotiv Limited şirketinden satın aldığı araç ile 13.03.2007 tarihinde başka bir araca arkadan çarpmak suretiyle kaza yaptığını, aracın ön taraftan darbe aldığını ancak hava yastıklarının açılmaması nedeniyle başından ağır yaralandığını, aracın bu yönden ayıplı olduğunu ileri sürerek fazlasını saklı tutarak aracın iadesi ile 25.450,00 YTL araç bedelinin faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, hava yastığının açılması için darbenin belli bir eğim ve şiddette olmasının gerektiğini, açılma eşiğine ulaşılması halinde hava yastığının açılacağını, aracın ayıplı olmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, bilirkişi raporuna ve araçta üretim hatasının olmadığına dayanılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacının davaya konu aracı 15.8.2005 tarihinde satın aldığı, 13.03.2007 tarihinde kazanın olduğu dosya içeriğindeki bilgi ve belgeler ile sabittir. Hükme esas alınan bilirkişi heyeti tarafından, aracın önden gelen darbeyi belli bir eğim ve şiddette alması halinde hava yastığının açılacağına, hava yastığının arızalı olması halinde ikaz ışığının yanması gerektiğine, böyle bir ikaz ışığı yanmadığına göre hava yastığında arızanın olmadığına dayanılarak üretim hatasının olmadığına dair rapor düzenlendiği görülmüştür. Dosyadaki kaza raporu, kaza sonrası çekilen resimler de göz önüne alınarak ve araç üzerinde inceleme yapılmak sureti ile hava yastığı arızasının ikaz ışığı yanması dışında da gerçekleşebileceği ihtimali gözetilerek kaza sırasında hava yastığının açılmamasının üretim hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda davacı itirazlarını karşılayacak şekilde mahkemece yeniden araç üzerinde üniversiteden seçilecek akademisyenlerden oluşan bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine elverişli rapor aldırılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava; ayıplı malın iadesi ve bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece; bilirkişi raporuna itibar edilerek, kaza anındaki darbenin hava yastıklarının açılmasını tetikleyecek eğim ve şiddette olmadığı, hava yastığının arızalı olması halinde ikaz ışığının yanması gerektiği, böyle bir ikaz ışığı yanmadığına göre hava yastıklarının açılmayışının araçtaki üretim hatasından kaynaklanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçeler ile hüküm bozulmuştur.

Yerel Mahkemece; İstanbul Teknik Üniversitesi’ nden seçilen iki Öğretim Üyesi Makine Mühendisi ve bir Hukukçu bilirkişinin katılımıyla keşif icra edilerek araç üzerinde detaylı incelemeler yapıldığı, ibraz edilen raporun denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli görüldüğü gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; Mahkemece alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 286.maddesine göre hâkim, bilirkişi raporuyla bağlı olmayıp, verilen rapor hüküm kurmaya elverişli değil ise mahkemece yapılacak iş, ya HUMK 283.maddesi uyarınca aynı bilirkişiden ek rapor almak ya da HUMK. un 284.maddesi uyarınca yeniden inceleme yaptırmaktan ibarettir.

Mahkemece alınan raporlar birbiriyle çelişse dahi hâkim, bunlardan birine dayanarak karar verebileceği gibi hiçbirini hüküm kurmaya yeterli bulmaz ise yeniden bilirkişi raporu alabilir.

Eldeki davada, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, keşif sırasında aracın onarımının yapılmış olması nedeniyle hasar durumu ve kazanın oluşu hakkında dosyaya ibraz edilen fotoğraflar, trafik kaza raporu ve hasar durumu ve uzman incelemesi raporundan bilgi edinilebildiği belirtilmiş ve olay sonucu aracın ön tampon, ön panel, ön panjur, motor kaputu, ön çamurlukları, radyatör ve klima radyatörünün hasar gördüğü, ancak kapılar ve torpidoda hasar meydana gelmediği, sonuç olarak kaza anındaki darbenin hava yastıklarının açılmasını tetikleyecek eğim ve şiddette olmadığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.

 

Her ne kadar dava konusu araçta meydana gelen hasar tamir edilmiş ise de, dosyada mevcut ekspertiz raporunda, kaza anında aracın şasesinin eğildiği belirtilmiştir. Erler Oto Servisi Ltd. Şirketi tarafından davacı adına düzenlenen 26.03.2007 tarih ve 195389 seri nolu fatura içeriğinden ise anılan eğikliğin giderildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki bilirkişi raporunda bu hususlar üzerinde yeterince durulmamış, şase eğilmesine neden olup darbenin, hava yastıklarının açılmasını gerektirip gerektirmediği araştırılmamıştır. Bu haliyle hükme esas alınan bilirkişi raporu yetersizdir.

O halde mahkemece yapılacak iş; mahkemece yeniden üniversiteden seçilecek akademisyenlerden bilirkişi heyeti oluşturularak, dosya ve araç üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle denetime elverişli, davacı itirazlarını da karşılayacak şekilde rapor aldırılarak sonucuna göre hüküm kurulması olmalıdır.

Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. un 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/16506

K. 2012/10687

T. 28.6.2012

• SÖZLEŞMENİN İPTALİ (Ayıplı Mal Nedeniyle – Davacı Kira Paralarını Finansal Kiralama Şirketine Ödediğinden Ödenen Kira Paralarını Ancak Finansal Kiralama Şirketinden Talep Edebileceği/Kiralama Şirketi Hakkında Devam Eden Bir Dava Olmadığından Diğer Davalı Satıcıdan Tahsiline Karar Verilmesinin Doğru Olmadığı)

• AYIPLI MAL ( Sözleşmenin İptaline Dayanan – Davacı Kira Paralarını Finansal Kiralama Şirketine Ödediğinden Ödenen Kira Paralarını Ancak Finansal Kiralama Şirketinden Talep Edebileceği )

• YETKİSİZLİK KARARI (Sözleşmenin İptaline Dayanan Alacak -Yetkisizlik Kararı Verilen Kiralama Şirketi Hakkındaki Dosyanın Yetkili Mahkemeye Gönderilmediğinin Anlaşıldığı/Kiralama Şirketi Hakkında Devam Eden Bir Dava Olmadığından Diğer Davalı Satıcıdan Tahsiline Karar Verilmesinin Doğru Olmadığı)

818/m.207

ÖZET : Dava, ayıplı mal nedeniyle sözleşmenin iptaline dayanan alacak istemine ilişkindir. Dava satıcı Ltd.Şti. ve Finans Finansal Kiralama A.Ş. hakkında açılmış ise de Finans Finansal Kiralama Şirketi hakkında açılan dava ile ilgili yetkisizlik kararı verildiği ancak dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmediği anlaşılmaktadır. Davacı açtığı bu davada yaptığı ödemelerin tahsilini ve traktörün çalışmasından dolayı uğradığı kâr mahrumiyetini talep etmiştir. Davacı kira paralarını Finansal Kiralama Şirketine ödediğinden ödenen kira paralarını ancak Finansal Kiralama Şirketinden talep edebilir. Ancak Finansal Kiralama şirketi hakkında devam eden bir dava olmadığından … TL’nin davalı satıcıdan tahsiline karar verilmesi doğru olmadığı gibi, traktör Finansal Kiralama Sözleşmesi ile kiralandığından ve traktörün malikinin Finansal Kiralama Şirketi olmasına rağmen … TL karşılığında traktörün davalıya iadesine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali-alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmasız, davalı vekilince de duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı asil C. V. ile vekili ve davalı vekili gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan asil ve avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : 2008 model J… Deere marka tarım traktörünün 02.10.2007 tarihli proforma fatura ile J… Deere tarafından Finans Finansal Kiralama Şirketine satıldığı, 09.10.2007 tarihli Finansal Kiralama Sözleşmesi ile anılan traktörün davacıya kiralandığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Davacı vekili, J… Deere Makinaları Ltd. Şti.ve Finans Finansal Kiralama AŞ hakkında açtığı bu davada traktörün ayıplı olduğunu, istedikleri verimi almadıklarını belirterek finansal kiralama şirketine ödenecek taksit ödemelerinin durdurulmasını, faturaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik ödenen 7.000,00 TL ile traktörün ayıplı olup çalışamamasından dolayı 1.000,00 TL alacağın tahsilini, sözleşmenin iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan Finans Finansal Kiralama Şirketi yetki itirazında bulunmuş, bu davalının yetki itirazı kabul edilerek bu davalı yönünden dosyanın İstanbul Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş ancak taraflar mahkemeye başvurarak dosyayı yetkili mahkemeye göndermemişlerdir

Diğer davalı J… Deere Ltd. Şti. vekili BK.’nun 207. maddesi gereği davanın bir yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını traktörde üretimden kaynaklı bir hata, ayıp olmadığını, arazıların kullanım hatasının kaynaklandığını belirterek davanın reddini istemişdir.

Mahkemece yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporlarına göre traktördeki arızanın üretime bağlı gizli ayıp niteliğinde olduğu, bu nedenle sözlemenin feshi ile davacının ödediği 7.000,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, traktörün J… Deere’ye iadesine, davacının mahrum kaldığını iddia ettiği tazminatın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ile davalı J… Deere Ltd.Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava satıcı J… Deere Ltd.Şti. ve Finans Finansal Kiralama A.Ş. hakkında açılmış ise de Finans Finansal Kiralama Şirketi hakkında açılan dava ile ilgili yetkisizlik kararı verildiği ancak dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmediği anlaşılmaktadır.

Davacı açtığı bu davada yaptığı ödemelerin tahsilini ve traktörün çalışmasından dolayı uğradığı kâr mahrumiyetini talep etmiştir.

Davacı kira paralarını Finansal Kiralama Şirketine ödediğinden ödenen kira paralarını ancak Finansal Kiralama Şirketinden talep edebilir. Ancak Finansal Kiralama şirketi hakkında devam eden bir dava olmadığından 7.000,00 TL’nin davalı satıcıdan tahsiline karar verilmesi doğru olmadığı gibi, traktör Finansal Kiralama Sözleşmesi ile kiralandığından ve traktörün malikinin Finansal Kiralama Şirketi olmasına rağmen 7.000,00 TL karşılığında traktörün davalıya iadesine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün tarafların yararına BOZULMASINA bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan taraflar yararına takdir edilen 900.- TL. duruşma vekalet ücretinin yek diğerinden alınarak bir diğerine ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 28.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

  

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/2228

K. 2011/11550

T. 12.7.2011

• MENFİ TESPİT İSTEMİ ( Davacı Dava Dilekçesinde Davalı Ltd. Şti’den Döşemelik Kumaş Satın Aldığını Kumaşların Ayıplı Çıktığını İleri Sürerek Eldeki Davayı Açtığı – Mahkemece de Bu Miktar Dikkate Alınarak Hüküm Kurulması Gerektiği )

• AYIPLI MAL DAVASI ( Menfi Tespit İstemi – Davacı Dava Dilekçesinde Davalı Ltd. Şti’den Döşemelik Kumaş Satın Aldığını Kumaşların Ayıplı Çıktığını İleri Sürerek Eldeki Davayı Açtığı/Mahkemece de Bu Miktar Dikkate Alınarak Hüküm Kurulması Gerektiği )

• FATURA BEDELİNİN TAHSİLİ ( Menfi Tespit İstemi – Davacı Dava Dilekçesinde Davalı Ltd. Şti’den Döşemelik Kumaş Satın Aldığını Kumaşların Ayıplı Çıktığını İleri Sürerek Eldeki Davayı Açtığı/Bu Miktar Dikkate Alınarak Hüküm Kurulması Gerektiği )

2004/m.72

ÖZET : Dava, menfi tespit istemidir. Davacı, dava dilekçesinde davalı T… Ltd. Şti’den …TL’ye döşemelik kumaş satın aldığını, kumaşların ayıplı çıktığını ileri sürerek eldeki davayı açmış; mahkemece de bu miktar dikkate alınarak hüküm kurulmuştur. Dosya içinde bulunan ve toplamı …. TL eden 3 adet faturanın incelenmesinde, davacının davalı şirketten koltuk kumaşı dışında nevresim takımı vb, başkaca malzemelerde satın aldığı anlaşılmaktadır. Öyle olunca mahkemece, sadece kumaş için ödenen fatura bedeli dikkate alınarak hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı T… Ltd Şti’den koltuk kumaşı satın aldığını, satış bedeli olarak 1.340-TL’lik senet verdiğini, kumaşları 650-TL’ye döşettirdiğini, Nisan 2009’da döşetilen kumaşların 2-3 ay içinde renk değiştirdiğini, 500-TL ödeme yaptığını, bakiye 840-TL’yi kumaştaki ayıp sebebiyle ödemediğini, kumaşın değiştirilmesini istediği halde davalılardan olumlu yanıt alamadığını, ödenmeyen bedelin tahsili davalı tarafından aleyhine takip başlatıldığını, icra dosyasına ödeme yapmak zorunda kaldığını ileri sürerek, 500-TL ödenen kumaş bedeli. 650-TL döşetme bedeli, 1.103,56-TL icra dosyasına ödenen bedel olmak üzere toplam 2.253,56-TL’nin faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1- ) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- ) Davacı, dava dilekçesinde davalı T… Ltd. Şti’den 1.340-TL’ye döşemelik kumaş satın aldığını, kumaşların ayıplı çıktığını ileri sürerek eldeki davayı açmış; mahkemece de bu miktar dikkate alınarak hüküm kurulmuştur. Dosya içinde bulunan ve toplamı 1.340-TL eden 3 adet faturanın incelenmesinde, davacının davalı şirketten koltuk kumaşı dışında nevresim takımı vb, başkaca malzemelerde satın aldığı anlaşılmaktadır. Öyle olunca mahkemece, sadece kumaş için ödenen fatura bedeli dikkate alınarak hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte yazılı sebeple davalıların sair temyiz itirazlarının reddine ( 2 ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle kararın temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan 37,55 TL. temyiz harcının istenmesi halinde T… Tek. Ltd. Şti.’ne iadesine, 12.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

  

T.C.

YARGITAY

15. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/90

K. 2011/2933

T. 16.5.2011

• ESER SÖZLEŞMESİ ( Sözlü Olarak Yapılan – Ayıplı Olduğu İleri Sürülen Malların Hepsinin Satıldığı/Bilirkişi İncelemesi İçin Olanak Kalmadığından Davanın Tümden Reddine Karar Verileceği )

• MADDİ TAZMİNAT DAVASI ( Eser Sözleşmesi – Ayıplı Olduğu İleri Sürülen Malların Hepsinin Satıldığı/Bilirkişi İncelemesi İçin Olanak Kalmadığından Davanın Tümden Reddine Karar Verileceği )

• SÖZLÜ OLARAK YAPILAN ESER SÖZLEŞMESİ ( Ayıplı Olduğu İleri Sürülen Malların Hepsinin Satıldığı/Bilirkişi İncelemesi İçin Olanak Kalmadığından Davanın Tümden Reddedileceği )

• AYIPLI MAL ( Eser Sözleşmesi – Ayıplı Olduğu İleri Sürülen Malların Hepsinin Satıldığı/Bilirkişi İncelemesi İçin Olanak Kalmadığından Davanın Tümden Reddine Karar Verilmesi Gereği )

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Sözlü Olarak Yapılan Eser Sözleşmesi – Ayıplı Olduğu İleri Sürülen Malların Hepsinin Satıldığı/Bilirkişi İncelemesi İçin Olanak Kalmadığından Davanın Tümden Reddine Karar Verilmesi Gerektiği )

818/m.355

ÖZET : Dava, maddi tazminatın tahsili istemiyle açılmıştır. Yanlar arasında kısa kollu çocuk tişörtlerinin fason üretiminin davalı şirket tarafından yapılması hususunda “sözlü sözleşme” yapıldığı çekişmesizdir. Davacı iş sahibi; davalı şirket ise yüklenicidir. Ayıplı olduğu ileri sürülen ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmamış ve ürünlerin satılmış olması sebebiyle de, inceleme yaptırılması da olanaksız olmuştur. Davanın tümden reddi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından duruşma istenmiş ise de davetiye masrafı bulunmadığından duruşma isteğinin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmal edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, maddi tazminatın tahsili istemiyle açılmış, mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 26.325,56 GBP’nin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, ihracaatını amaçladığı kısa kollu çocuk tişörtlerinin kesim, dikim, kontrol, ütü ve paketlenmesi işinin, davalı şirket tarafından yapılarak, davacı müvekkiline teslimi hususunda anlaştıklarını; davacının yüklendiği edimini ifa ettiğini; ancak, davalı tarafından ayıplı yapılan 19.288 adet ürünün 7.012 adedinin ihracatçı firmaca reddedilmesi sebebiyle düşük bedelle ve toplam olarak 9.268,00 İngiliz paunduna ve geriye kalan 12.276 adet ürünü ise 4.910,00 İngiliz paunduna sattığını ve bu ürünlerin ayıplı olması sebebiyle 31.232,00 İngiliz paundu tutarında zarara uğradığını ileri sürerek, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesini talep etmiştir.

Yanlar arasında kısa kollu çocuk tişörtlerinin fason üretiminin davalı şirket tarafından yapılması hususunda “sözlü sözleşme” yapıldığı çekişmesizdir. Davacı iş sahibi; davalı şirket ise yüklenicidir. Yanlar arasındaki akdî ilişki, Borçlar Kanunu’nun 355. maddesi hükmünde tanımlandığı üzere, niteliğince bir eser sözleşmesidir.

Ayıp, bir malda sözleşme ve Yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması; ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır.

Yüklenicinin, iş sahibine olan borçlarına aykırı olarak, imalini üstlendiği eserin ayıplı olması durumunda; açık ayıplarda Borçlar Kanunu’nun 359., gizli ayıplarda ise 362. maddesi hükümlerine uygun olarak ihbarda bulunduğu takdirde, Borçlar Kanunu’nun 360. maddesinde tanınan hakları eser-iş sahibi kullanabilir. Davacı iş sahibi, toplam 19.288 adet kısa kollu çocuk tişörtlerinin ayıplı olduğunu ileri sürmüş ise de; ayıbın varlığı ve derecesinin belirlenebilmesi için bilirkişi incelemesi yapılarak ayıp belirlenmemiştir. Ayıbın gizli ya da açık ayıp niteliğinde olması durumuna göre ihbar süreleri farklı olduğu gibi; Borçlar Kanunu’nun 360. maddesi gereğince, somut olayda, ayıpların giderilmesi bedelinin mi yoksa iş bedelinde indirim yapılmasının mı gerektiğini, bilirkişi incelemesi yaptırılarak mahkeme takdir edebilir. Ayıbın varlığının saptanmasından sonra da, uyuşmazlık konusu ise, ayıp sonucu oluşan maddi zararın gerçekleşip, gerçekleşmediğinin incelenmesi gerekir. Ayıplı olduğu ileri sürülen ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmamış ve ürünlerin satılmış olması sebebiyle de, inceleme yaptırılması da olanaksız olmuştur. Tüm bu sebeplerle davanın tümden reddi yerine; varlığı ileri sürülen ayıplı ürünlerin gerçekten ayıplı olup, olmadıkları saptanmadan mahkemece, hukuksal olmayan gerekçelerle, ayıp sonucu oluştuğu ileri sürülen maddi zararın tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır.

Açıklanan sebeplerle karar bozulmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davalı yararına BOZULMASINA, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 16.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2007/15-603

K. 2007/724

T. 17.10.2007

• TEMSİLCİDE YANILMA ( Davacı/İş Sahibine Dava Dilekçesinde “İşi Yapan Yüklenici Firma” İfadesiyle Gerçekte Dava Etmek İstediği İşi Yüklenen Şirketin Eksiksiz Biçimde İsim Unvan ve Adresini de İçeren Dilekçe Tanzim Edip Davasını Doğru Hasma Yöneltmesi İçin Olanak Sağlanması Gerektiği )

• ESER SÖZLEŞMESİ ( Ayıplı İmalat Nedeniyle Uğranılan Zararın Tahsili – Davacı/İş Sahibine Gerçekte Dava Etmek İstediği İşi Yüklenen Şirketin Eksiksiz Biçimde İsim Unvan ve Adresini de İçeren Dilekçe Tanzim Edip Davasını Doğru Hasma Yöneltmesi İçin Olanak Sağlanması Gerektiği )

• AYIPLI MAL İMALATI ( Eser Sözleşmesi – Davacı/İş Sahibine Gerçekte Dava Etmek İstediği İşi Yüklenen Şirketin Eksiksiz Biçimde İsim Unvan ve Adresini de İçeren Dilekçe Tanzim Edip Davasını Doğru Hasma Yöneltmesi İçin Olanak Sağlanması Gerektiği )

• TAZMİNAT DAVASI ( Şirket Adına Sözleşmeyi Davalı İmzaladığından Davanın Aleyhine Açıldığı – Bu Nedenlerle Temsilcide Yanılma Olduğu )

• DAVANIN YANLIŞ HASMA YÖNELTİLMESİ ( Davacı/İş Sahibine Gerçekte Dava Etmek İstediği İşi Yüklenen Şirketin Eksiksiz Biçimde İsim Unvan ve Adresini de İçeren Dilekçe Tanzim Edip Davasını Doğru Hasma Yöneltmesi İçin Olanak Sağlanması Gerektiği )

818/m.32

1086/m.38,39

ÖZET : Dava, eser sözleşmesine dayalı ayıplı imalat nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. Şirket adına sözleşmeyi davalı imzaladığından davanın aleyhine açıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle temsilcide yanılma olduğu açık seçik ortadadır. O halde davaya dahil edilen yüklenici Limited Şirket hasım kabul edilmelidir. Davacı/iş sahibine dava dilekçesinde “işi yapan yüklenici firma” ifadesiyle gerçekte dava etmek istediği işi yüklenen şirketin eksiksiz biçimde isim, unvan ve adresini de içeren dilekçe tanzim edip davasını doğru hasma yöneltmesi için olanak sağlanması, açıklanan eksiklik giderildikten sonra da davanın esasının çözümü yoluna gidilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; K. Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 21.02.2006 gün ve 2005/68-2006/47 sayılı kararın incelenmesi Davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay l5.Hukuk Dairesinin 19.09.2006 gün ve 2006/4501-5123 sayılı ilamı ile;

( … Dava, eser sözleşmesine dayalı ayıplı imalat nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemiyle açılmıştır.

Davalı husumet itirazında bulunmuş, mahkemenin husumet yokluğundan davanın reddine dair kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Eser sözleşmesi, davacı ile R Fırın İmalat Limited Şirketi adına R… K … arasında düzenlenmiştir. Sözleşmede R … K … imzası bulunduğundan dava bu şahıs aleyhine açılmıştır. Davalının, husumet itirazı üzerine mahkemece, dava dilekçesi yüklenici şirkete tebliğe gönderilmiştir. Bu haliyle yüklenici şirketin gerçek hasım olduğu şahısta yanılma nedeniyle şirket temsilcisinin davada taraf gösterildiği mahkemenin de kabulündedir. Nitekim şirket adına sözleşmeyi de davalı R … imzaladığından davanın aleyhine açıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle temsilcide yanılma olduğu açık seçik ortadadır. O halde davaya dahil edilen yüklenici R … Limited Şirketi hasım kabul edilmeli ve uyuşmazlığın esası incelenerek sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır. Bu hususlar üzerinde durulmadan husumet yokluğundan davanın reddi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, eser sözleşmesine dayalı ayıplı imalat nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.

Davacı 29.12.2004 tarihli dava dilekçesiyle R … K … ( işi yapan yüklenici firma ) aleyhine “işin her iki sözleşmeye rağmen ayıplı yapılmasından dolayı yıkılıp başkasına yaptırılması için ödediği bedelin tahsilini ve bu imalat nedeniyle uğradığı zararın tazminini istemiştir.

Davalı süresi içinde husumet İtirazında bulunmuş; davanın reddini savunmuştur.

Davacı yan sözleşmede adı geçen şirketi de davaya dahil ettiğini bildirir dilekçe ile dava dilekçesini şirkete de tebliğe çıkartılmış; ancak bu tebligat usulüne uygun gerçekleştirilmemiştir.

Yargılama sırasında davacının verdiği 02.02.2006 tarihli dilekçe mahkemece usule uygun bulunmayarak hem gerçek kişi hem de şirketin hasım olamayacağı, zorunlu dava arkadaşı olmadıkları gerekçesiyle davalı gerçek kişi hakkındaki dava husumet nedeniyle reddedilmiştir.

Davacı vekilinin temyizi üzerine Yüksek Özel Daire; ” … Davalının, husumet itirazı üzerine mahkemece, dava dilekçesi yüklenici şirkete tebliğe gönderilmiştir. Bu haliyle yüklenici şirketin gerçek hasım olduğu şahısta yanılma nedeniyle şirket temsilcisinin davada taraf gösterildiği mahkemenin de kabulündedir. Nitekim şirket adına sözleşmeyi de davalı R … imzaladığından davanın aleyhine açıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle temsilcide yanılma olduğu açık seçik ortadadır. O halde davaya dahil edilen yüklenici R … Limited Şirketi hasım kabul edilmeli ve uyuşmazlığın esası incelenerek sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır. Bu hususlar üzerinde durulmadan husumet yokluğundan davanın reddi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur….” Gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Mahkeme önceki kararında direnmiş; hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; husumet noktasındadır.

Taraflar arasında iki adet eser sözleşmesi düzenlenmiş olup; ilki 28.06.2002 tarihlidir. Sözleşmede taraflar “İşi Yaptıran M … A. … ( Y … Ekmek Fabrikası ) ile İşi Yapan Yüklenici R … Fırın İmalat Sanayi. Ltd Şti adına R … K… ” olup, sözleşmenin altında “İşi Yaptıran M … A… ” , “İşi Yapan/yüklenici R… K… ” isim ve imzaları bulunmaktadır. “Ekli sözleşme” başlıklı ikinci sözleşme ise 17.08.2003 tarihli olup; “İşi Yaptıran M … A… ( Y … Ekmek Fabrikası adına ), İşi Yapan/Yüklenici Firma R … K … ( R … Fırın İmalat San.Ltd.Şti adına )” yer almakta, “Yüklenici Firmanın Yapacağı İşler” başlığı altında işler açıklandıktan sonra altta “İşi Yaptıran M … A … , İşi Yapan/Yüklenici R … K. … ” isim ve imzaları ile iki tanık ismi ve imzası bulunmaktadır.

Açıklanan her iki sözleşmeden kaynaklanan edimlerin ifası ile ilgili olarak taraflar arasında uyuşmazlık çıkması üzerine davacı/iş sahibi eldeki davayı açmış ve dava dilekçesinde davalı olarak “R … K. … ( işi yapan yüklenici firma )” ifadesine yer vermiştir.

Görüldüğü üzere, davacının asıl dava etmek istediğinin gerçek kişi değil, gerçek kişinin adına hareket ettiği sözleşme kapsamlarından açıkça anlaşılan “işi yapan yüklenici şirket” olduğu belirgindir.

Durum bu olunca, davanın salt gerçek kişi davalıya yöneltildiğinden söz edilemez.

Ortada belirgin biçimde temsilcide yanılma hali bulunmakta olup, bu durumun mahkemece resen gözetilmesi ve davanın usulünce gerçek hasma yöneltilebilmesi için davacı yana olanak sağlanması gerekir.

Daha açık ifadeyle, mahkemece yapılacak iş; açıklanan hususlar ve dava dilekçesi içeriği de gözetilerek temsilcide hata halinin varlığını kabulle, davacı/iş sahibine dava dilekçesinde “işi yapan yüklenici firma” ifadesiyle gerçekte dava etmek istediği işi yüklenen şirketin eksiksiz biçimde isim, unvan ve adresini de içeren dilekçe tanzim edip davasını doğru hasma yöneltmesi için olanak sağlanması, açıklanan eksiklik giderildikten sonra da davanın esasının çözümü yoluna gidilmesi olmalıdır.

Mahkemece, bu gereklere işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilip, davanın husumet yokluğundan reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle, kararın yukarıda ve özel daire bozma kararında açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 17.10.2007 gününde, oybirliği ile karar verildi.

 

 

  

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2007/19-25

K. 2007/21

T. 24.1.2007

• AYIPLI MALDAN SATICININ SORUMLULUĞU ( Alıcı Satılanı İadeye Hazır Olduğunu Beyanla Satımın Feshi veya Bedelden İndirim Konusunda Seçimlik Hakka Sahip Olduğu )

• ALICININ SATILANI İADEYE HAZIR OLMASI ( Satımın Feshi veya Bedelden İndirim Konusunda Seçimlik Hakka Sahip Olduğu – Ayıplı Mal Satışı Nedeniyle Tazminat Talebi )

• AYIPLI MAL SATIŞI NEDENİYLE TAZMİNAT TALEBİ ( Alıcı Satılanı İadeye Hazır Olduğunu Beyanla Satımın Feshi veya Bedelden İndirim Konusunda Seçimlik Hakka Sahip Olduğu )

• SEÇİMLİK HAK ( Satılan Malın Ayıplı Olması Halinde Alıcı İsterse İadeye Hazır Olduğunu Beyanla Satımın Feshini İsterse Bedelden İndirim İsteyebileceği )

818/m. 202

ÖZET : Dava, ayıplı mal satışı nedeniyle tazminat talebine ilişkindir. Davalı tarafından davacıya satılan mallara gümrük tarafından el konulmuştur. Bu durumda satılan malların hukuki ayıplı olduğunun kabulü gerekir. Satılan malın ayıplı olması halinde alıcı isterse iadeye hazır olduğunu beyanla satımın feshini, isterse bedelden indirim isteyebilir. Somut olayda alıcı, seçimlik hakkını bedelden indirim hususunda kullanmıştır. Davacının talebi çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 11.12.2003 gün ve 2000/885-2003/1884 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 19.12.2005 gün ve 2005/1498-12769 sayılı ilamı ile;

( … Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 4800 adet battaniye alımı konusunda anlaşma yapıldığını ve karşılığı 52.800 USD’nın ödenmesi için gerekli işlemlerin tamamlandığını, battaniyelerin gümrük işlemi bitip müvekkilince teslim alındığı sırada … markasının daha önce başka bir şahıs adına tescil edildiğinin belirlenmesi üzerine adli makamlarca el konulduğunu, davalının markanın iptali için dava açtığını, müvekkilinin peşinatlarını aldığı şirketlere tazminat ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek toplam 136.394 USD mal bedeli, masraflar ile belgelenemeyen 13.606 USD tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının B.K.’nun 81. maddesi gereği öncelikle malları iade etmesi gerektiğini, malın tesliminden itibaren 6 aylık zamanaşımı süresinin dolduğunu, gönderilen battaniyelerde yanlışlıkla … markasının dokunduğunu, davacının bildirimi üzerine malın iadesi halinde yeniden gönderilebileceğinin bildirildiğini, marka tescilinin usulsüzlüğü nedeniyle iptal davası açıldığını, zarara davacının sebebiyet verdiğini belirterek haksız davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, oluşan zarardan davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle ve bir kısım alacaktan vazgeçme de dikkate alınarak davanın 34.006 USD yönünden vazgeçme nedeni ile olmak üzere reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlık, ayıplı mal satışından kaynaklanmaktadır. Davalı tarafından davacıya satılan battaniyelere Ürdün Gümrüğü’nce el konulduğu ve zaptedilmiş olduğu, toplanan delillerle sabittir. Kaldı ki bu durum davalının da kabulündedir. O halde, satılan malların hukuki ayıplı olduğunun kabulü gerekir. Davacı dava dilekçesinde kendisine teslim edilip Ürdün makamlarınca zaptedilen 4800 adet battaniyenin bedelini ve bir takım zararlarını talep etmiş ise de, yargılama sırasında talebini daraltarak zaptedildikten iki yılı aşkın bir süre sonra yetkililerce kendisine iade edilen 3900 adet battaniyeyi düşük fiyatla satmak zorunda kaldığını belirterek, kendisine satılan bedel ile kendisinin başkalarına sattığı bedel arasındaki farkı istemiş, yani bedelde tenzilat talebinde bulunmuştur.

Borçlar Kanunu’nun 202/1. maddesi uyarınca “satıcının tekeffülü altındaki satılanın ayıbı anlaşıldığı zaman, alıcı muhayyerdir; dilerse satılanı redde hazır olduğunu beyanla satımın feshedilmesini, dilerse satılanı alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını dava eder”.

Somut olayda davacı satımın feshedilmesini istememiş, tercih hakkını semenin tenzili yönünde kullanmıştır. O halde anılan yasa hükmü çerçevesinde davacının talebi değerlendirilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmek gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 24.01.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/19120

K. 2011/7037

T. 2.5.2011

• AYIPLI MAL ( Klonlanan Cep Telefonu/Ürün Bedelinin Tüketiciye Ödenmesi Kararının İptali Davası – Telefonun Satış Sözleşmesi Yapıldığı Anda Veya Sonrasında Tüketici Tarafından Klonlanıp Klonlanmadığı ve Ayıbın Gizli Veya Açık Olup Olmadığının Araştırılacağı )

• CEP TELEFONUNUN KLONLANMASI ( Satış Sözleşmesi Yapıldığı Anda Veya Sonrası Tüketici Tarafından Klonlanıp Kolonlanmadığı ve Ayıbın Gizli Veya Açık Olup Olmadığının Araştırılması Gerektiği – Ürün Bedelinin Tüketiciye Ödenmesi Kararının İptali Davası )

• TÜKETİCİNİN KORUNMASI ( Ürün Bedelinin Tüketiciye Ödenmesi Kararının İptali Davası/Klonlanan Cep Telefonu – Telefonun Satış Sözleşmesi Yapıldığı Anda Veya Sonrasında Tüketici Tarafından Klonlanıp Kolonlanmadığı ve Ayıbın Gizli Veya Açık Olup Olmadığının Araştırılacağı )

4077/m. 4

ÖZET : Satışa konu malın ayıplı olması halinde; tüketici, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesini, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme hakkına sahiptir. Tüketicinin bu hakkını kullanabilmesi için satışa konu malın satış sözleşmesi yapıldığı anda ayıplı olması gerekir.

Satışa konu cep telefonunun klonlandığı dosya içeriği ile sabittir. Ancak satış sözleşmesi yapıldığı anda telefonun klonlanmış olup olmadığı, satış sonrası tüketici tarafından klonlama yapılıp yapılmadığı, ayıbın gizli ayıp; açık ayıp olup olmadığı, süresinde ayıp ihbarı yapılıp yapılmadığı konularında tüketici sorunları hakem heyeti ve mahkemece hiçbir araştırma yapılmadan karar verilmesi yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozulması istenilmekle, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalının kendisinden satın aldığı cep telefonunun klonlanmış olduğundan bahisle Bornova Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurması üzerine, ürün bedelinin tüketiciye ödenmesine karar verildiğini, anılan kararın 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine aykırı olduğunu, oysa davaya konu cep telefonunun yasal yollardan ithal edilip, ayıplı olmadığı gibi, davalıya klonlanmış olarak da satılmadığını belirterek Bornova Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 01.02.2009 tarihli ve 2009/23-42 sayılı kararının iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararı içeriğine, ürünün hukuki ayıplı olduğunun anlaşıldığından, sabit olmayan itirazın reddine kesin olarak karar verilmiş; karar, yürürlükteki hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına temyiz edilmiştir.

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesi satışa konu malın ayıplı olması halinde; tüketici, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesini, ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım isteme hakkına sahiptir. Tüketicinin bu hakkını kullanabilmesi için satışa konu malın satış sözleşmesi yapıldığı anda ayıplı olması gerekir.

Satışa konu cep telefonunun klonlandığı dosya içeriği ile sabittir. Ancak satış sözleşmesi yapıldığı anda telefonun klonlanmış olup olmadığı, satış sonrası tüketici tarafından klonlama yapılıp yapılmadığı, ayıbın gizli ayıp; açık ayıp olup olmadığı, süresinde ayıp ihbarı yapılıp yapılmadığı konularında tüketici sorunları hakem heyeti ve mahkemece hiçbir araştırma yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının HUMK. 427/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile mahkeme kararının sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA, 02.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/11097

K. 2011/17828

T. 30.11.2011

• AYIPLI MALIN DEĞİŞTİRİLMESİ VEYA BEDELİNİN ÖDENMESİ İSTEMİ ( Davada Davacıyı Sağlık Bakanlığının Hazine Avukatı Temsil Etmiş ve Yargılamaya Hazine Vekili Katıldığı – Davanın Devlet Hastanesi Tarafından Açıldığı Kabul Edilse Bile Usuli Eksikliğin Yerine Getirildiği)

• TARAF TEŞKİLİ ( Ayıplı Malın Değiştirilmesi veya Bedelinin Ödenmesi İstemi – Davanın Devlet Hastanesi Tarafından Açıldığı/Davada Davacıyı Sağlık Bakanlığının Hazine Avukatı Temsil Etmiş ve Yargılamaya Hazine Vekili Katıldığı/Bunun Taraf Değişikliği Olarak Kabul Edilemeyeceği)

• DEVLET HASTANESİ TARAFINDAN AÇILAN DAVA ( Ayıplı Malın Değiştirilmesi veya Bedelinin Ödenmesi İstemi – Davada Davacıyı Sağlık Bakanlığının Hazine Avukatı Temsil Etmiş ve Yargılamaya Hazine Vekili Katıldığı/Bunun Taraf Değişikliği Olarak Kabul Edilemeyeceği/Esasa Girileceği)

6100/m.27

ÖZET : Dava, ayıplı malın değiştirilmesi veya bedelin ödenmesi istemidir. Davacı dava dilekçesinde Sağlık Bakanlığı Darıca Devlet Hastanesi olarak gösterilmiş ise de; esasen davanın Sağlık Bakanlığı tarafından açıldığının kabulü gerekir, kaldı ki davada davacıyı Sağlık Bakanlığının Hazine Avukatı temsil etmiş ve yargılamaya Hazine vekili katılmıştır. Davanın açılış şekline göre bir an davanın Darıca Devlet Hastanesi tarafından açıldığı kabul edilse bile, yukarda belirtilen usuli eksikliğin yerine getirildiği, bunun taraf değişikliği olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, aksi düşüncenin dava usul ve ekonomisine de aykırı olduğunun kabulü gerekmektedir. Böyle olunca mahkemece işin esasına girilerek hasıl olunacak sonuca uygun karar vermek gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı malın değiştirilmesi veya bedelin ödenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı sağlık hizmetlerinde kullanılmak üzere Devlet Malzeme Ofisiyle anlaşmalı bulunan davalı şirketten çeşitli tıbbi donanım malzemeleri aldığını, bunların arasında hasta transferinde kullanılan transfer sedyelerinin de yer aldığını, teslim alınan transfer sedyelerinde teknik sorunlar çıktığını bunun davalı firmaya bildirildiğini, bu eksikliklerin giderilmediğini, bir kısım sedyelerin de davalı firma tarafından tamir için alındığını ve öngörülen tamir süresi içerisinde teslim edilmediğini belirterek, davalı şirketçe kurumlarına ait 6 adet transfer sedyesinin aynı cins yeni sedyelerle değiştirilmesine, bu mümkün olmaz ise bu sedyeler için ödenen KDV Dahil 42.851,96-TL nin ödeme tarihi olan 11.11.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kurumlarına ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı ürünlerdeki hatanın kullanıcı hatasından kaynaklandığını, şirketleri tarafından gerekli tamiratların yapıldığını, davalının aktif dava ehliyeti olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın tüzel kişiliği olmayan Sağlık Bakanlığına bağlı Darıca Farabi Devlet Hastanesi Başhekimliğince açılamayacağı gerekçesiyle davanın husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Davacı dava dilekçesinde Sağlık Bakanlığı Darıca Devlet Hastanesi olarak gösterilmiş ise de; esasen davanın Sağlık Bakanlığı tarafından açıldığının kabulü gerekir, kaldı ki davada davacıyı Sağlık Bakanlığının Hazine Avukatı temsil etmiş ve yargılamaya Hazine vekili katılmıştır. Davanın açılış şekline göre bir an davanın Darıca Devlet Hastanesi tarafından açıldığı kabul edilse bile, yukarda belirtilen usuli eksikliğin yerine getirildiği, bunun taraf değişikliği olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, aksi düşüncenin dava usul ve ekonomisine de aykırı olduğunun kabulü gerekmektedir. Böyle olunca mahkemece işin esasına girilerek hasıl olunacak sonuca uygun karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-)Bozma nedenine göre, davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; kararın davacı yararına BOZULMASINA, ( 2) numaralı bent uyarınca davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 30.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2010/13-284

K. 2010/325

T. 16.6.2010

• AYIPLI MAL DAVASI ( Gerek Aracın Aynı Arızanın İkiden Fazla Tekrar Etmesi ve Gerekse “Sağa Çekme” Sorunu Nedeniyle Araç Muayenesinin de Onaylanmaması Karşısında Söz Konusu Arızanın Halen Dahi Devam Ettiği – Tüketici Mahkemesinin Görevli Olduğu )

• BEDEL İADESİ DAVASI ( Gerek Aracın Aynı Arızanın İkiden Fazla Tekrar Etmesi ve Gerekse “Sağa Çekme” Sorunu Nedeniyle Araç Muayenesinin de Onaylanmaması Karşısında Söz Konusu Arızanın Halen Dahi Devam Ettiği – Tüketici Mahkemesinin Görevli Olduğu )

• GÖREV ( Ayıplı Mal Davası – Aracın Aynı Arızanın İkiden Fazla Tekrar Etmesi ve Gerekse “Sağa Çekme” Sorunu Nedeniyle Araç Muayenesinin de Onaylanmaması Karşısında Davacının “Bedel İadesi”ne İlişkin Talebinde Haklı Olduğu – Tüketici Mahkemesinin Görevli Olduğu )

4822/m.4

ÖZET : Davacı, satın aldığı aracın ayıplı olduğunu belirterek, ödediği satış bedeli ile birlikte bu nedenle uğradığı zararlar ve yapmış olduğu masrafların tahsilini talep etmiştir. Aracın aynı arızanın ikiden fazla tekrar etmesi, gerekse “sağa çekme” sorunu nedeniyle araç muayenesinin de onaylanmaması karşısında, söz konusu arızanın halen dahi devam ettiği görülmekle, davacı tüketicinin az yukarda değinilen 4822 sayılı Yasanın 4. maddesindeki seçimlik haklardan biri olan “bedel iadesi” ne ilişkin talebinde haklı olduğunun kabulü ile, davadaki diğer talepleri de değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “ayıplı mal ” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4.Tüketici Mahkemesince davanın reddine dair verilen 24.10.2008 gün ve 2008/288 E, 2008/587 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 01.06.2009 gün ve 2009/420 E. 2009/7527 K, sayılı ilamı ile;

( … Davacı, davalılardan Borusan Otomotiv İthalat A.Ş.’nin ithalatçısı olduğu Landrover marka. Freelander 2 model aracı, diğer davlı Borusan Oto Servis A.Ş.’den 17.10.2007 tarihinde 49.000 Euro satış bedeli üzerinden satın aldığını, aracı teslim aldığı 6.1.2008 tarihinden itibaren direksiyonun sağa çektiğini fark ederek davalı satıcıya bildirdiğini, teknik serviste yapılan kontrollerde araçta herhangi bir arızanın bulunmadığının belirtildiğini, ancak sorunun devam etmesi nedeniyle sürekli servise gitmek zorunda kaldığını, arızanın halen de devam ettiğini ileri sürerek, ödediği 49.000 Euro satış bedelinin, 1.020 YTL kasko sigorta masrafı ile araç için yaptığı 5.800,00 YTL diğer faydalı masrafların, aracı kullanamamaktan doğan 2.000,00 YTL ulaşım giderlerinin, aracın evin garajını işgal etmesi nedeniyle 1.500,00 YTL işgal tazminatının ve 4.000,00 YTL de manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, araçta herhangi bir arızanın bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, hükme esas alınan 27.7.2008 tarihli bilirkişi raporu gereğince davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, satın aldığı aracın ayıplı olduğunu belirterek, ödediği satış bedeli ile birlikte bu nedenle uğradığı zararlar ve yapmış olduğu masrafların tahsilini talep etmiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesi hükmü gereğince tüketici satın aldığı malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde satıcıdan, verdiği bedelin iadesini, ayıp nispetinde bedelin tenzilini, ayıbın giderilmesi için gerekli onarımın yapılmasını, son olarak da aracın yenisi ile değiştirilmesini isteyebilir. Aynı Kanunun 13. maddesinin 3. fıkrasında da “Tüketici Onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yaralanamamasının süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirin mümkün bulunmadığının anlaşılması halinde, 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir” hükmü bulunmaktadır. Öte yandan 14.06.2003 gün ve 25138 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde de “tüketicinin onarım hakkını kullanılmasına rağmen malın tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içerisinde kalmak kaydıyla bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının 6’dan fazla olması unsurlarının yanı sıra bu arızaların maldan yararlanamamayı sürekli kılması durumunda tüketicinin malın ücretsiz olarak değiştirilmesini talep edebileceği” hükmü mevcuttur.

Açıklanan bu Kanun ve Yönetmelik hükümleri ışığında dava konusu olaya bakılacak olursa davacının, satın aldığı ve 6.1.2008 tarihinden itibaren kullanmaya başladığı aracın direksiyonunun sağa çekme şikayeti nedeniyle 11.1.2008, 17.1.2008 ve 5.3.2008 tarihlerinde yetkili servise başvurduğu, davadan önce alınan 7.4.2008 tarihli tespit raporunda, düz yolda ve sabit hızla seyir halinde iken aracın ve direksiyon simidinin kontrol dışı sağa yöneldiğinin, bu durumun kullanım hatasına bağlı olmayıp, imalat, montaj ya da tasarımdan kaynaklanabileceğinin, dolayısıyla aracın ayıplı olduğunun belirtildiği, buna karşılık hükme esas alınan 27.7.2008 tarihli bilirkişi raporunda ise, araçta herhangi bir ayıp bulunmadığının, aracın ön düzen ayarlarının da fabrikasyon toleransları dahilinde olduğunun açıklandığı, anlaşılmaktadır. Davacı tarafından dosyaya ibraz edilen 13.01.2009 tarihli araç muayene raporunda ise, “Aracın direksiyonu hareket halinde sağ yöne doğru çekme yapmaktadır.” Notu yazılmak suretiyle aracın muayenesinin onaylandığı, etiket verilmediği belirtilmiştir. O halde gerek az yukarda açıklanan yönetmelik hükümleri gereğince aynı arızanın ikiden fazla tekrar etmesi, gerekse “sağa çekme” sorunu nedeniyle araç muayenesinin de onaylanmaması karşısında, söz konusu arızanın halen dahi devam ettiği görülmekle, davacı tüketicinin az yukarda değinilen 4822 sayılı Yasanın 4. maddesindeki seçimlik haklardan biri olan “bedel iadesi” ne ilişkin talebinde haklı olduğunun kabulü ile, davadaki diğer talepleri de değerlendirilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.06.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/5982

K. 2005/10357

T. 20.6.2005

 

• AYIPLI MALIN İADESİ DAVASI ( Davalıdan Satın Alınan Aracın Boyasının Çıktığı İddiasıyla Ayıplı Bu Aracın Yenisiyle Değiştirilmesi İstemi Nedeniyle )

 

• GİZLİ AYIP ( Bir Ayıp Sonradan Meydana Çıkarsa Derhal Satıcıya İhbar Edilmesinin Gerekmesi-Aksi Takdirde Satılan Bu Ayıp ile Beraber Kabul Edilmiş Addolunması )

 

• AYIPLI MAL İHBARI ( 4077 Sayılı Yasa Uyarınca Alıcının Malın Teslim Tarihinden İtibaren 30 Gün İçerisinde Ayıbı Satıcıya Bildirmekle Yükümlü Olması )

 

• 4077 SAYILI YASA UYGULAMASI ( Gizli Ayıpla İlgili Bu Yasada Hüküm Bulunmaması Nedeniyle Bu Yasada Hüküm Bulunmayan Hallerde Genel Hükümlerin Uygulanmasının Gerekmesi )

818/m.198

4077/m.4,30

ÖZET : 4077 sayılı kanunun 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre alıcı malın teslim tarihinden itibaren 30 gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlü ise de gizli ayıbın ne kadar sürede ihbar edileceğine dair yasada bir hüküm yoktur. Öyle olunca TKHK.nun 30. maddesi gereğince, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanacaktır. Gizli ayıpların hangi sürede satıcıya ihbar edileceğine dair, TKHK’da bir hüküm bulunmadığına göre, BK.nun bu konudaki 198/son maddesi hükmü uygulanacaktır. BK.nun 198/son maddesi gereğince “Bu kabilden bir ayıp sonradan meydana çıkarsa, derhal satıcıya ihbar edilmelidir. Aksi takdirde satılan, bu ayıp ile beraber kabul edilmiş addolunur.”

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı ürün davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalıdan satın aldığı aracın boyasının çıktığını öne sürerek, gizli ayıplı bu aracın yenisiyle değiştirilmesine karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

 

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 

2-Davacı davalıdan 28.8.2000 tarihinde satın aldığı aracın, gizli ayıplı olduğunu belirterek, iş bu davayı açmıştır. Davalı ise, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesini, istemiştir. Davacı, dava dilekçesinde 23.1.2003 tarihinde Tüketici Hakem Heyetine müracaat ettiğini belirtmiş, olup, davacı ile davalı arasındaki yazışmaların tümü 2003 yılındadır. Davacının, 2003 yılından önce ayıbı davalı satıcıya bildirdiğine ilişkin, her hangi bir delil dosyada yoktur. Oysa davacı 30.9.2003 tarihli dilekçesinde, aracı aldığı ilk hafta ayıbın ortaya çıktığını belirtmiştir. 4077 sayılı kanunun 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre alıcı malın teslim tarihinden itibaren 30 gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlü ise de gizli ayıbın ne kadar sürede ihbar edileceğine dair yasada bir hüküm yoktur. Öyle olunca TKHK.nun 30. maddesi gereğince, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanacaktır. Gizli ayıpların hangi sürede satıcıya ihbar edileceğine dair, TKHK’da bir hüküm bulunmadığına göre, BK.nun bu konudaki 198/son maddesi hükmü uygulanacaktır. BK.nun 198/son maddesi gereğince “Bu kabilden bir ayıp sonradan meydana çıkarsa, derhal satıcıya ihbar edilmelidir. Aksi takdirde satılan, bu ayıp ile beraber kabul edilmiş addolunur.” Şu halde davacı, BK.198/son maddesinde belirtildiği şekilde, gizli ayıbı derhal satıcıya ihbar etmemiştir. Dolayısıyla satılanı, bu ayıp ile beraber kabul etmiş sayılır. Mahkemece ayıp ihbarının süresinde yapılmaması nedeniyle, davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

 

SONUÇ : Birinci bentte açıklanan nedenlerle, davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 20.6.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2008/15-312

K. 2008/306

T. 9.4.2008

 

• AYIPLI MAL TESLİMİ ( Ek Zararın Tazmini – İlk Görevsizlik Kararının Kesinleştiği Tarihten İtibaren 10 Günlük Süre İçerisinde Başvuru Yapılmadığından Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• EK ZARARIN TAZMİNİ ( Ayıplı Mal Teslimi Nedeniyle – İlk Görevsizlik Kararının Kesinleştiği Tarihten İtibaren 10 Günlük Süre İçerisinde Başvuru Yapılmadığından Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASI ( İlk Görevsizlik Kararının Kesinleştiği Tarihten İtibaren 10 Günlük Süre İçerisinde Başvuru Yapılmaması Nedeniyle )

 

• USULİ KAZANILMIŞ HAKKIN İSTİSNASI ( Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi – Yargılamanın Her Aşamasında Resen Nazara Alınması Gereken Kamu Düzenine İlişkin Bir Konu Olması )

 

• GÖREVSİZLİK KARARININ KESİNLEŞMESİ ( Kesinleştiği Tarihten İtibaren 10 Günlük Süre İçerisinde Başvuru Yapılmadığından Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Gerektiği )

 

1086/m.193

 

ÖZET : Dava, ayıplı mal teslimi nedeniyle uğranılan ek zararın tazmini amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk görevsizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren HUMK. m.193’te açıklanan prosedüre uygun şekilde 10 günlük süre içerisinde dilekçe verilerek veya çağrı kağıdı tebliğ ettirmek için bir başvuru yapılmadığı anlaşıldığından, mahkemece kendiliğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirdi. Bu hususa daha önceden dikkat edilmemişse de, yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması gereken kamu düzenine ilişkin bir konu olması nedeniyle usuli kazanılmış hakkında istisnası olmasına göre; yerel mahkemece bu aşamada davanın açılmamış sayılmasına karar vermek gerekir

 

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 26.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 28.12.2005 gün ve 145-486 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 07.05.2007 gün ve 2727-3088 sayılı ilamı ile;

 

( … Dava ayıplı mal teslimi nedeniyle uğranılan ek zararların tazmini istemiyle açılmış mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine mahkemece kararın miktar itibariyle kesin olması nedeniyle temyiz isteminin reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

 

Davada 930.864.948 TL asıl alacak, 326.822.002 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.257.686.950 liralık icra takibine vaki itirazın iptali istenmiştir. Bu miktar itibariyle davanın konusu kesinlik sınırı dışında kaldığından mahkemenin temyiz isteminin reddine dair oluşturduğu 13.03.2006 tarihli kararın bozulmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi.

 

Yukarıda da belirtildiği gibi, dava ayıplı imalattan kaynaklanan nakliye masraflarının tahsiline ilişkindir. Ayıplı mal teslim edildiği davalı yanca kabul edilmiştir. BK.nun 360. maddesi uyarınca imalatın mukavele şartlarına muhalif olması veya eserin reddini gerektirmeyecek derecede ayıplı bulunması halinde eserin reddi veya bedelden tenzil talep edilebileceği gibi, müteahhidin kusurlu bulunması halinde zarar ve ziyan da talep edilmesi mümkündür. Dava konusu olayda eserin ayıplı olması nedeniyle değiştirilen mallar yurtdışına tekrar gönderilmek zorunda kalındığından nakliye ve gümrükleme masrafları da iki kez ödenmiş durumdadır. Bu nedenle davalı sözkonusu masrafları da davacıya ödemekle yükümlüdür. Nevar ki, ayıplı olduğu ileri sürülen mamüller davalıya iade edilmediğinden varsa bunların hurda bedelleri belirlenip davacı alacağından düşülmelidir. Ayrıca icra takibinden önce temerrüt varsa davalının temerrüde düştüğü tarihle icra takip tarihi arasındaki sürede avans faizi oranında işlemiş faiz miktarı saptanmalı ve itirazın bu şekilde iptaliyle takibin devamına karar verilmeli, takip konusu alacak likid olmadığından icra inkar tazminatı istemi de reddedilmelidir… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, ayıplı mal teslimi nedeniyle uğranılan ek zararın tazmini amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.

 

Davacı, satın alıp ihraç ettiği malların ayıplı çıkması üzerine davalıya başvurduğunu, davalının yeniden imal edilen malzemeyi kendilerine teslim ettiğini, kendilerinin de yurt dışına ihraç ettiklerini, bu şekilde malzemeyi ikinci kez yurt dışına göndermeleri nedeniyle fazladan gümrük ve nakliye masrafı ödediklerini, bu zararlarının tahsili amacıyla giriştikleri icra takibine haksız olarak davalının itiraz ettiğini beyanla itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı, davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir. Mahkemece davanın reddine ilişkin olarak kurulan hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş, Yerel Mahkemece ilk hükümde direnilmiştir.

 

1- Müddeabihin miktarı itibarıyla kararın temyizi kabil olup olmadığı konusu üzerinde öncelikle durulması gerekmektedir.

 

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427/2. maddesi, taşınır mal ve alacak davalarında temyiz ( kesinlik ) sınırını düzenlerken “Miktar veya değer” ölçütünü esas almış, ancak, somut olaydaki gibi, asıl alacak ve onun takip tarihine kadar işlemiş faizinin ödetilmesi istemiyle girişilen bir icra takibinde borca itiraz üzerine açılan bir itirazın iptali davasında veya aynı miktardaki asıl alacak ile işlemiş faizin ödetilmesi istemiyle genel hükümlere göre açılan bir alacak davasında kesinlik sınırının asıl alacak tutarına mı, yoksa, asıl alacak ile onun işlemiş faizi olarak istenilen tutarın toplamına göre mi belirleneceği konusunda açık bir hüküm getirilmemiştir.

 

Esasen Kanunun bu yöndeki bir ayırımı içeren tek hükmü 1/2. maddededir ve “..Faiz, icra tazminat ve giderler görevin tespitinde hesaba katılmaz” şeklindedir. Açık ifadesine göre, bu hüküm, sadece görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin bir ölçütü içermektedir. Görev konusunda bu hükmü taşıyan Kanunun, temyiz sınırı ve benzeri yönlerden herhangi bir düzenleme içermediği görülmektedir.

 

Hukuk Genel Kurulu’nun geçmiş uygulamasında, zaman zaman, anılan hükümden ( md.1/2 ) hareketle ve Kanunun düzenlemeleri arasında paralellik sağlanması amacıyla bu hükmün kesinlik sınırının belirlenmesinde de esas alınması gerektiği kabul edilmiş ise de, eldeki davanın temyiz incelemesi sırasında, bu görüş aşağıdaki gerekçelerle çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.

 

Öncelikle Kanun, anılan maddede açıkça ve sadece mahkemelerin görevi açısından bir düzenleme getirmiş; amaçlanması halinde kesinlik sınırı gibi konularda da benzeri bir ayırım yapılması mümkün olmasına rağmen, bu yola gidilmemiştir. O halde, Kanunun salt görevle sınırlı tuttuğu düzenlemenin, başka konuları da içine alacak bir genişlikte yorumlanması doğru değildir.

 

İkinci olarak, öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre faiz, asıl alacağa bağlı, ikincil ( feri nitelikte ) ancak, ondan bağımsız bir alacaktır. Bunun doğal sonucu olarak da, belirli bir miktar paradan ibaret alacağın ödetilmesi istemiyle açılmış olan bir davada veya bu yöndeki bir icra takibinde faiz istememiş olan alacaklı, faizden açıkça feragat etmedikçe, asıl alacağa ilişkin dava veya takipte buna ilişkin hakkını saklı tutmasına dahi gerek olmaksızın, asıl alacak zamanaşımına uğramadığı sürece, faiz için ayrı bir dava veya takip yoluna gidilebilir. Eş söyleyişle, ana para ( kapital ) alacağına dönüşmüş olmasa bile, işlemiş faiz tutarı, tek başına bir davanın veya icra takibinin konusu olabilir. Böylesi bir icra takibi veya davada, müddeabbihin sadece işlemiş faizden oluşacağı açıktır.

 

Öte yandan, asıl alacakla birlikte istenildiği durumlarda, asıl alacağın türüne, niteliğine, miktarına, temerrüt tarihine ve zamanaşımı süresine bağlı olarak, bazen, ödetilmesi istenilen işlemiş faiz tutarının asıl alacaktan daha fazla olması dahi mümkündür.

 

Gerek asıl alacakla birlikte istenilmiş ve gerekse bağımsız bir dava veya takibe konu edilmiş olsun, alacaklının ödetilmesini istediği faiz miktarının yerinde ve doğru bir hesaplamaya bağlı olup olmadığının, kesinlik sınırı yönünden yapılacak bir incelemede değerlendirilemeyeceği de ortadadır.

 

Asıl alacak ve işlemiş faizin toplamını konu alan bir alacak veya itirazın iptali davası sonucunda verilen hükmün miktar yönünden temyizinin mümkün olup olmadığı değerlendirilirken, salt asıl alacak miktarının esas alınması halinde, örneğin; 1.100.000.000 TL. asıl alacak ve 100.000.000 TL. işlemiş faize ilişkin bir davada verilen, davanın bütünüyle kabul veya reddine ilişkin hüküm temyiz edilebilecek; buna karşılık, 1.000.000.000 TL asıl alacak ve 5.000.000.000 TL. işlemiş faizi konu alan başka bir dava sonucunda verilen hükme karşı temyiz yoluna gidilemeyecektir.

 

Dahası, müddeabihin kesinlik sınırının üzerinde olup olmadığının belirlenmesinde işlemiş faiz alacağının hiçbir şekilde dikkate alınmaması gerektiğinin benimsenmesi durumunda, salt asıl alacağa ilişkin davada veya icra takibinde istenilmeyen işlemiş faiz tutarını konu alan bir alacak veya itirazın iptali davasının müddeabihsiz kabul edilmesi gibi garip, açıklanamaz bir sonuç da doğacaktır. Çünkü, asıl alacağa ilişkin davada istenilmiş olan işlemiş faiz alacağı ile, bağımsız bir davaya konu edilen işlemiş faiz alacağı arasında hukuksal nitelikçe herhangi bir fark yoktur. Salt bağımsız bir davaya konu edilmiş olması, hukuksal nitelikçe işlemiş faiz alacağı olan bir alacağı ana para alacağına da dönüştürmez; bilindiği gibi, bir faiz alacağının ana paraya dönüşebilmesi için başkaca koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bağımsız bir dava veya icra takibinin konusu olduğu durumlarda müddeabbihi tek başına oluşturan işlemiş faiz alacağının, kendisinin doğumuna neden olan asıl alacakla birlikte istenildiği dava veya takipte müddeabih dışında tutulmasının hiçbir tutarlı açıklaması olamaz.

 

Bütün bu nedenlerle gerek genel hükümlere göre açılmış alacak ve gerekse itirazın iptali davalarında verilen hükümlerin miktar yönünden temyizlerinin mümkün olup olmadığının belirlenmesinde, salt asıl alacak tutarının değil, onunla birlikte, harcı ödenmek suretiyle müddeabihe dahil edilerek dava veya takip yoluyla istenilmiş olan işlemiş faiz miktarının da gözetilmesi ve her ikisinin toplamının esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. ( Aynı yönde Hukuk Genel Kurulu’nun 04.05.2005 gün ve 2005/13-265 Esas, 2005/300 Karar sayılı ilamı )

 

Bu açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında davacı-alacaklının 930.864.948 TL. asıl alacak ve 326.822.002 TL. işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.257.686.950 TL. miktarındaki alacak için icra takibi başlattığı, davalı-borçlunun bu miktarın tümüne itiraz ettiği, davacının asıl alacak ile birlikte işlemiş faizi de müddeabihe dahil ederek her ikisinin birlikte harcını ödeyerek itirazın iptalini talep ettiği, direnme kararının 31.12.2007 tarihli olup, bu tarih itibariyla kesinlik ( temyiz edilebilirlik ) sınırın 1.170 YTL. olduğu, dolayısıyla kararın kesin olmadığı anlaşılmakla, bu yöne ilişkin bozma kararı yerinde olup işin esasının incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

 

2- İşin esasının incelenmesine geçildiğinde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 193. maddesi uygulaması bakımından dosyada bir ön sorun bulunduğu ortaya çıkmıştır.

 

Şöyle ki, Ankara 26.Asliye Hukuk Mahkemesi yaptığı yargılama sonunda Tüketici Mahkemesinin görevli olduğu kanaatine vararak 06.05.2004 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir. Bu karar davacı vekiline 14.05.2004 tarihinde, davalı vekiline ise 20.05.2004 tarihinde tebliğ edilmiş ve karar temyiz edilmeksizin 07.06.2004 tarihinde kesinleşmiştir.

 

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 193. maddesi; “Görevsizlik veya yetkisizlik kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren on gün içinde yeniden dilekçe verilmesi veya yeniden çağrı kağıdı tebliğ ettirilmesi gerekir. Aksi halde dava açılmamış sayılır”, hükmünü amirdir.

 

Bu itibarla, görevsizlik kararı veren mahkeme, görevsizlik kararında “dava dosyasının talep halinde görevli mahkemeye gönderilmesine” karar vermekle yetinir. Dava dosyasını resen görevli mahkemeye gönderemez. Dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilebilmesi ve davaya görevli mahkemede devam edilebilmesi için, davacının 10 gün içinde görevli ( yada görevsizlik kararı veren ) mahkemeye başvurarak davalıya tebligat yaptırması gerekir. Aksi halde dava açılmamış sayılır. ( HUMK. m. 193 )

 

Görevli mahkemeye başvurma süresi olan 10 günlük süre hak düşürücü nitelikte bir süre olup, mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir.

 

Görevli ( veya görevsiz ) mahkemeye başvuru bir tahrik dilekçesi ile veya tebligat masrafını yatırarak olur. Bu dilekçe için bir şekil öngörülmemiştir. Bu dilekçe bir dava dilekçesi değildir. Dilekçede, davanın görevli mahkemede görülmesi için gerekli işlemlerin yapılması istenir.

 

Sözü edilen 10 günlük başvuru süresi içinde görevli ( veya görevsiz ) mahkemeye başvurarak, karşı tarafa yapılacak tebligat giderinin ve varsa dosya gönderme masrafının ödenmesi gerekli ve yeterlidir.

 

Dava dosyasını alan görevli mahkeme, ilk olarak, 10 günlük süre içinde görevli ( veya görevsiz ) mahkemeye başvurulmuş olup olmadığını resen inceler. Mahkeme, 10 gün içinde başvurulmadığını tespit ederse, başkaca bir işlem yapmadan, kendiliğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verir.

 

Bu şekilde, 10 gün içinde başvurulması üzerine görevli mahkemede görülmeye başlanan dava, yeni bir dava olmayıp görevsiz mahkemede açılmış olan davanın devamı olduğundan, görevli mahkemede yeni bir harç alınmaz.

 

Bu hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.12.1984 gün ve 1981/15-616 E, 1984/75 K. sayılı ilamı; 12.05.1999 gün ve 1999/1-275 E, 1999/282 K. sayılı ilamı; 06.02.2002 gün ve 2002/8-72 E. ve 2002/60 K. sayılı ilamı; 21.03.2007 gün ve 2007/1-147 E, 2007/154 K. sayılı ilamı; 31.10.2007 gün ve 2007/11-799 E, 2007/803 K. sayılı ilamında da aynen benimsenmiştir.

 

Bu bilgilerin ışığında somut olaya bakıldığında ilk görevsizlik kararının kesinleştiği 07.06.2004 tarihinden itibaren HUMK. m.193’te açıklanan prosedüre uygun şekilde 10 günlük süre içerisinde dilekçe verilerek veya çağrı kağıdı tebliğ ettirmek için bir başvuru yapılmadığı anlaşıldığından, mahkemece kendiliğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirdi. Bu hususa daha önceden dikkat edilmemişse de, yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması gereken kamu düzenine ilişkin bir konu olması nedeniyle usuli kazanılmış hakkında istisnası olmasına göre; yerel mahkemece bu aşamada davanın açılmamış sayılmasına karar vermek gerekirken, esasa ilişkin olarak hüküm kurulması hatalı olup, bu nedenlerle direnme hükmü bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle;

 

1- Kararın kesin olmadığına ve temyizi kabil bulunduğuna oybirliği ile,

 

2- Yapılan temyiz incelemesi sonucunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğinden yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK. 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine oyçokluğu ile, 09.04.2008 gününde karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/11828

K. 2011/17300

T. 24.11.2011

• AYIPLI MAL BEDEL İADESİ ( Faturada Araç Bedelinin Açıkça Belirlenmesi Karşısında Davacının Bu Bedelin Üstünde Onu Aşar Şekilde Talepte Bulunması Karşısında Fazla Ödenen Miktarın Motorla Bağlantılı Olduğu Hususlarını İspat Yükünün Davacıda Bulunduğu)

 

• FAZLA ÖDENEN MİKTARIN TAHSİLİ ( Ayıplı Mal Bedel İadesi – Faturada Araç Bedelinin Açıkça Belirlenmesi Karşısında Davacının Bu Bedelin Üstünde Onu Aşar Şekilde Talepte Bulunması Karşısında İspat Yükünün Davacıda Bulunduğu)

 

• İSPAT YÜKÜ ( Faturada Araç Bedelinin Açıkça Belirlenmesi Karşısında Davacının Bu Bedelin Üstünde Onu Aşar Şekilde Talepte Bulunduğu – Fazla Ödenen Miktarın Motorla Bağlantılı Olduğu Hususlarını İspat Yükünün Davacıda Bulunduğu/Ayıplı Mal Bedel İadesi Davası)

 

• FATURADA ARAÇ BEDELİNİN BELİRLENMESİ ( Davacının Bu Bedelin Üstünde Onu Aşar Şekilde Talepte Bulunması Karşısında Fazla Ödenen Miktarın Motorla Bağlantılı Olduğu Hususlarını İspat Yükünün Davacıda Bulunduğu – Ayıplı Mal Davası)

 

4077/m.4

 

ÖZET : Davacı, satın aldığı motorsikletin garanti süresi içerisinde bir çok kez arızalandığını arızaların giderilmediğini belirterek motorsikletin iadesiyle bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Motorsiklet satışı sebebiyle davalı tarafından düzenlenen faturada, araç bedelinin açıkça belirlenmesi karşısında, davacının bu bedelin üstünde, onu aşar şekilde talepte bulunması karşısında fazla ödenen miktarın motorla bağlantılı olduğu hususlarını ispat yükünün davacıda bulunduğu ve dosyadaki deliller itibariyle fazla ödenen bedelin motorsikletle ilgili olduğunun usulünce davacı tarafından ispatlanamadığı dikkate alındığında, faturada belirtilen bedeli aşan talep yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı mal-bedel iadesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalıdan 18.8.2008 tarihinde satın aldığı motorsikletin garanti süresi içerisinde bir çok kez arızalandığını arızaların giderilmediğini belirterek motorsikletin iadesiyle bedeli olan 5330 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı cevap dilekçesinde, süresinde ayıp ihbarı yapılmadığını, motorsikletin 4000 TL’ye satıldığını, davacının ise bu bedele almış olduğu aksesuar niteliğindeki eşya bedellerini ekleyerek fazla talepte bulunduğunu, servis hizmetinin verildiğini belirterek yerinde olmayan davanın reddini talep etmiştir.

 

Mahkemece yapılan yargılama sonunda talebin kabulüyle malın iadesine, ayıplı mal için ödenen 5330 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 

1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 

2-) Özellikle motorsiklet satışı sebebiyle davalı tarafından düzenlenen faturada, araç bedelinin açıkça 4000 TL olarak belirlenmesi karşısında, davacının bu bedelin üstünde, onu aşar şekilde talepte bulunması karşısında fazla ödenen miktarın motorla bağlantılı olduğu hususlarını ispat yükünün davacıda bulunduğu ve dosyadaki deliller itibariyle fazla ödenen bedelin motorsikletle ilgili olduğunun usulünce davacı tarafından ispatlanamadığı dikkate alındığında, faturada belirtilen 4000 TL bedeli aşan talep yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

 

SONUÇ : Yukarıda ( 1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine ( 2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle temyiz edilen kararın davalı yararını BOZULMASINA, peşin alınan 335,40 TL. temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 24.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2009/4-176

K. 2009/279

T. 24.6.2009

 

• AYIPLI MALIN DEĞİŞTİRİLMESİ DAVASI ( Maldan Yararlanmak Hiçbir Hukuki veya Fiili Engelle Karşılaşmaksızın Onu Düzenli Biçimde ve Beklentiye Uygun Olarak Kullanabilmekle Mümkün Olduğu – Bu Hususun Dava Tarihindeki Duruma ve Koşullara Göre Belirlenmesi Gerektiği )

 

• AYIPLI ÜRETİLMİŞ OTOMOBİLİN DEĞİŞTİRİLMESİ İSTEMİ ( Davalı Yanca Yenisi Verilmedikçe İade Edilmesi de Gerekmeyen Araçtan Yasanın Aradığı Anlamda Sürekli Yararlanıldığını Kabule Olanak Bulunmadığı )

 

• ARACIN SÜREKLİ ARIZALANMASI ( Tamirine Karşın Tekrarlanan Arızalar Taşıyan ve Talebin Niteliğine Göre Davalı Yanca Yenisi Verilmedikçe İade Edilmesi de Gerekmeyen Araçtan Yasanın Aradığı Anlamda Sürekli Yararlanıldığını Kabule Olanak Bulunmadığı )

 

4077/m.4

 

ÖZET : Dava, ayıplı üretilmiş otomobilin değiştirilmesi istemine ilişkindir. Davacı aracında meydana gelen arızaların, araçtan yararlanmamayı sürekli kılıp kılmadığı sorununa gelince; maldan yararlanmak, hiçbir hukuki veya fiili engelle karşılaşmaksızın onu düzenli biçimde ve beklentiye uygun olarak kullanabilmekle mümkündür. Bu hususun dava tarihindeki duruma ve koşullara göre belirlenmesi gerekir. Davaya konu aracın, satın alındığı tarihten itibaren ortaya çıkan ve davalıya ihbar ile aracın yenisi ile değiştirilmesi talebine dayanak teşkil eden arızaları davanın devamı sırasında dahi tekrarlanmakla; bu kadar süre servise giden, tamirine karşın tekrarlanan arızalar taşıyan ve talebin niteliğine göre davalı yanca yenisi verilmedikçe iade edilmesi de gerekmeyen araçtan, yasanın aradığı anlamda sürekli yararlanıldığını, kabule olanak bulunmamaktadır. Koşulları gerçekleşen, aracın ücretsiz yenisi ile değiştirilmesi, talebinin kabulüne, karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “ayıplı malın değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 1.Tüketici Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.09.2007 gün ve 2007/225-395 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 22.09.2008 gün ve 2008/8790-10797 sayılı ilamı ile;

 

( … Dava, ayıplı üretilmiş otomobilin değiştirilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacının temyiz dilekçesi süresinde olmadığından dairemizce reddedilmiştir. Ne var ki, davacıya karar tebliğine ilişkin belgede yazılı olan 1.10.2007 tarihinin maddi hataya dayandığı, kayıtlardaki gerçek tebliğ tarihinin 1.11.2007 olduğu posta idaresinin 23.5.2008 tarihli yazısı ile bildirildiğine göre 7.11.2007 tarihli temyizin süresinde olduğu anlaşılmaktadır.O halde, karar düzeltme isteminin kabulü ile temyiz isteminin reddine ilişkin dairemizin kararı kaldırılarak davacının süresinde olan temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmiştir.

 

Davacı 13.11.2001 tarihinde davalı tarafından üretilmiş olan dava konusu yeni otomobili satın almıştır. Ancak bu otomobilin kapı kilitleri ve bunların ışıklı göstergelerinde ortaya çıkan sorunlar üzerine 14.11.2001 günü yetkili servise başvurmuş, yapılan onarım ile sorun giderilmeye çalışılmış ancak, eldeki davanın açıldığı 11.11.2002 tarihine kadar pek çok kez servis onarımı yapılmış olmasına rağmen, tam olarak giderilmesi mümkün olmamıştır. Davanın açılmasından sonraki aşamada yapılan bilirkişi incelemelerinde de sorunun halen devanı ettiği tespit edilmiş, mahkemece tayin edilen tamir servisinde yapılan onarım ile sorun giderilmiş ise de kısa süre sonra aynı sorun yeniden ortaya çıkmıştır. Mahkemece alınan 10.8.2007 tarihli son bilirkişi raporunda da dava konusu sorunların bir kısmının halen devam ettiği, bundan sonrada tam olarak giderilmesinin mümkün olmadığı, ancak bu durumun aracın kullanımı ve performansında bir engel oluşturmayacağı bildirilmiştir. Davacı her ne kadar tüm bu sorunlara rağmen bugüne kadar aracı onarımları kabul ederek kullanmayı sürdürmüşse de, bu durum davalının sorumluluğunu tümden kaldırmaz. Aracın alındığı ilk günden itibaren devam eden ve halen kesin olarak çözüme kavuşturulamayan sorunun üretim hatasından kaynaklandığı kabul edilmelidir. Bu hata aracın kullanımına engel oluşturmasa bile, sürekli emek ve dikkat kaybına yol açarak kullanım kalitesini olumsuz olarak etkileyeceği ve bu durumun ise araçta değer kaybı yaratacağı açıktır. 0 halde davacının, üretim hatasından kaynaklanan zararı bulunduğu kabul edilmeli ve olayın gösterdiği tüm özellikler hakkaniyet uyarınca yeniden değerlendirilmek suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmelidir. Mahkemece, bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. Karar düzeltme isteminin kabulü ile temyiz isteminin süreden reddi kararı kaldırılarak hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna dayalı, ayıplı malın misliyle değiştirilmesi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olup; manevi tazminatın reddine ilişkin karar bozma dışı kalmakla bu talep konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

 

Dosya kapsamına göre, davacı tarafından 13.11.2001 tarihinde satın alınan , davaya konu 2002 model aracın, garanti müddeti içinde arka sürgülü kapı kapanmadan gösterge panelinde kapanmış gösterdiği, kapılar tam kapanmadan kilitlenme olayının gerçekleştiği, merkezi kilit sisteminin arızalı olduğu, bunların 21.11.2001 tarihinde başlamak üzere ikiden fazla tekrarlandığı ve ayrıca farklı arızaların dörtten fazla meydana geldiği hatta aynı arızanın davanın devamı sırasında da giderilemediği, en son mahkemenin müdahalesi ile davalıya ait servis eliyle giderilmişse de tekrarladığı, uyuşmazlık konusu değildir.

 

Uyuşmazlık: araçta meydana gelen arızaların “maldan yararlanmamayı sürekli kılmasının” söz konusu olup olmadığı ve buna bağlı olarak; “malın ücretsiz değiştirilmesi” isteminin kabulüne olanak bulunup bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır.

 

Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:

 

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Ayıplı mal” başlıklı 4. maddesinde;

 

“Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.

 

Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.

 

İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı …ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

 

Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. ….Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.”

 

Denilmekte;

 

Aynı Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Garanti Belgesi” başlıklı 13.maddesinde ise;

 

“İmalatçı veya ithalatçılar ithal ettikleri veya ürettikleri sanayi malları için Bakanlıkça onaylı garanti belgesi düzenlemek zorundadır. Mala ilişkin faturanın tarih ve sayısını içeren garanti belgesinin tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi sorumluluğu satıcı, bayi veya acenteye aittir. Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve asgari iki yıldır. Ancak, özelliği nedeniyle bazı malların garanti şartları, Bakanlıkça başka bir ölçü birimi ile belirlenebilir.

 

Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlüdür.

 

Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.

 

Tüketicinin malı kullanım kılavuzunda yer alan hususlara aykırı kullanmasından kaynaklanan arızalar, iki ve üçüncü fıkra hükümleri kapsamı dışındadır.

 

Bakanlık, hangi sanayi mallarının garanti belgesi ile satılmak zorunda bulunduğunu ve bu malların arızalarının tamiri için gereken azami süreleri Türk Standartları Enstitüsünün görüşünü alarak tespit ve ilânla görevlidir.”

 

Hükmü yer almaktadır.

 

Diğer taraftan, 14.06.2003 gün ve 25138 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14/a maddesinde;

 

“Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;…Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanmamayı sürekli kılması … durumlarında tüketici malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.

 

Satıcı, tüketicinin bu Yönetmeliğin 13 ve 14. maddelerinde belirlenen taleplerini reddedemez. Tüketicinin bu taleplerine karşı satıcı, bayii, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.”

 

Düzenlemesi bulunmaktadır.

 

Görüldüğü üzere; ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.

 

Tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı veya onunla birlikte sorumlu olan imalatçı,ihracatçı vs maddede sayılan sorumlular tüketicinin tercihine konu bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

 

Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayii, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.

 

Tüketici onarım hakkını kullanmasına karşın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 13. maddesi ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14.maddesinde belirtilen şartların oluşması halinde, aynı Kanunun 4.maddesinde sayılan diğer seçimlik haklarından birini kullanabilecektir.

 

Şu halde tüketici, doğrudan ücretsiz değiştirme hakkını kullanabilir. Zira, burada seçimlik hakkın kullanılmasından sonra değiştirilemeyeceği kuralının yasal bir istisnası söz konusudur.

 

Öte yandan, sınai mallarında ( eldeki örnekte otomobilde ) her satıcı yetkili servisleri eliyle satış sonrası hizmet vermek zorundadır. Yetkili servise yapılan başvuru tarihinden itibaren yapılan-yapılmayan işlemler satıcının-ve onunla birlikte sorumluluğu olanların- sorumluluğundadır.

 

Tüketicinin servise başvurusu üzerine aracın üretim hatasından kaynaklanan ayıbı satıcı-üretici-ithalatçı firma nezdinde tespit edilmiş; ancak bir işlem yapılmamışsa bundan tüketici değil, satıcı ve onunla birlikte sorumluluğu bulunanlar sorumludur.

 

Tüketicinin dava açana kadar hatta dava açtıktan sonra aracı kullanması satıcıyı -ve onunla birlikte sorumlu olanları- yasal sorumluluktan kurtarmaz.

 

Tüketici sözleşmeyi ayakta tutarak malın yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre malın yenisi gelene kadar elindekini iade yükümlülüğünde de değildir. Satıcı/ithalatçı firma yetkili servisine yapılan başvuru üzerine, tüketicinin tercihine göre, sorunun çözümlenmesi ile yükümlüdür.

 

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: davacının 13.11.2001 tarihinde satın aldığı 2002 model Fiat-Doblo 1.2 ELX marka aracın, 21.11.2001 tarihinden başlamak üzere gerek dava öncesi gerekse de davanın görüldüğü aşamada yıllar içinde defalarca tamir edilmesine karşın aynı arızayı tekrarladığı, sonuçta bu arızaların zaman içinde yenilenmesinin olağan olduğunun ve tam anlamıyla giderilemeyeceğinin bilirkişiler tarafından bildirilmesi karşısında araçtaki ayıbın varlığının devam ettiği belirgindir.

 

Her davanın açıldığı zamanda geçerli olan koşullara göre değerlendirilmesi gerekir.

 

Davacı yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde tüketici hukukundan kaynaklanan haklarını yasal süreler içinde kullanmış; aracın yenisi ile değiştirilmesi talebini de süresi içinde davalı tarafa bildirmiştir.

 

Davacının “0 km” araç satın almaktan beklediği fayda herhangi bir sorunla karşılaşmadan aracını kullanabilmek ve ihtiyaçlarını karşılamaktır. Aracı aldığı ilk günden itibaren ortaya çıkan arızaların üretimden kaynaklandığı da belirgin olduğundan, davalıdan kaynaklanan nedenlerle tüketicinin bu beklentisi karşılanmamıştır. Davacı, yasal başvuru yollarını kullanmış; ancak, davalı yanca üretimden kaynaklanan bu arızalar giderilemediği gibi, sürekli tekrarlamasının önüne de geçilememiştir.

 

Diğer taraftan, aracın kullanıcı kitapçığı yanıltıcı bilgiler içermekte; davacıda araçta gerçekte olmayan teknik özelliklerin varlığı kanısını uyandırarak beklentisini artırmaktadır.

 

Davacı aracında meydana gelen arızaların, araçtan yararlanmamayı sürekli kılıp kılmadığı sorununa gelince; maldan yararlanmak, hiçbir hukuki veya fiili engelle karşılaşmaksızın onu düzenli biçimde ve beklentiye uygun olarak kullanabilmekle mümkündür. Bu hususun dava tarihindeki duruma ve koşullara göre belirlenmesi gerekir.

 

Davanın açıldığı tarih itibariyle davacının aracın yenisi ile değiştirilmesini talep etmekte haklı olduğu durumda, davanın uzamasının davalı yararına sonuç doğurmayacağı; bu nedenle yedi yıl süren yargılama aşamasında, her an tekrarlayacağı bilirkişi tarafından açıkça ifade edilen arızaların giderilmiş olmasının, davacı aleyhine yorumlanamayacağı; davacının, defalarca tamir edilerek “0 km” araçtan beklenen nitelikleri yitiren aracı kabule de zorlanamayacağı, çok açıktır.

 

Davaya konu aracın, satın alındığı tarihten itibaren ortaya çıkan ve davalıya ihbar ile aracın yenisi ile değiştirilmesi talebine dayanak teşkil eden arızaları davanın devamı sırasında dahi tekrarlanmakla; bu kadar süre servise giden, tamirine karşın tekrarlanan arızalar taşıyan ve talebin niteliğine göre davalı yanca yenisi verilmedikçe iade edilmesi de gerekmeyen araçtan, yasanın aradığı anlamda sürekli yararlanıldığını, kabule olanak bulunmamaktadır.

 

Açıklanan durum karşısında; koşulları gerçekleşen, aracın ücretsiz yenisi ile değiştirilmesi, talebinin kabulüne, karar verilmesi gerekirken, davanın reddine ilişkin kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup; karar bu nedenlerle bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

4. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/15002

K. 2010/654

T. 1.2.2010

 

• AYIPLI MAL BEDELİNİN ÖDETİLMESİ İSTEMİ ( Avans Faizine Hükmedilebilmesi İçin Tarafların Tacir ve Uyuşmazlığın Ticari İşletmeyle İlgili Olması Gerektiği – Arada Ticari İlişkiden Söz Edilemeyeceğinden Yasal Faize Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• AVANS FAİZİ ( Hükmedilebilmesi İçin Tarafların Tacir ve Uyuşmazlığın Ticari İşletmeyle İlgili Olması Gerektiği – Arada Ticari İlişkiden Söz Edilemeyeceğinden Yasal Faize Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• YASAL FAİZ ( Ayıplı Mal Bedelinin Ödetilmesi İstemi – Avans Faizine Hükmedilebilmesi İçin Tarafların Tacir ve Uyuşmazlığın Ticari İşletmeyle İlgili Olması Gerektiği/Arada Ticari İlişkiden Söz Edilemeyeceğinden Yasal Faize Karar Verilmesi Gerektiği )

 

4077/m.4

 

3095/m.1

 

ÖZET : Dava, ayıplı mal bedelinin ödetilmesi istemine ilişkindir. Avans faizine hükmedilebilmesi için tarafların tacir ve uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgili olması gerekir. Davaya konu tazminat sorumluluğunun dayanağı ticari iş olmadığı gibi davacı da tacir değildir. Arada ticari ilişkiden söz edilemeyeceğinden yasal faize karar verilmesi gerekirken avans faizine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekir.

 

DAVA : Davacı Tacettin K. vekili Avukat Hacer Temirkan Sağbili tarafından, davalı DOSS Dacia Otomobil Tic. Ltd. Şti’ne külli halef sıfatı ile Mais Motorlu Araçlar İmal ve Satış A.Ş aleyhine 31/01/2007 gününde verilen dilekçe ile ayıp nedeniyle satış iptali ve tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 23/06/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

 

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

 

2-Davalının diğer temyiz itirazına gelince; dava, ayıplı mal bedelinin ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, satış sözleşmesinin iptaline ve satış bedelinin avans faizi ile davalıdan alınmasına karar verilmiştir.

 

Davacı, davalı firmaya ait bayiden satın aldığı aracın ayıplı olduğunu iddia ederek satış sözleşmesinin iptali ve satış bedelinin davalıdan alınmasını istemiştir. Yerel mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda araçtaki ayıbın, üretimden kaynaklanan gizli ayıp niteliğinde olduğu saptanmış; davalının tacir olduğu gerekçesiyle araç bedelinin avans faiziyle ödetilmesine karar verilmiştir.

 

Avans faizine hükmedilebilmesi için tarafların tacir ve uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgili olması gerekir. Davaya konu tazminat sorumluluğunun dayanağı ticari iş olmadığı gibi davacı da tacir değildir. Arada ticari ilişkiden söz edilemeyeceğinden yasal faize karar verilmesi gerekirken avans faizine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 438/son maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

 

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda ( 2 ) sayılı bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının 1 nolu bendinde yer alan “…avans…” sözcüğü silinerek yerine “…yasal…” sözcüğünün yazılmasına; davalının öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddiyle kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 01.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/5583

K. 2011/3458

T. 17.3.2011

 

• TAZMİNAT İSTEMİ ( Davacı Şirket Yetkilisi Tarafından Davalı Tarafa Bir Şikayet Mektubu Yazıldığı ve Davalı Tarafından da Davacı Tarafa E-Mail ve Aynı İçerikli Faks Çekildiği – Mahkemece Bu E-Mail ve Faks Metni Üzerinde Durularak Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• AYIPLI MAL DAVASI ( Süresinde Ayıp İhbarında Bulunulup Bulunulmadığına İlişkin Uyuşmazlık – Davalı Tarafından Davacı Tarafa E-Mail ve Aynı İçerikli Faks Çekildiği/Mahkemece Bu E-Mail ve Faks Metni Üzerinde Durularak Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• SÜRESİNDE AYIP İHBARINDA BULUNULUP BULUNULMADIĞINA İLİŞKİN UYUŞMAZLIK ( Tazminat Davası – Davalı Tarafından Davacı Tarafa E-Mail ve Aynı İçerikli Faks Çekildiği/Mahkemece Bu E-Mail ve Faks Metni Üzerinde Durularak Karar Verilmesi Gerektiği )

 

6762/m.25

 

ÖZET : Dava, tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık satıma konu baskı makinesinin ayıplı olup olmadığı ve süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır. Davacı şirket yetkilisi tarafından davalı tarafa bir şikayet mektubu yazıldığı, davalı tarafından da davacı tarafa e-mail ve aynı içerikli faks çekildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece bu e-mail ve faks metni üzerinde durulup, değerlendirilme yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirilip uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın T.T.K.nun 25/3. ve 4. maddeleri uyarınca hak düşürücü süre yönünden reddine yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirketin gazete ve matbaa işleri ile uğraştığını ve davalı ile baskı makinesi alımı hususunda anlaşmaya vardıklarını, ancak davalının makine hakkında müvekkiline yanlış ve yanıltıcı bilgiler verdiği, makinenin özelliklerinin gizlendiği ve gerekli eğitim verilmeden müvekkilinin istediği özellikleri taşımayan makineyi satın almak zorunda kaldığını ve bedelin tamamen ödendiğini, malın taahhüt edilen süreden ( 2 ) ay gecikme ile müvekkiline teslim edildiğini, ancak makinenin verimli çalışmadığını, baskı süresinin çok uzun zaman aldığını, ayrıca renkli film çıktılarının hatalı olduğunu renklerin çakıştığını, durumun davalıya bildirilerek malın geri alınmasının istendiğini, yapılan yazılı ve sözlü başvurulara rağmen bundan sonuç alınamadığının davalıya 18.12.208 tarihinde ihtarname keşide edildiğini, davalının karşı ihtar ile müvekkilinin taleplerini reddettiğini, bunun üzerine dava açma zarureti doğduğunu belirterek malın davalıya iadesi ile ödenen bedelin faizi ile istirdadına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı vekili, davaya bakma yetkisinin müvekkilinin ikametgahı mahkemesi olan Bakırköy’e ait olduğunu, ayrıca davacının davaya konu ürünü üretici firma olan yabancı merkezli T… İmaging Systems’den satın aldığını, müvekkilinin adı geçen firmanın Türkiye temsilcisi de olmayıp sadece, ondan mal ithal ettiğini, dava dışı yabancı firma ithalat prosedürünü aşmak için müvekkili firmanın elinde hazır bulunan makinenin davacı ya teslimini istemesi üzerine de müvekkilinin teslimatı yaptığını, davacının süresi içinde T.T.K.nun 25/3. maddesi uyarınca ihbarda bulunmadığını, davacının malı 19.8.2008 tarihinde satın alıp ihbar tarihinin ise 19.12.2008 olduğunu öne sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

 

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, taraflar arasında baskı makinesi alımı hususunda ticari ilişki olduğu ve malın 1908.2008 tarihinde davacı alıcıya teslim edildiği davacının T.T.K.nun 25/4. maddesi uyarınca gerekli inceleme ve muayeneyi yaptırıp açık ayıplar için ( 2 ) gün gizli ayıplar için ise ( 8 ) gün içinde ayıp ihbarında bulunması gerekirken, 2.9.2008 tarihinde mektuplar 18.12.2008 tarihinde ise noter ihtarı ile ayıp ihbarında bulunduğu, ihbarın süresi içinde olmaması nedeni ile hak düşürücü süre geçtiği için davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

 

Taraflar arasında uyuşmazlık satıma konu baskı makinesinin ayıplı olup olmadığı ve süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır. Davacı şirket yetkilisi tarafından davalı tarafa 2.9.2008 tarihli bir şikayet mektubu yazıldığı, davalı tarafından da 3.9.2008 tarihinde davacı tarafa e-mail ve aynı içerikli faks çekildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece bu e-mail ve faks metni üzerinde durulup, değerlendirilme yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirilip uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükümün BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 17.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/5714

K. 2011/7645

T. 8.6.2011

 

• AYIPLI MALIN İADESİ İSTEMİ ( Mahkemece Raporlar Arasındaki Çelişkinin Giderilmesi İçin Yeni Seçilecek Bilirkişi veya Bilirkişi Kurulu Aracılığıyla İnceleme Yaptırılıp Çelişkiyi Giderecek Şekilde Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ EDİLMESİ ( Ayıplı Malın İadesi İstemi – Mahkemece Raporlar Arasındaki Çelişkinin Giderilmesi İçin Yeni Seçilecek Bilirkişi veya Bilirkişi Kurulu Aracılığıyla İnceleme Yaptırılıp Çelişkiyi Giderecek Şekilde Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• HUSUMET ( Davalı Hakkındaki Davanın Husumet Sebebiyle Reddedildiği Halde Anılan Davalının Harç Yargılama Gideri ve Vekalet Ücreti İle Sorumlu Tutulmasının Doğru Görülmediği )

 

818/m. 198

 

1086/m.275

 

ÖZET : Dava, ayıplı malın iadesi istemine ilişkindir. Bilirkişi raporları arasında, maddi vakıanın tespiti ve olayın irdelenmesi bakımından çelişkiler bulunduğu, bilirkişi raporuna da davacı tarafça itiraz edildiği, bu durumda mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeni seçilecek bilirkişi veya bilirkişi kurulu aracılığıyla inceleme yaptırılıp çelişkiyi giderecek şekilde bir karar verilmesi gerekir.

 

Davalı hakkındaki davanın husumet sebebiyle reddedildiği halde anılan davalının harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı malın iadesi davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davalı D… Bilişim A.Ş. ile T… İç ve Dış Tic. A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Dava, ayıplı malın iadesi istemine ilişkindir.

 

Davanın reddine ilişkin ilk karar davacının temyizi üzerine, Dairemizin 2007/5412 Esas, 2007/10831 Karar sayılı ve 3.12.2007 tarihli ilamıyla; Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Kararında gösterilen bilirkişi Tubider Bilişim Sektörü Derneğinden N. Ö.’in 1.7.2004 tarihli raporu ile mahkemece alınan 28.9.2006 tarihli bilirkişi raporları arasında, maddi vakıanın tespiti ve olayın irdelenmesi bakımından çelişkiler bulunduğu, bilirkişi raporuna da davacı tarafça itiraz edildiği, bu durumda mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeni seçilecek bilirkişi veya bilirkişi kurulu aracılığıyla inceleme yaptırılıp çelişkiyi giderecek şekilde ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, çelişki giderilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.

 

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, tüm davalılar ile ilgili manevi tazminat isteminin feragat sebebiyle reddine, davalı D… Bilişim Destek Hizm A.Ş. aleyhine açılan davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davalılar T… A.Ş. ve Dek… A.Ş. aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne, bir adet Dell Latitude 800 notebook bilgisayarın davacı elindeki bilgisayar ile değiştirilmesine, aynen değiştirilmesi kabil değil ise davacı bilgisayarının teslimi şartıyla 1.500-TL’nin dava tarihinden işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı T… A.Ş. ve davalı D… Bilişim Destek Hizm. A.Ş. vekillerince temyiz edilmiştir.

 

1- )Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenmeyeceğine göre, davalı Teknosa A.Ş. vekilinin yerinde olmayan tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

 

2- )Davalı D… Bilişim Destek Hizm. A.Ş. nin temyizine gelince, bu davalı hakkındaki davanın husumet sebebiyle reddedildiği halde anılan davalının harç, yargılama gideri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Yukarıda ( 1 )no, lu bentte açıklanan sebeplerle davalı T… vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, ( 2 )numaralı bentte açıklanan sebeplerle hükümün davalı D… Bilişim Destek Hizm. A.Ş. yararına BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 8.6.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/4-621

K. 2011/712

T. 30.11.2011

 

• AYIPLI MALIN YOL AÇTIĞI ZARARDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT DAVASI ( İtfaiye ve Bilirkişi Raporunda Yangının Ayıplı Üretilmiş Televizyondaki Şaseden Kaynaklandığının Tespit Edildiği – Zararın Kapsamının Belirlenip Davalının Sorumluluğuna Hükmedileceği )

 

• YANGININ AYIPLI MALDAN KAYNAKLANMASINA DAYALI MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( İtfaiye ve Bilirkişi Raporunda Yangının Ayıplı Üretilmiş Televizyondaki Şaseden Kaynaklandığının Tespit Edildiği – Zararın Kapsamının Belirlenip Davalının Sorumluluğuna Karar Verileceği )

 

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( İtfaiye ve Bilirkişi Raporunda Yangının Ayıplı Üretilmiş Televizyondaki Şaseden Kaynaklandığının Tespit Edildiği – Zararın Kapsamının Belirlenip Davalının Sorumluluğuna Karar Verileceği )

 

818/m.41, 49

 

ÖZET : Tazminat davasında; davacı davalının ürettiği televiyonu satın aldığını, televizyondan çıkan yangının perdeleri de tutuşturarak yayılması nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İtfaiye yangın raporu, tespit sonucu alınan elektrik mühendisi bilirkişisinin raporu ve tanık anlatımlarına göre yangının ayıplı üretilmiş televizyondaki şaseden kaynaklandığı sonucuna varılmaktadır. Davacıların uğradığı zararın kapsamı belirlenip davalının sorumluluğuna karar verilmesi gerekir

 

DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy Tüketici Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 10.06.2010 gün ve 2008/804 E., 2010/380K.sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 04.11.2010 gün ve 2010/11766-11398 sayılı ilamı ile;

 

( … Davacılar, davalının ürettiği televizyonu satın aldıklarını, 27.02.2006 günü yetkili servis tarafından kurulan televizyonu 02.07.2007 günü işten gelen davacılardan D. D.’ın açtığını, bir süre sonra duman kokusu fark ettiğini ve televizyonun alevler içinde yandığını gördüğünü, itfaiye gelinceye kadar yayılan yangında ev ve çeyiz eşyası ile manevi değeri olan CD ve fotoğrafların yandığını, olaydan psikolojik olarak etkilendiklerini belirterek, gizli ayıplı olduğunu iddia ettikleri televizyonun yanması nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemişlerdir.

 

Davalı ise, yangının televizyondan çıktığının saptanamadığını, nedensellik bağı bulunduğunu davacıların kanıtlaması gerektiğini ileri sürerek, istemin reddedilmesini istemiştir.

 

Yerel mahkemece, zarar ile televizyonun ayıplı üretildiği ve yangının bundan çıktığına ilişkin nedensellik bağının davacı tarafından kanıtlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.

 

Dosyada bulunan ve olay sonrasında yapılan tespit üzerine alınan elektrik mühendisince düzenlenen bilirkişi raporunda “…yangının televizyonda meydana gelen şase sonucu çıktığı kanaatine…” varıldığı belirtilmiş; itfaiye tarafından düzenlenen yangın raporunda da “…yangını Vestel marka televizyon çalışırken her nasılsa şase yapması sonucu çıkan kıvılcımların önce içinde bulunan kabloları tutuşturup daha sonra etrafa sırayet etmesinden çıktığı…” belirtilmiştir. Dinlenen davacı tanıkları ise; yangının televizyonun arkasından başlayıp perdeleri tutuşturduğunu ve salonun tamamının ateş içerisinde kaldığını gördüklerini bildirmişlerdir. İtfaiye yangın raporu, tespit sonucu alınan elektrik mühendisi bilirkişisinin raporu ve tanık anlatımlarına göre yangının ayıplı üretilmiş televizyondaki şaseden kaynaklandığı sonucuna varılmaktadır.

 

Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, davacıların uğradığı zararın kapsamı belirlenip davalının sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

 

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3″ atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.Maddesi gereğince BOZULMASINA, halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 30.11.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

  

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/328

K. 2012/47

T. 11.1.2012

 

• AYIPLI MAL DAVASI ( Bilirkişilerin Uyuşmazlığa Konu Olan Deri Mamuldeki Açık ya da Gizli Ayıbı Tespit Edecek Bilirkişi Vasfında Olmadığı – Ürün Üzerinde Bu Alanda Uzmanlık Niteliğine Haiz Kişilerden Seçilerek İnceleme Yapılarak Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Ayıplı Mal Davası – Bilirkişilerin Uyuşmazlığa Konu Olan Deri Mamuldeki Açık ya da Gizli Ayıbı Tespit Edecek Bilirkişi Vasfında Olmadığı/Ürün Üzerinde Bu Alanda Uzmanlık Niteliğine Haiz Kişilerden Seçilerek İnceleme Yapılarak Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• GİZLİ AYIP ( Ayıplı Mal Davası – Bilirkişilerin Uyuşmazlığa Konu Olan Deri Mamuldeki Açık ya da Gizli Ayıbı Tespit Edecek Bilirkişi Vasfında Olmadığından Bu Alanda Uzmanlık Niteliğine Haiz Kişilerden Seçilerek İnceleme Yapılarak Karar Verilmesi Gerektiği )

 

1086/m.275

 

6100/m.266

 

ÖZET : Davacı, davalı şirketten çanta satını aldığını ancak bir süre sonra üründe sökülmeler meydana geldiğini bu nedenle ürün bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Dava konusu ürünün deriden mamül bayan çantası olduğu sabittir. Oysa ürün üzerinde inceleme yapan bilirkişilerin ise uzmanlık alanının makine mühendisliği ve hukukçu olduğu görülmüştür. Buna göre inceleme yapan bilirkişilerin uyuşmazlığa konu olan deri mamuldeki açık yada gizli ayıbı tespit edecek bilirkişi vasfında olmadığı açıktır. Davaya konu ürünün ‘deriden’ mamul olması nedeniyle ürün üzerinde bu alanda uzmanlık niteliğine haiz kişilerden seçilerek inceleme yapılarak karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalı şirketten 22.04.2009 tarihinde çanta satını aldığını ancak bir süre sonra üründe sökülmeler meydana geldiğini bu nedenle ürün bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

 

Davalı, öncelikle alacağının zaman aşımına uğradığını üründe ayıp bulunmadığını bu nedenle davanın reddini dilemiştir.

 

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Dava konusu ürünün deriden mamül bayan çantası olduğu sabittir. Oysa ürün üzerinde inceleme yapan bilirkişilerin ise uzmanlık alanının makine mühendisliği ve hukukçu olduğu görülmüştür. Buna göre inceleme yapan bilirkişilerin uyuşmazlığa konu olan deri mamuldeki açık yada gizli ayıbı tespit edecek bilirkişi vasfında olmadığı açıktır.

 

HUMK’un 275 ve HMK’nın 266 uyarınca ‘Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz’ ancak mahkeme uyuşmazlığın çözümü hukuk dışında teknik bilgi gerektiren hallerin mevcut olması halinde tayin olunan bilirkişinin kendi uzmanlığı ile ilgili alanda hakime yardımcı olması asıldır. Bu nedenle davaya konu ürünün ‘deriden’ mamul olması nedeniyle ürün üzerinde bu alanda uzmanlık niteliğine haiz kişilerden seçilerek inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken, HMK’nın 266 maddesine aykırı olarak bilirkişi tayini ve ardından hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 11.01.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

  

T.C.

YARGITAY

15. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/87

K. 2011/1288

T. 3.3.2011

 

• İŞ BEDELİNİN İSTİRDADI ( Davalı Tarafından Satış ve Montajı Yapılan Kuaför Malzemelerinin Ayıplı Olduğu İddiası İle B.K.nın 360. Md. Hükümlerine Dayanılarak Dava Açıldığı – Konunun Uzmanı Teknik Bilirkişiden Rapor Alınması Gerektiği )

 

• İMALAT HATASI ( İş Bedelinin İstirdadı – Teknik Bilirkişiden Rapor Alınarak Kuaför Malzemelerinde İmalat Hatası Olup Olmadığı ve Kusurun İmalattan veya Kullanım Hatasından Kaynaklandığı Hususlarını Tesbit Ettirmek ve Kullanım Hatası İse Davayı Reddetmek Gerektiği )

 

• AYIPLI MALZEMENİN İADESİ ( İş Bedelinin İstirdadı – İmalattan Kaynaklandığı Anlaşıldığında Ayıbın Bedelden İndirimle Kabulünün Yapılabileceğine ve Eserin Tümüyle Reddini Gerektiren Ayıp Saptanır İse Şimdiki Gibi Ayıplı Malzemenin İadesiyle Davanın Kabulü Gerektiği )

 

818/m.360

 

ÖZET : Dava, eser sözleşmesine dayalı ayıplı imalatın reddiyle, ödenen iş bedelinin istirdadı istemiyle açılmıştır. Somut olayda davalı tarafından satış ve montajı yapılan kuaför malzemelerinin ayıplı olduğu iddiası ile B.K.nın 360. maddesi hükümlerine dayanılarak dava açılmıştır. Davalı ayıbın kullanım hatasından kaynaklandığını savunmuştur. Bu durumda konunun uzmanı teknik bilirkişiden rapor alınması gerekirken uyuşmazlıkla ilgili hususta uzmanlığı bulunmayan hukukçu bilirkişiden rapor alınması isabetsizdir.

 

O halde yapılması gereken iş teknik bilirkişiden rapor alınarak kuaför malzemelerinde imalat hatası olup olmadığı, kusurun imalattan veya kullanım hatasından kaynaklandığı hususlarını tesbit ettirmek, kullanım hatası ise davayı reddetmek, imalattan kaynaklandığı anlaşıldığında B.K.nın 360. maddesi hükümlerince ayıbın bedelden indirimle kabulünün yapılabileceğine, eserin tümüyle reddini gerektiren ayıp saptanır ise şimdiki gibi ayıplı malzemenin iadesiyle, davanın kabulü gerekir.

 

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükümün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik sebebiyle mahalline iade edilen dosya ikmal edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Dava, eser sözleşmesine dayalı ayıplı imalatın reddiyle, ödenen iş bedelinin istirdadı istemiyle açılmış, davalı reddini savunmuş, mahkemenin davanın kabulüne dair kararı, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Mahkemece, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir ( H.U.M.K.nın 275. maddesi ). Somut olayda davalı tarafından satış ve montajı yapılan kuaför malzemelerinin ayıplı olduğu iddiası ile B.K.nın 360. maddesi hükümlerine dayanılarak dava açılmıştır. Davalı ayıbın kullanım hatasından kaynaklandığını savunmuştur. Bu durumda konunun uzmanı teknik bilirkişiden rapor alınması gerekirken uyuşmazlıkla ilgili hususta uzmanlığı bulunmayan hukukçu bilirkişiden rapor alınması isabetsizdir.

 

O halde yapılması gereken iş teknik bilirkişiden rapor alınarak kuaför malzemelerinde imalat hatası olup olmadığı, kusurun imalattan veya kullanım hatasından kaynaklandığı hususlarını tesbit ettirmek, kullanım hatası ise davayı reddetmek, imalattan kaynaklandığı anlaşıldığında B.K.nın 360. maddesi hükümlerince ayıbın bedelden indirimle kabulünün yapılabileceğine, eserin tümüyle reddini gerektiren ayıp saptanır ise şimdiki gibi ayıplı malzemenin iadesiyle, davanın kabulüne karar verilmesinden ibarettir. Yetersiz bilirkişi raporuyla hükme varılması usul ve yasaya aykırı olmuş, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davalının temyiz itirazlarının kabulüyle hükümün davalı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 3.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2009/13-542

K. 2009/551

T. 25.11.2009

 

• BİR MALIN EL DEĞİŞTİRMİŞ OLMASI ( Garanti Borcunu ve 4077 SK’nın Tüketiciye Sağladığı Hakları Ortadan Kaldırmadığı )

 

• GARANTİ BORCU ( Bir Malın El Değiştirmiş Olması Garanti Borcunu ve 4077 SK’nın Tüketiciye Sağladığı Hakları Ortadan Kaldırmadığı )

 

• AYIPLI OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN OTOMOBİLİN YENİSİYLE DEĞİŞTİRİLMESİ İSTEMİ ( Tüketici Niteliğindeki Kişi Bir Malı veya Hizmeti Satıcı Niteliğinde Olmayan Bir Kişiden Satın Almış Olsa Bile Garanti Süresi İçinde Üreticiye Karşı 4077 SK’dan Kaynaklanan Haklarını Kullanabileceği )

 

4077/m.3

 

Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik m. 14/a

 

ÖZET : Dava, ayıplı olduğu ileri sürülen otomobilin yenisiyle değiştirilmesi, bu mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili talebine ilişkindir. Gerçek veya tüzel kişinin tüketici sayılmasının tek koşulu, mal veya hizmetin ticari veya mesleki olmayan nedenlerle alınmış veya kullanılmış olmasıdır. Tüketici niteliğindeki kişi, bir malı veya hizmeti satıcı niteliğinde olmayan bir kişiden satın almış olsa bile garanti süresi içinde üreticiye karşı 4077 SK’dan kaynaklanan haklarını kullanabilir. Bir malın el değiştirmiş olması garanti borcunu ve 4077 SK’nın tüketiciye sağladığı hakları ortadan kaldırmaz. Otomobil garanti belgesi ile satılması gerekli maldır. Garanti süresi içinde malın el değiştirmiş olması garanti borcunu ortadan kaldırmaz.

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı malın değiştirilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; ( tüketici mahkemesi ) sıfatıyla Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesi’nce görevsizliğe dair verilen 16.04.2008 gün ve 2007/339-2008/113 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 25.12.2008 gün ve 2008/8872-15664 sayılı ilamı ile;

 

( … Davacı, maliki olduğu …. marka otomobilin ayıplı olduğunu ileri sürerek aynı marka ve model ayıpsız araç ile değiştirilmesine, bunun mümkün olmaması halinde bugünkü bayi satış değerinin nakden ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı … San. A.Ş., aracın ikinci el olduğunu, ikinci el araçta meydana gelen arızalara ilişkin davanın tüketici mahkemesinde görülemeyeceğini savunarak görevsizlik kararı verilmesini istemiş, diğer davalı Fahrettin cevap vermemiştir.

 

Mahkemece, görevsizlik ve dosyanın Kocaeli Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Davacı, imalatçısı … San. A.Ş. olan aracı diğer davalıdan ikinci el satın aldığını ileri sürerek garanti süresi içerisinde aracın ayıplı olması nedeniyle 4077 Sayılı Kanunun 4/A maddesine dayalı olarak eldeki bu davayı açmıştır. Davacı, … San. A.Ş. hakkında 4077 Sayılı Kanuna dayanarak dava açtığına göre, davacı ile bu davalı hakkındaki davaya bakmak tüketici mahkemesinin görevindedir. Davalı Fahrettin ile ilgili davada kural olarak genel mahkeme görevli ise de, genel mahkeme ile özel mahkemedeki davaların birlikte görülmesi gereken hallerde özel mahkemede davaya devam olunması gerektiğinden bu davalı yönünden de davaya tüketici mahkemesinde bakılması gerekir. Mahkemece yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, ayıplı olduğu ileri sürülen otomobilin yenisiyle değiştirilmesi, bu mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, tüketici mahkemesi sıfatıyla görülmek üzere asliye hukuk mahkemesinde açılmıştır.

 

Davacı Canatan, tüketici mahkemesi sıfatıyla Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesi’ne hitaben düzenleyerek verdiği 08.11.2007 günlü dava dilekçesinde; maliki bulunduğu … … … plaka sayılı … marka 2006 model otomobilin 30.000 km. bakımını 2007 yılı Temmuz ayında yaptırdığını, yaklaşık bir ay sonra aracın klimasında koku meydana geldiğini, aracı önce Yalova’da daha sonra da Kocaeli’de yetkili servislere götürmesine rağmen kokunun giderilemediğini; araçta ayrıca elektrik hidrolik direksiyon arızası ve başka bazı arızalar oluştuğunu, yetkili servislerde muhtelif incelemeler yapılmasına rağmen bunların da ortadan kaldırılmadığını; bu arızaların, 14.06.2003 tarih ve 25138 sayılı R.G.’de yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik’in 14/a maddesinde belirtilen şekilde garanti süresi içerisinde ve bir yılda altı defadan daha fazla meydana geldiğini, davalı üretici firmanın araçta arıza tespiti yapamadığını bildirip, zararı telafi etmekten kaçındığını ileri sürerek ve başvurduğu Tüketici Sorunları İl Hakem Heyeti’nin de aracın yenisiyle değiştirilmesi yönünde karar verdiğini belirterek, zararının giderilmesi için aracın aynı marka ve modeldeki yenisiyle değiştirilmesine, üretimi sona ermiş ise yenisini veya aynı özellikleri taşıyan başka bir aracı bedelsiz olarak alabilmesi için dava tarihindeki bayi satış değerinin kendisine nakden ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

 

Davalılardan … San. A.Ş. vekili, davacının davaya konu aracın ilk maliki olmadığını, ikinci el olarak diğer davalı galerici Fahrettin’den satın aldığını, aracın ikinci el olarak satın alınmış olması karşısında görevin tüketici mahkemesine ait bulunmadığını, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, davanın bu nedenle görev yönünden reddi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

 

Diğer davalı Fahrettin cevap dilekçesi vermemiş, duruşmalara da katılmamıştır.

 

Yerel mahkemece verilen; davanın ayıplı malın iadesi istemine ilişkin olduğu, davacının dava konusu aracı ikinci el olarak satın aldığı, ikinci el araçların 4077 Sayılı Kanun kapsamında bulunmadığı, bu nedenle davaya bakma görevinin ticaret mahkemesine ait olduğu gerekçesine dayalı görevsizlik kararı, özel dairece metni yukarıda bulunan ilamla bozulmuş; yerel mahkeme, gerekçesini tekrarlayıp genişleterek ve bazı Yargıtay kararlarının da aynı yönde olduğunu belirterek önceki kararında direnmiş, direnme kararını da davacı vekili temyiz etmiştir.

 

Dava konusu … … … plaka sayılı … marka 2006 model otomobilin, davalılardan … San. A.Ş.’in yetkili bayii durumundaki dava dışı N… Otomotiv Paz. San. ve Tic. A.Ş. tarafından 19.09.2005 tarihinde yine dava dışı Serkan’a satıldığı, davacının Kocaeli 5. Noterince düzenlenen 06.04.2007 tarihli “Kati Satış Sözleşmesi” ile dava konusu aracı dava dışı İsa’dan satın aldığı, bu satışa istinaden aracın davacı adına 12.04.2007 tarihinde trafik siciline kaydedildiği, davalılardan Fahrettin’in otomobil galericisi olduğu ve bu satışa aracılık ettiği; davacının dava konusu araçta meydana geldiğini ileri sürdüğü arızalarla ilgili olarak, 17.04.2007 ila 22.10.2007 arasındaki muhtelif tarihlerde Kocaeli ve Yalova’daki üç ayrı … yetkili servisine başvurduğu, ayrıca, davalılardan … Otomotiv San. A.Ş.’ne 26.09.2007 tarihli ihtarnameyi göndererek, ayıplı olarak imal edildiğini ileri sürdüğü aracın 15 gün içerisinde değiştirilmesini istediği, 04.10.2007 tarihli cevabi faks mesajında, aracın ücretsiz olarak değiştirilmesini gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı yönünde açıklama yapıldığı; davacının … San. A.Ş. ( eldeki davanın davalısı durumundaki üretici ) hakkındaki 24.09.2007 günlü şikayet dilekçesi üzerine, Kocaeli Tüketici Sorunları İl Hakem Heyeti Başkanlığı’nca verilen 22.10.2007 gün ve 20/25 sayılı kararın hüküm fıkrasında, “Tüketici Canatan’ın 2. el … aracının direksiyon kilitlenmesi ve klimadan koku gelmesi hakkındaki şikayeti görüşülmüş olup, araç bir yıl içinde 6’dan fazla servise gittiğinden ve garanti süresi dolmadığından…” şeklindeki gerekçeyle ve 14.06.2003 tarih ve 25138 sayılı R.G.’de yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik’in 14/a maddesindeki hükme dayalı olarak “…Tüketicinin değişim talebinde haklılığına, ilgili firmanın aracı ayıpsız bir yenisiyle değiştirmesine…” karar verildiği, akabinde eldeki davanın açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

 

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, maddi olgunun ve davanın açıklanan içeriğine göre, davaya bakma görevinin tüketici mahkemesine ait olup, olmadığı noktasında toplanmaktadır.

 

Yukarıda belirtildiği üzere, eldeki dava tüketici mahkemesi sıfatıyla görülmek üzere asliye hukuk mahkemesinde açılmış; dava dilekçesinde hem üretici firma hem de davacının aracı satın almasına aracılık ettiği belirtilen otomobil galericisi davalı olarak gösterilmiş; iddia ve talep de, açıkça 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a ve ilgili yönetmelik hükümlerine dayandırılmıştır. Başka bir ifadeyle, eldeki dava, davalılardan … tarafından üretilip, dava dışı yetkili bayi tarafından yine dava dışı bir kişiye satılan ve el değiştirmeler sonucunda davacının mülkiyetine geçip, adına trafiğe kaydedilen otomobildeki ayıplar nedeniyle, üreticinin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da düzenlenen sorumluluklarına dayanılarak açılmıştır.

 

Bu noktada, konuya ilişkin kanuni düzenlemelere değinilmesinde yarar bulunmaktadır:

 

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3. maddesi,

 

“Bu kanunun uygulanmasında;

 

e ) Tüketici: Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişiyi,

 

f ) Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri,

 

l ) İmalatçı-Üretici: Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal veya hizmetleri ya da bu mal veya hizmetlerin hammaddelerini yahut ara mallarını üretenler ile mal üzerine kendi ayırt edici işaretini, ticari markasını veya unvanını koyarak satışa sunanları,

 

İfade eder.” hükmünü taşımaktadır.

 

Davalılardan … San. A.Ş.’in davaya konu aracı ürettiği çekişmesiz ve bu nedenle de 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un metni yukarıda bulunan 3/e maddesi anlamında ‘üretici’ niteliğinde bulunduğu açıktır.

 

Davacının, aynı maddenin ( 1 ) bendi anlamında ‘tüketici’ olarak kabul edilip, edilemeyeceğine gelince; önemle belirtilmelidir ki; anılan hükmün, bir gerçek veya tüzel kişinin tüketici olarak kabul edilebilmesi için aradığı tek koşul, onun bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinmiş, kullanmış veya yararlanmış olmasıdır. Somut olaydaki gibi, bir malın satın alınmasının söz konusu olduğu hallerde, malın alıcı tarafından daha sonra başkasına ve hatta onun tarafından da başkalarına satılmış olması, dahası son satıcının metni yukarıda bulunan ( f ) bendi anlamında satıcı niteliğini taşımaması, garanti süresi dolmuş olmadıkça, son alıcı sıfatıyla o malın maliki olan gerçek veya tüzel kişinin tüketici sıfatı taşımasına engel değildir. Başka bir ifadeyle; kanunun aradığı anlamda ‘tüketici’ niteliğinde bulunan bir kişi, malı ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişi niteliği taşımayan, dolayısıyla kanun anlamında ‘satıcı’ olarak kabul edilemeyecek durumda bulunan bir kişiden satın almış dahi olsa, malın garanti süresi içerisinde üreticiye karşı kanundan kaynaklanan haklarını ileri sürme ve kullanma olanağına sahiptir. Otomobil, garanti belgesi ile birlikte satılması zorunlu olan bir maldır ve garanti süresi içinde el değiştirmesi durumunda dahi garanti borcu ortadan kalkmaz; satın alan tüketici de sağlanan garantiden yararlanabilir.

 

Somut olayda, davacının dava konusu aracı ticari veya mesleki bir amaçla edinmediği çekişmesiz ve bu nedenle de yukarıda belirtilen kanun hükümleri çerçevesinde -garantiye ilişkin koşulların mevcut bulunması halinde- tüketici olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.

 

Somut olay garanti kavramı yönünden irdelendiğinde:

 

Dava konusu aracın garanti süresi konusunda yerel mahkemece herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Dosyada Örneği bulunan “Garanti Şartları ( Tüketici )” başlıklı belgenin 1. maddesinde “Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve 2 yıl/100.000 km.’dir ( hangisi önce gerçekleşirse )” hükmü bulunmakta ise de; bu belgenin dava konusu araçla ilgili olup olmadığı belirli bulunmadığı gibi, belgede sözü edilen koşulların dava konusu araç yönünden gerçekleşmiş olup, olmadığı yönünde yapılmış bir inceleme ve araştırma da yoktur. Dahası Hukuk Genel Kurulu’nun 05.10.2005 gün ve Esas: 2005/4-487, Karar: 2005/553 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ortaya çıkan ayıp gizli ayıp niteliğinde ise, garanti süresinin dolmuş olması sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Böylesi bir durumda, alıcı ( malik ) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunma olanağına sahiptir.

 

Öte yandan, anılan kanunun 23. maddesi, “Bu kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır” hükmünü taşımaktadır. Böylece, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, dava türleri açısından herhangi bir ayırım yapmaksızın, bir uyuşmazlığa tüketici mahkemesince bakılmasının tek koşulu olarak, uyuşmazlığın kendisinin uygulanmasıyla ilgili olarak çıkmış olmasını aramıştır.

 

Bu durumda; özel daire bozma ilamında da belirtildiği üzere, davalı üretici şirket hakkındaki dava yönünden görev tüketici mahkemesine aittir. Yine, bozma ilamında açıklandığı gibi, somut olayda davacının aracı satın almasına aracılık ettiği dosya kapsamından anlaşılan diğer davalı Fahrettin hakkındaki dava yönünden genel mahkemeler görevli ise de, genel ve özel mahkemelerin görevinde bulunan davaların birlikte görülmesi gereken hallerde, her iki davanın özel mahkemede görülmesi zorunludur. Kaldı ki; davacı vekili, 01.02.2008 havale günlü dilekçesinde, davalılardan Fahrettin hakkındaki davadan feragat ettiğini bildirmiş; yerel mahkeme iş bu feragat beyanını dikkate almamış, feragatle ilgili bir hüküm kurmamıştır.

 

Hal böyle olunca; yerel mahkemece, öncelikle, dava konusu araçta var olduğu davacı tarafça ileri sürülen ayıpların garanti süresi içerisinde ortaya çıkmış olup, olmadıklarının yöntemince araştırılıp, saptanması; bunların garanti süresi içerisinde ortaya çıktıklarının saptanması halinde davaya bakma görevinin kendisine ait olduğunun benimsenmesi; eğer bu ayıplar garanti süresinin dolmasından sonra ortaya çıkmış iseler, bu kez, gizli ayıp niteliğinde olup olmadıklarının yine yöntemince ve bilirkişi aracılığıyla belirlenmesi, gizli ayıp niteliğinde olmaları halinde de yine görevin benimsenmesi ve davaya devam olunması, aksi takdirde şimdiki gibi görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve gerek kanuna ve gerekse atıf yapılan Yargıtay kararlarına uygun olmayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı, özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerle ve açıklanan bu ek gerekçeyle bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı ve ayrıca yukarıda açıklanan ek gerekçeyle H.U.M.K.’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 25.11.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/12119

K. 2006/16550

T. 19.12.2006

 

• AYIPLI MALIN YENİSİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİ ( Tüketicinin Onarım Hakkını Kullanması – Maldan Yararlanamamanın Süreklilik Arz Etmesi veya Tamir İçin Gereken Azami Sürenin Aşılması veya Tamirin Mümkün Olmadığının Anlaşılması Halinde Yasada Tanınan Diğer Seçimlik Hakların Kullanılabileceği )

 

• TÜKETİCİNİN ONARIM HAKKINI KULLANMASI ( Garanti Süresi İçinde Sık Arızalanma Nedeniyle Maldan Yararlanamamanın Süreklilik Arz Etmesi veya Tamir İçin Gereken Azami Sürenin Aşılması veya Tamirin Mümkün Olmadığı )

 

• GARANTİ SÜRESİ İÇİNDE SIK ARIZALANAN ARAÇ ( Yararlanamamanın Süreklilik Arz Etmesi veya Tamir İçin Gereken Azami Sürenin Aşılması veya Tamirin Mümkün Olmadığı – Yenisi İle Değiştirilmesi )

 

• ARACIN YENİSİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİ ( Tüketicinin Onarım Hakkını Kullanması – Maldan Yararlanamamanın Süreklilik Arz Etmesi veya Tamir İçin Gereken Azami Sürenin Aşılması veya Tamirin Mümkün Olmadığının Anlaşılması Halinde Yasada Tanınan Diğer Seçimlik Hakların Kullanılabileceği )

 

4077/m. 4, 13.

 

Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik/m. 14

 

ÖZET : Davacı, ayıplı aracın yenisi ile değiştirilmesini, olmadığı takdirde bedelinin iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Tüketici, onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içinde sık arızalanma nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamir için gereken azami sürenin aşılması veya tamirin mümkün olmadığının anlaşılması halinde yasada tanınan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Dosya kapsamından farklı nedenlerle yedi kez servise gidildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda maldan yararlanamamanın süreklilik kazandığının ve bu ayıbın gizli ayıp olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda aracın yenisi ile değiştirilmesine karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi veya bedelinin ödenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Karar Davacı, davalı … Motorlu Araçlar Tic. Ltd. Şti.’nden 01.11.2004 tarihinde … araç satın aldığını, aracın sık sık arıza yaptığını, tüketici hakem heyetinin aracın değiştirilmesine karar verdiği halde, aracın değiştirilmediğini belirterek, aracın yenisi ile değiştirilmesini, olmadığı takdirde bedelinin iadesine karar verilmesini istemiştir.

 

Davalılar, davanın reddini dilemiştir.

 

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Davacı 01.11.2004 tarihinde davalılardan satın aldığı aracın bir çok kez arızalanarak servise gittiğini, beklenen faydayı sağlamadığını ve arızanın süreklilik arz ettiğini ileri sürerek talepte bulunmuş; davalılar ise araçta arıza olmadığını savunmuşlardır.

 

Dava tarihinde yürürlükte bulunan 4822 Sayılı Yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 13. maddesinin 3. fıkrasında “tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanmasının süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirin mümkün bulunmadığının anlaşılması halinde, 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir” yazılıdır. Yine Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde de “tüketicinin onarım hakkını kullanılmasına rağmen malın tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içerisinde kalmak kaydıyla bir yıl içerisinde aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının 6’dan fazla olması unsurlarının yanı sıra bu arızaların maldan yararlanamamayı sürekli kılması durumunda tüketicinin malın ücretsiz değiştirilmesini talep edebileceği” öngörülmüştür.

 

Somut olay kanun ve yönetmelik ışığı altında değerlendirildiğinde 01.11.2004 tarihinde davacı tarafından satın alınan araçta çeşitli arızaların meydana geldiği, sadece geç çalışmadan dolayı 12.05.2005, 13.05.2005, 17.06.2005 ve 26.05.2006 tarihlerinde garanti süresi içerisinde 4 kez servise girdiği, farklı nedenlerle toplam 7 kez servise girdiği, böylece yönetmelikte belirtilen ikiden fazla aynı arızanın tekrarlaması ve maldan yararlanamamanın süreklilik kazanması şartlarının oluştuğu, bu arızanın da gizli ayıp niteliğinde olduğu ve şikayetin giderilmediği dosya içerisindeki 26.06.2006 tarihli bilirkişi raporundan anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle mahkemece, aracın yenisi ile değiştirilmesine karar verilmelidir.

 

Bu yönlerin göz ardı edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

 

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/8333

K. 2010/16575

T. 13.12.2010

 

• AYIPLI MAL SATIŞI DAVASI ( Araç Bedelinin Tahsili – Jantların Ayıplı Olduğunun Anlaşıldığı ve Mahkemenin de Kabulü Bu Yönde Olduğuna Göre Çoğun İçinde Az da Vardır Kuralı Gereğince Ayıplı Olan Jant Kapaklarının Bedelinin Tahsiline Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• ARAÇ BEDELİNİN TAHSİLİ ( Jantların Ayıplı Olduğunun Anlaşıldığı ve Mahkemenin de Kabulü Bu Yönde Olduğuna Göre Çoğun İçinde Az da Vardır Kuralı Gereğince Ayıplı Olan Jant Kapaklarının Bedelinin Tahsiline Karar Verilmesi Gerektiği )

 

• JANTLARIN AYIPLI OLMASI ( Mahkemenin de Kabulü Bu Yönde Olduğuna Göre Çoğun İçinde Az da Vardır Kuralı Gereğince Ayıplı Olan Jant Kapaklarının Bedelinin Tahsiline Karar Verilmesi Gerektiği – Araç Bedelinin Tahsili )

 

818/m.202

 

4077/m.30

 

ÖZET : Davacı, satın aldığı aracın ayıplı olması nedeniyle araç bedelinin tahsilini bu mümkün olmaz ise aracın yenisi ile değiştirilemesi isteminde bulunmuş, davalılar davanın reddini savunmuş, mahkemece, yaptırılan bilirkişi incelemesine göre jant kapaklarının değiştirilmesi gerektiğini ancak davacının talebinin bedel iadesine yönelik olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir. 4077 sayılı Yasanın 30. maddesine göre, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır. B.K.202 maddesi ise hakim hal icabı satımın feshi ni muhik görmüyorsa semenin tenziline karar verileceğini hüküm altına almıştır. Öyle olunca araç değişimi veya bedel iadesi şartları oluşmamışsada, dosya kapsamından jantların ayıplı olduğu anlaşıldığı ve mahkemeninde kabulü bu yönde olduğuna göre çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince ayıplı olan jant kapaklarının bedelinin tahsiline karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı mal satışı davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalı E… İnş.Tic. Ve San.Ltd.Şti.’den satın aldığı aracın teslim alınmasından itibaren sürekli arızalandığını, arızaların giderildiğini, jant kapağı ve kapı boya dökülmelerinin rütüş ile giderildiğini, jant kapaklarındaki boya dökülmelerinin tekrarladığını, kapak değişim talebinin ret edildiğini ileri sürerek araç bedelinin tahsiline, bu mümkün olmaz ise aracın yenisi ile değiştirilmesini istemiştir.

 

Davalılar, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

 

Mahkemece, Davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

 

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 

2-Davacı, satın aldığı aracın ayıplı olması nedeniyle araç bedelinin tahsilini bu mümkün olmaz ise aracın yenisi ile değiştirilemesi isteminde bulunmuş, davalılar davanın reddini savunmuş, mahkemece, yaptırılan bilirkişi incelemesine göre jant kapaklarının değiştirilmesi gerektiğini ancak davacının talebinin bedel iadesine yönelik olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir. 4077 sayılı Yasanın 30. maddesine göre, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır.B.K.202 maddesi ise hakim hal icabı satımın feshi ni muhik görmüyorsa semenin tenziline karar verileceğini hüküm altına almıştır. Öyle olunca araç değişimi veya bedel iadesi şartları oluşmamışsada, dosya kapsamından jantların ayıplı olduğu anlaşıldığı ve mahkemeninde kabulü bu yönde olduğuna göre çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince ayıplı olan jant kapaklarının bedelinin tahsiline karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir.

 

SONUÇ : Yukarıda bir nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinolu bentte açıklanan nedenelerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 17.15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 13.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/11543

K. 2010/5406

T. 4.5.2010

 

• AYIPLI MAL SATIŞINDAN KAYNAKLANAN DAVA ( İğfalin Dayanakları İle Davacının Ne Şekilde İğfal Edilmiş Olduğu ve Bunlara Ait Deliller Açıkça Gösterilmesi Gerektiği )

 

• İĞFALİN DAYANAKLARI ( Davacının Ne Şekilde İğfal Edilmiş Olduğu ve Bunlara Ait Deliller Açıkça Gösterilmesi Gerektiği – Ayıplı Mal Satışından Kaynaklanan Dava )

 

• İADE FATURASINA EKLİ YAZI ( Davacının Davalı Tarafından Satılan Mal İle Üretilen Süngerlerde Bir Süre Sonra Ağır Koku Oluştuğu Yolunda Müşteri Şikayetleri Geldiğinden Söz Edildiği – Ayıp Halinin En Azından O Tarihte Öğrenildiğinin Kabulü Gerektiği )

 

• KAYIP İHBARI ( TTK’nun 25/3.Md.sindeki 2 ve 8 Günlü Kayıp İhbar Süreleri İçinde Davalıya TTK’nun 20. Md.sinde Öngörülen Usuller Çerçevesinde Kayıp İhbarında Bulunup Bulunulmadığının Yeterince Araştırması Gerektiği )

 

6762/m.20,25

 

ÖZET : Uyuşmazlık, ayıplı mal satıldığı iddiasından kaynaklanmaktadır. Davalı zamanaşımı def’inde bulunmuş ve davanın TTK. nun 25/4.maddesinde öngörülen ticari satışlardaki 6 aylık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını savunmuştur. Bunun yanında, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı da davalının savunmaları arasında yer almaktadır. Her ne kadar mahkemenin gerekçesinde davacının iğfal edildiğinden söz edilerek, somut olayda ayıplı mal satışı ile ilgili zamanaşımı hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmişse de, iğfalin dayanakları ile davacının ne şekilde iğfal edilmiş olduğu ve bunlara ait deliller açıkça gösterilmemiştir.

 

Dosyaya sunulan davacı tarafından sunulan iade faturasına ekli yazıda, davacının davalı tarafından satılan mal ile üretilen süngerlerde bir süre sonra ağır koku oluştuğu yolunda müşteri şikayetleri geldiğinden söz edilmiş olduğuna göre, ayıp halinin en azından o tarihte öğrenildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda, TTK. nun 25/3.maddesindeki 2 ve 8 günlü kayıp ihbar süreleri içinde davalıya TTK. nun 20. maddesinde öngörülen usuller çerçevesinde kayıp ihbarında bulunup bulunulmadığının yeterince araştırması gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraf vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. ile davalı vek.’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçelerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı vekili, poliüretan sünger imalatı yapan müvekkilinin davalıdan polyol isimli hammadde satın aldığını, bu malzemeyi kullanarak ürettikleri süngerlerde kötü kokular oluştuğunu, bunun üzerine 15 ton polyol malzemesinin davalıya iade edildiğini, davalıdan satın aldığı hammaddelerin uluslar arası kalitede olmadığı ve ayıplı bulunduğunu, müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek 300.000. YTL maddi ve 300.000.YTL manevi tazminata, fazlaya ait hakları saklı tutularak karar verilmesini talep etmiştir.

 

Davalı vekili, davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını ve mal tesliminden itibaren 6 aylık süre içinde dava açılmadığından zamanaşımına uğradığını, davanın reddedilmesi gerektiğini belirtmiş, davanın esastan da reddini istemiştir.

 

Mahkemece, dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, maddi tazminat yönünden davanın kısmen kabulüne, 172.817 TL tazminatın 22.6.2009 ıslah tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ait isteğin ve manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

 

Uyuşmazlık, ayıplı mal satıldığı iddiasından kaynaklanmaktadır. Davalı zamanaşımı def’inde bulunmuş ve davanın TTK. nun 25/4.maddesinde öngörülen ticari satışlardaki 6 aylık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını savunmuştur. Bunun yanında, süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı da davalının savunmaları arasında yer almaktadır. Her ne kadar mahkemenin gerekçesinde davacının iğfal edildiğinden söz edilerek, somut olayda ayıplı mal satışı ile ilgili zamanaşımı hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmişse de, iğfalin dayanakları ile davacının ne şekilde iğfal edilmiş olduğu ve bunlara ait deliller açıkça gösterilmemiştir.

 

Öte yandan, dosyaya sunulan 29.01.2008 tarihli davacı tarafından sunulan iade faturasına ekli yazıda, davacının davalı tarafından satılan mal ile üretilen süngerlerde bir süre sonra ağır koku oluştuğu yolunda müşteri şikayetleri geldiğinden söz edilmiş olduğuna göre, ayıp halinin en azından o tarihte öğrenildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda, 29.01.2008 tarihinden itibaren TTK. nun 25/3.maddesindeki 2 ve 8 günlü kayıp ihbar süreleri içinde davalıya TTK. nun 20. maddesinde öngörülen usuller çerçevesinde kayıp ihbarında bulunup bulunulmadığının yeterince araştırması gerekirken, bu yönler üzerinde durulup, gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyizi ile hükmün bu nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre, davacının tüm, davalının öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 750.00. YTL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, peşin harçların istek halinde iadesine, 04.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/4211

K. 2008/11276

T. 20.11.2008

 

• AYIPLI MAKİNE ( Makinenin Henüz 6 Aylık Dava Açma Süresi Dolmadan Sevk İrsaliyesi İle Davalı Tarafa Gönderildiği/İrsaliye Üzerinde Ayar İçin Gönderildiği İbaresi Bulunduğu – Araç Ayıp Nedeni İle Gönderilmişse Bu Hususun Dava Açma Süresi Yönünden Dikkate Alınacağı )

 

• FİNANSAL KİRALAMA ( Davacının Kiralanan Aracın Ayıplı Olduğu Yönündeki İddiası/Makinenin Henüz 6 Aylık Dava Açma Süresi Dolmadan Sevk İrsaliyesi İle Davalı Tarafa Gönderildiği – Araç Ayıp Nedeni İle Gönderilmişse Bu Hususun Dava Açma Süresi Yönünden Gözetileceği )

 

• AYIPLI MALIN TAMİR EDİLMESİ ( Finansal Kiralama İle Teslim Alınan Aracın Kiralayan Davalıya İade Edildiği – Makine Ayıplı Olması Nedeniyle Gönderilmiş ve Davalı Tarafça Bu Husus Benimsenerek Arıza Giderilmişse Bunun Dava Açma Süresinin Hesabında Dikkate Alınacağı )

 

• DAVA AÇMA SÜRESİ ( Finansal Kiralama İle Teslim Alınan Aracın Kiralayan Davalıya İade Edildiği – Makine Ayıplı Olması Nedeniyle Gönderilmiş ve Davalı Tarafça Bu Husus Benimsenerek Arıza Giderilmişse Bunun Dava Açma Süresinin Hesabında Gözetileceği )

 

6762/m.25

 

ÖZET : Davacılar vekili, müvekkili Ltd. Şti.’nin davalı firma tarafından üretilen flanş makinesini finansal kiralama yoluyla kiraladığını, makinenin ayıplı olduğunu, işlenen hammaddeye zarar verdiğini ileri sürerek zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Satım sözleşmesine konu makine henüz 6 aylık dava açma süresi dolmadan sevk irsaliyesi ile davalı tarafa gönderilmiştir. Makinenin gönderilme nedeni konusunda taraflar farklı iddialarda bulunmuşlardır. Sevk irsaliyesinde ayar için gönderildiği bildirilmiştir. Şayet makine ayıplı olması nedeniyle gönderilmiş ve davalı tarafça bu husus benimsenerek arıza giderilmişse bu olgu dava açma süresinin hesabında gözetilmelidir. Bu nedenle mahkemece sözleşme konusu makinenin neden götürüldüğü açıklığa kavuşturularak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar vekilince duruşmalı , davalı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı Mecitoğulları Tesisat Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. vek. Av. Cüneyt Şengül ile davalı vek. Av. Tayfun Aksoy’ un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacılar vekili, müvekkili Mecitoğulları Ltd. Şti.’nin davalı firma tarafından üretilen flanş makinesini 22.09.2005 tarihinde finansal kiralama yoluyla kiraladığını, makinenin ayıplı olduğunu, işlenen hammaddeye zarar verdiğini ileri sürerek 100.000 YTL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 

Davalı vekili cevabında davacı Mecitoğulları Ltd. Şti.’nin davacı sıfatı bulunmadığını, makinenin 19.09.2005 tarihinde teslim edildiğini, davanın süresinden sonra açıldığını, makinenin ayıplı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

 

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre dava konusu makinenin 22.09.2005 tarihinde teslim edildiği TTK.’nun 25/4. maddesinde öngörülen 6 ay içinde davanın açılmadığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Satım sözleşmesine konu makine 22.09.2005 tarihinde davacı tarafa teslim edilmiştir. Henüz 6 aylık dava açma süresi ( TTK. M. 25/4 ) dolmadan 27.03.2006 tarihli sevk irsaliyesi ile makine davalı tarafa gönderilmiştir. Makinenin gönderilme nedeni konusunda taraflar farklı iddialarda bulunmuşlardır. Sevk irsaliyesinde ayar için gönderildiği bildirilmiştir. Şayet makine ayıplı olması nedeniyle gönderilmiş ve davalı tarafça bu husus benimsenerek arıza giderilmişse bu olgu dava açma süresinin hesabında gözetilmelidir. Bu nedenle mahkemece sözleşme konusu makinenin İzmir’e neden götürüldüğü açıklığa kavuşturularak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddinde isabet görülmemiştir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 550.00.YTL duruşma vekalet ücretinin, davalıdan alınarak, davacılardan Mecitoğulları Tes. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’ye ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 20.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

  

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/6195

K. 2011/14088

T. 26.9.2011

 

• MÜTESELSİL SORUMLULUK ( İmalatçı-Üretici Satıcı Bayi Acente İthalatçı ve 10. Md.nin 5. Fıkrasına Göre Kredi Veren Ayıplı Maldan ve Tüketicinin Bu Maddede Yer Alan Seçimlik Haklarından Dolayı Müteselsilen Sorumlu Olduğu )

 

• AYIPLI MALIN SEBEP OLDUĞU ZARAR ( Birden Fazla Kimse Sorumlu Olduğu Takdirde Bunlar Müteselsilen Sorumlu Oldukları – Satılan Malın Ayıplı Olduğunun Bilinmemesi Bu Sorumluluğu Ortadan Kaldırmadığı )

 

• SATILAN MALIN AYIPLI OLDUĞUNUN BİLİNMEMESİ ( Bu Sorumluluğu Ortadan Kaldırmadığı – Kredi Veren Tüketiciye Karşı Satıcı veya Sağlayıcı İle Birlikte Müteselsilen Sorumlu Oldukları )

 

4077/m.4,10

 

ÖZET : “İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve 10. maddenin 5. fıkrasına göre kredi veren ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın sebep olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.”; ayrıca aynı Kanun’un 10. maddesinin 5. fıkrasında, “Kredi verenin, tüketici kredisini, belirli marka bir mal veya hizmet satın alınması ya da belirli bir satıcı veya sağlayıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda satılan malın veya hizmetin hiç veya zamanında teslim edilmemesi halinde kredi veren tüketiciye karşı satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olur.” hükümleri kredi verenin sorumluluğunu düzenlemiştir. Bu nedenle, ürünün satıcı şirket tarafından tüketiciye teslim edilmediği gibi ürünün teslim edilmemesinden diğer davalı finans şirketi de bağlı kredi sebebiyle sorumlu olduğu açıktır.

 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalı finansman şirketinin kredisi ile diğer davalı satıcı firmadan bilgisayar satın almak için sözleşme imzaladığını ve bununla ilgili olarak ödemeleri yaptığını, ancak, ürünün satıcı firma tarafından kendisine teslim edilmediğini belirterek, ürün bedelinin her iki davalıdan ticari faizi ile tahsilini istemiştir.

 

Davalı, finans şirketi cevap dilekçesinde müvekkil şirketin bilgisayarın alınması için kredi kullandırdığını, bunun dışında başkaca bir yükümlülüğünün bulunmadığını, bu sebeple davanın reddini savunmuştur.

 

Mahkemece, satıcı beyannamesinde ürünün teslim alındığına ilişkin tüketici imzası olduğundan bahisle açılan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.

 

Her ne kadar, kredi sözleşmesinde malın teslim alındığına ilişkin tüketici imzası bulunduğundan bahisle dava reddedilmiş ise de, adı geçen sözleşme kredi sağlayan kuruluş tarafından ürünün tesliminden önce matbu olarak hazırlanıp, tüketiciye imzalattırıldığı açıktır.

 

4822 Sayılı Kanunla değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un ayıplı mal ile ilgili 4. maddesinin 3. fıkrasında, “İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve 10. maddenin 5. fıkrasına göre kredi veren ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın sebep olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.”; ayrıca aynı Kanun’un 10. maddesinin 5. fıkrasında, “Kredi verenin, tüketici kredisini, belirli marka bir mal veya hizmet satın alınması ya da belirli bir satıcı veya sağlayıcı ile yapılacak satış sözleşmesi şartı ile vermesi durumunda satılan malın veya hizmetin hiç veya zamanında teslim edilmemesi halinde kredi veren tüketiciye karşı satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olur.” hükümleri kredi verenin sorumluluğunu düzenlemiştir.

 

Bu nedenle, ürünün satıcı şirket tarafından tüketiciye teslim edilmediği gibi ürünün teslim edilmemesinden diğer davalı finans şirketi de bağlı kredi sebebiyle sorumlu olduğu açıktır.

 

Somut olayda davacı ile davalı kredi veren arasındaki kredi sözleşmesinde, davaya konu bilgisayar için kredinin verildiği açıkça anlaşıldığına göre, bağlı kredi kullandıran davalı yanın sorumlu olduğunun kabulü gerekir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz edilen hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 18.40 TL. temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 26.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/368

K. 2011/8848

T. 30.6.2011

 

• AYIPLI MALIN DEĞİŞİMİ ( Araç Satışı – Dava Konusu Satış Akdinin Tarafları Tacir Olduğundan Yasanın Tanımladığı Tüketici Kapsamına Girmeyeceği Gözetilerek Davanın Tüketici Mahkemesi Sıfatı ile Görülemeyeceği )

 

• TÜKETİCİ ( Bir Mal veya Hizmeti Ticari veya Mesleki Olmayan Amaçla Edinen Kullanan veya Yararlanan Gerçek veya Tüzel Kişi Olduğu – Taraflarını Tacir Kişilerin Oluşturduğu Araç Satış Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde Bakılamayacağı )

 

• TÜKETİCİ MAHKEMESİ ( Taraflarını Tacir Kişilerin Oluşturduğu Araç Satış Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde Bakılamayacağı – Tüketici )

 

4077/m. 3

 

ÖZET : Satış akdinin tarafları tacir olup, 4077 Sayılı Kanunun 3/e maddesinde tanımlanan tüketici kapsamına girmeyeceği düşünülmeden davanın Tüketici Mahkemesi sıfatı ile görülüp sonuçlandırılması doğru görülmemiştir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı malın değişimi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükümün davalılardan Hyundai Assan Otomotiv A.Ş. vekilince duruşmalı ve diğer davalı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Dava konusu aracın ruhsatı davacı şirket adına kayıtlı olduğu gibi aracı satın alan da davacı şirkettir.

 

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un değişik 3/e maddesinde “tüketici bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişi” olarak tanımlanmıştır.

 

Somut olayda satış akdinin tarafları tacir olup, 4077 Sayılı Kanunun 3/e maddesinde tanımlanan tüketici kapsamına girmeyeceği düşünülmeden davanın Tüketici Mahkemesi sıfatı ile görülüp sonuçlandırılması doğru görülmemiştir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükümün temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 30.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/9676

K. 2009/6001

T. 4.5.2009

 

• AYIPLI MAL SÖZLEŞMESİNİN FESHİ ( Uğradığı Zarar Karşılığının Tahsili – Davacının Aracın Ayıplı Olması ve Kullanamaması Nedeniyle Uğradığı Zararı İsteyebileceği )

 

• AYIP NEDENİYLE SÖZLEŞMEDEN DÖNMENİN SONUÇLARI ( Davacının Aracın Ayıplı Olması ve Kullanamaması Nedeniyle Uğradığı Zararı İsteyebileceği )

 

• TÜKETİCİNİN KORUNMASI KAPSAMINDA AYIPLI MAL VE SORUMLULUK ( Davalı Hiçbir Kusuru Olmadığını Kanıtlamadıkça Oluşan Davacı Zararından Sorumlu Olduğu )

 

818/m.202, 205

 

4077/m.4

 

ÖZET : Davacı, davalıdan aldığı aracın ayıplı olması nedeniyle, sözleşmeden döndüğünü bu konuda açtığı davanın lehine sonuçlandığını, ayıplı aracı kullanmadığı için araç kiralamak zorunda kaldığını belirterek uğradığı zarar karşılığının reeskont faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı hiçbir kusuru olmadığını kanıtlamadıkça oluşan davacı zararından sorumludur. Davalılar, toplanan delillerle kusurlu olmadıklarını kanıtlayamadıklarından tüketicinin ihtiyacını karşılamak için araç kiralamak zorunda kalmasından doğan zararı da karşılamakla yükümlüdür. Bu bağlamda davacı aracın ayıplı olması ve kullanamaması nedeniyle uğradığı zararı isteyebilir. Mahkemece, öncelikle davacıdan araç yoksunluğu nedeniyle yapmak zorunda kaldığı masraflara ilişkin delilleri sorulup, toplanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalıdan aldığı aracın ayıplı olması nedeniyle, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. maddesi gereği sözleşmeden döndüğünü bu konuda açtığı davanın lehine sonuçlandığını, ayıplı aracı kullanmadığı için araç kiralamak zorunda kaldığını belirterek uğradığı zarar karşılığı 10.800,00 YTL. nin reeskont faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

 

Davalılar, kendilerinden araç tahsisi için talepte bulunulmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

 

Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafça temyiz edilmiştir.

 

Taraflar arasında araç satışına ilişkin sözleşme yapıldığı, aracın ayıplı olması nedeniyle davacı alıcının 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesi gereğince sözleşmeden dönerek, satış bedelinin iadesini istediği, bu konuda açılan davada, Ankara 2. Tüketici Mahkemesinin 2006/665-2007/106 sayılı dava dosyasında; aracın ayıplı olması nedeniyle bedel iadesine karar verildiği ve hükmün kesinleştiği dosya içeriğinden anlaşıldığı gibi, bu hususlar mahkemenin de kabulündedir. Uyuşmazlık davacı alıcının ayıplı araç satışı nedeniyle, günlük işlerini yapmak için kiralamak zorunda kaldığı araç bedellerinin talep edilip edilemeyeceği hakkındadır.

 

Mahkemece, davacı alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesine rağmen kendisine araç tahsisi için talepte bulunması gerektiği, davacının bu konuda talepte bulunduğunu kanıtlayamadığı, davacının sözleşmeden dönme hakkını kullandığını, sözleşmeden dönen tarafın müspet zarar kapsamında olan araç yoksunluk tazminatı istemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

 

4077 sayılı Yasanın 4/2 maddesi ayıplı malın neden olduğu zararlardan satıcıyı sorumlu tutmuştur. Aynı Yasanın 30. maddesi bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümlerin uygulanacağını öngörmüştür. BK. 202 maddesi yollamasıyla BK.’nun 205. maddesinin 2. fıkrası; “… Satıcı, bunlardan maada alıcıya ayıplı mal teslim etmesinden doğrudan doğruya tevellüt etmiş olan zararı da ayrıca tazmin etmeye mecburdur.”, 3. fıkrası “… Satıcı kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer her türlü zararlarını tazmin etmeye mecburdur.” düzenlemesini getirmiştir. Bu yasal düzenleme doğrultusunda davalı hiçbir kusuru olmadığını kanıtlamadıkça oluşan davacı zararından sorumludur. Davalılar, toplanan delillerle kusurlu olmadıklarını kanıtlayamadıklarından tüketicinin ihtiyacını karşılamak için araç kiralamak zorunda kalmasından doğan zararı da karşılamakla yükümlüdür. ( Tüketicinin Korunması Hukuku Prof. Aydan Zevkliler-Arş. Görevlisi Murat Aydoğdan 2004 Baskı sayfa 133. )Bu bağlamda davacı aracın ayıplı olması ve kullanamaması nedeniyle uğradığı zararı isteyebilir. Mahkemece, öncelikle davacıdan araç yoksunluğu nedeniyle yapmak zorunda kaldığı masraflara ilişkin delilleri sorulup, toplanarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle temyiz edilen kararın davacı lehine BOZULMASINA, 04.05.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

4. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/14883

K. 2011/13949

T. 22.12.2011

 

• AYIPLI MAL NEDENİYLE BEDELİN İADESİ ( Ayıplı Malın Kimin Elinde Olduğunun Belirlenmesi Gerektiği – Davalı Satıcının Yargılamaya Katılmadığı Cevap Vermediği ve Keşif Esnasında da Ayıplı Malın Nerede ve Kimin Elinde İncelendiğinin Belirtilmediği )

 

• DURUŞMAYA KATILMAMA VE CEVAP VERMEME ( Ayıplı Mal Nedeniyle Bedelin İadesi İstemi/Davalı Satıcının Davacının İddialarını İnkar Ettiği – Satıcının Çağrılarak Ayıplı Malin İade Edilip Edilmediğinin Araştırılacağı )

 

• AYIPLI MALIN KİMİN ELİNDE OLDUĞUNUN BELİRLENMESİ ( Bedelin İadesi Talebinde Davacı İade Edildiğine Dair Belge Sunsa da Satıcı Yargılamaya Katılmadığından İmzanın Araştırılamadığı – Satıcı Çağrılarak Ayıplı Malın Kendisine İade Edilip Edilmediğinin ve Keşif Sırasında Malın Kimde Olduğunun Araştırılacak Karar Verileceği )

 

6100/m.290

 

4077/m.4

 

ÖZET : Dava, ayıplı mal nedeniyle bedelin iadesi istemine ilişkindir.Davacı, ayıplı dolabın satıcıya iade edildiğine dair adi belge niteliğinde bir yazı sunmuş ise de, satıcı yargılamaya katılmamış ve imzanın kendisine ait olup olmadığı ispatlanamamıştır. Keşif esnasında dolap bilirkişice incelenmiş ancak dolabın nerede ve kimin elinde iken incelendiği belirtilmemiştir. Yargılamaya gelmeyen ve cevap vermeyen satıcı davacının tüm, iddialarını inkar etmiş sayılacağından, ayıplı malın iade edilip edilmediği kendisinin çağrılarak belirlenmesi ve keşif sırasında malın kimde olduğu hususunun araştırılarak karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Davacı H.G. vekili tarafından, davalı M.P. ve M. aleyhine 20/06/2007 gününde verilen dilekçe ile ayıplı mal nedeniyle bedelin iadesi istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 10/04/2008 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılardan M. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

 

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

 

2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince:

 

Dava, ayıplı mal nedeniyle bedelin iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece dava kabul edilmiş; karar, davalılardan M. tarafından temyiz edilmiştir.

 

Davacı, davalılardan M.’nin ürettiği, diğer davalı M.P.’nin sattığı et teşhir dolabını satın aldığını, ancak dolap soğutma işlevini yerine getirmediğinden ayıplı olduğunu ileri sürerek satış sözleşmesinin feshi ve ödediği bedelin iadesini istemiştir.

 

Davalılar duruşmaya gelmemiş ve cevap vermemişlerdir.

 

Yerel mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırarak dolabın ayıplı olarak imal edildiği belirlendiğinden ve ayıplı mal satıcıya iade edildiğinden bedelin iadesi yönünde karar vermiştir.

 

Davacı, ayıplı dolabın satıcıya iade edildiğine dair adi belge niteliğinde bir yazı sunmuş ise de, satıcı yargılamaya katılmamış ve imzanın kendisine ait olup olmadığı ispatlanamamıştır. Keza keşif esnasında dolap bilirkişice incelenmiş ancak dolabın nerede ve kimin elinde iken incelendiği belirtilmemiştir. Şu durumda yargılamaya gelmeyen ve cevap vermeyen satıcı davacının tüm, iddialarını inkar etmiş sayılacağından, ayıplı malın iade edilip edilmediği kendisinin çağrılarak belirlenmesi ve keşif sırasında malın kimde olduğu hususunun araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken malın iade edildiğinin varsayılmak suretiyle eksik inceleme ile verilen kararın bozulması gerekmiştir.

 

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda ( 2 ) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı M. yararına BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının yukarıda ( 1 ) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 22.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/11225

K. 2012/14730

T. 5.6.2012

 

• KAPIDAN SATIŞ (Telefon Arama Kayıtları Konuşmaların İçeriğine İlişkin Bilgi Vermediğinden Cayma Hakkının Kullanıldığını Kabul Etmeye Yeterli Delil Sayılamayacağı – Cayma Hakkının Süresinde Satıcıya Bildirildiğini İspat Külfeti Davacı Tüketicide Olduğu/Davacıdan Bu Yönde Tüm Delilleri Sorulup Neticesine Göre Hüküm Kurulacağı)

 

• CAYMA HAKKI VE BİLDİRİMİ (Süresinde Satıcıya Bildirildiğini İspat Külfeti Davacı Tüketicide Olduğu – Davacıdan Bu Yönde Tüm Delilleri Sorulup Neticesine Göre Hüküm Kurulacağı)

 

• TELEFON ARAMA KAYITLARI (Konuşmaların İçeriğine İlişkin Bilgi Vermediğinden Cayma Hakkının Kullanıldığını Kabul Etmeye Yeterli Delil Sayılamayacağı)

 

• İSPAT KÜLFETİ (Cayma Hakkının Süresinde Satıcıya Bildirildiğini İspat Külfeti Davacı Tüketicide Olduğu – Davacıdan Bu Yönde Tüm Delilleri Sorulup Neticesine Göre Hüküm Kurulacağı)

 

• AYIPLI MAL DAVASI (Kapıdan Satış – Telefon Arama Kayıtları Konuşmaların İçeriğine İlişkin Bilgi Vermediğinden Cayma Hakkının Kullanıldığını Kabul Etmeye Yeterli Delil Sayılamayacağı)

 

4077/m.8

 

ÖZET : Dava, sözleşmenin iptali-ayıplı mal davasıdır. Kapıdan satışlarda; tüketici, teslim aldığı tarihten itibaren yedi gün içinde malı kabul etmekte veya hiçbir gerekçe göstermeden ve hiçbir yükümlülük altına girmeden reddetmekte serbest olup, cayma bildirimi için herhangi bir şekil şartı veya usul belirlenmemiştir. Ancak, telefon arama kayıtları, konuşmaların içeriğine ilişkin bilgi vermediğinden cayma hakkının kullanıldığını kabul etmeye yeterli delil sayılamaz. Cayma hakkının süresinde satıcıya bildirildiğini ispat külfeti davacı tüketicidedir. Davacıdan bu yönde tüm delilleri sorulup neticesine göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmelidir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali-ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalıdan kapıdan satış suretiyle satın aldığı kitap setinin kendisini kandırarak ve fahiş fiyatla satıldığını, cayma iradesini iletmek üzere 7 günlük süre içerisinde 2 kez davalıyı aradığını ve üründen vazgeçtiğini bildirdiğini, buna rağmen kendisine dönülmediğini ileri sürerek siparişin iptalini, ürünün iadesini talep etmiştir.

 

Davalı, cayma hakkının süresinde beyan edilmediğini, Tüketici Hakem Heyetinin aynı mevzuda red kararının bulunduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

 

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Dava, kapıdan satış suretiyle yapılan sözleşmeden cayma hakkının kullanılmasına ilişkindir. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 8/3. maddesine göre bu tür satışlarda; tüketici, teslim aldığı tarihten itibaren yedi gün içinde malı kabul etmekte veya hiçbir gerekçe göstermeden ve hiçbir yükümlülük altına girmeden reddetmekte serbesttir. Kanun koyucu cayma bildirimi için herhangi bir şekil şartı veya usul belirlememiştir. Mahkemece, davacının telefon kayıtlarından malın teslimi tarihinden sonraki 7 gün içerisinde 2 kez davalının çalıştığı şirkete ait telefonun arandığı anlaşılmakla, bu durumun davacı iddiasını doğrular şekilde cayma bildiriminin telefonla yapıldığına ilişkin yeterli delil olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, telefon arama kayıtları, konuşmaların içeriğine ilişkin bilgi vermediğinden cayma hakkının kullanıldığını kabul etmeye yeterli delil sayılamaz. Cayma hakkının süresinde satıcıya bildirildiğini ispat külfeti davacı tüketicidedir. Davacıdan bu yönde tüm delilleri sorulup neticesine göre hüküm kurmak gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 05.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/7249

K. 2012/10981

T. 2.7.2012

 

• FİNANSAL KİRALAMA YOLUYLA ALINAN MAKİNENİN AYIPLI OLMASI (Davacının Defter ve Kayıtları da İncelenmek Sıfatıyla ve Bu İncelemede Bilirkişi Raporuna Karşı İtirazları da Gözetilerek Davacının Bu Yönde Uğradığı Zarar Saptanarak Karar Verileceği)

 

• AYIPLI MAL DAVASI (Finansal Kiralama Yoluyla Alınan Makinenin Ayıplı Olması/Yasal Faiz İstemi – Dava Dilekçesinde Belirtilen Alacak Yönünden Yasal Faize Islahla Arttırılan Bölüm Yönünden Avans Faizine Hükmedilmesi Gerektiği)

 

• YASAL FAİZ İSTEMİ (Tazminat Davası/Ayıplı Mal Davası – Dava Dilekçesinde Belirtilen Alacak Yönünden Yasal Faize Islahla Arttırılan Bölüm Yönünden Avans Faizine Hükmedilmesi Gerektiği/Dava Dilekçesinde Belirtilen Alacak Yönünden de Avans Faizine Hükmedilemeyeceği)

 

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ (Finansal Kiralama Yoluyla Alınan Makinenin Ayıplı Olması – Davacının Defter ve Kayıtları da İncelenmek Sıfatıyla ve Bu İncelemede Bilirkişi Raporuna Karşı İtirazları da Gözetilerek Davacının Bu Yönde Uğradığı Zarar Saptanıp Toplanan Tüm Deliller Birlikte Değerlendirilerek Karar Verileceği)

 

• AVANS FAİZİ (Ayıplı Mal Davası/Yasal Faiz İstemi – Dava Dilekçesinde Belirtilen Alacak Yönünden Yasal Faize Islahla Arttırılan Bölüm Yönünden Avans Faizine Hükmedilmesi Gerekirken Dava Dilekçesinde Belirtilen Alacak Yönünden de Avans Faizine Hükmedilmesinin Doğru Görülmediği)

 

818/m.205

 

ÖZET : Davacı, finansal kiralama sözleşmesine konu mal yönünden talepte bulunmuştur. Davacı, dava dilekçesinde dava konusu alacağa yasal faiz uygulanmasını talep etmiş olup, dava dilekçesinde belirtilen alacak yönünden yasal faize, ıslahla arttırılan bölüm yönünden avans faizine hükmedilmesi gerekirken dava dilekçesinde belirtilen alacak yönünden de avans faizine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan, mahkemece davacının kar kaybı konusunda bilirkişi incelenmesi yaptırılmışsa da; inceleme sonucu alınan rapor hüküm kurmaya yeterli olmadığı gibi Yargıtay denetimine de elverişli değildir. Davacının defter ve kayıtları da incelenmek sıfatıyla ve bu incelemede bilirkişi raporuna karşı itirazlara da gözetilerek davacının bu yönde uğradığı zarar saptanıp, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı vekili, davalıdan, finansal kiralama yoluyla alınan makinenin ayıplı olduğunu, makinayı kullanamadıkları dönemde iş kaybı ve maddi zarara da uğradıklarını, dava konusu malın halen müvekkilinde bulunduğunu ve ilk talepte iade edilebileceğini bildirerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 28.105,15 TL ödenmiş finansal kiralama bedellerinin ihtarname tarihinden itibaren yasal faizi ile maddi zararlarının şimdilik 1.000 TL’sinin aynı tarihten itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 25.06.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 116.708,99 TL olarak ıslah etmiştir.

 

Davalı vekili, davacının talebini müvekkiline değil finansal kiralama şirketine yapması gerektiğini, aynı konuya ilişkin açılan davanın reddedildiğini, sözleşmenin ayıba karşı tekeffül içermediği gibi, süresinde yapılmış bir ayıbın da bulunmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.

 

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre; dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilen önceki davanın iş bu dava yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı, davacı ile dava dışı Alternatif Finansal Kiralama A.Ş. arasında imzalanan finansal kiralama sözleşmesi gereği dava dışı finansal kiralama şirketinin, davalı satıcı şirkete karşı satım sözleşmesi çerçevesinde sahip olduğu ayıba karşı tekeffüle ilişkin haklarını ve bu haklarını kullanma yetkisini davacı kiracıya devretmiş olması nedeniyle davacı kiracının, BK.’nun 205. maddesi gereği sözleşmeyi feshederek satıcı davalıdan müsbet ve menfi zararının tazminini talep etme hakkına sahip olduğu, davalı tarafından teslim edilen makinenin ayıplı olduğu ve bu ayıbın davalı tarafından da kabul edilerek davacıya malın geri alınarak bedelini iade etmeyi kabul ettiğinin bildirildiği, böylelikle ayıba ilişkin ihbarların süresinde yapıldığının kabulü gerektiği, davacının ayıplı makine nedeniyle iş kaybına uğradığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile 22.033,02 TL finansal kiralama bedeli, 32.576 TL doğrudan zarardan kaynaklanan ödence, 36.611,30 TL mahrum kalınan kar ve 36.288,05 TL dava tarihine kadar birikmiş direnim faizi olmak üzere toplam 127.508,44 TL’nin davalıdan tahsiline, davanın kabul edilen 91.220,39 TL’lik bölümü üzerinden dava tarihi olan 04.09.2008’den itibaren avans cinsinden direnim faizi yürütülmesine, kar mahrumiyetinden kaynaklanan 18.305,70 TL’nin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

1) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan öteki temyiz itirazalarının reddi gerekmiştir.

 

2) Davacı, 22.05.2002 tarihli düzenleme şeklinde finansal kiralama sözleşmesine konu mal yönünden talepte bulunmuşsa da bu sözleşmenin tarafı olan finansal kiralama şirketi farklı olup, sözleşme ile davacıya dava açma yetkisi verilmediğinden bu sözleşmeye konu mal ile ilgili talebin kabulü isabetsizdir.

 

Davacı, dava dilekçesinde dava konusu alacağa yasal faiz uygulanmasını talep etmiş olup, dava dilekçesinde belirtilen alacak yönünden yasal faize, ıslahla arttırılan bölüm yönünden avans faizine hükmedilmesi gerekirken dava dilekçesinde belirtilen alacak yönünden de avans faizine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

 

Öte yandan, mahkemece davacının kar kaybı konusunda bilirkişi incelenmesi yaptırılmışsa da; inceleme sonucu alınan rapor hüküm kurmaya yeterli olmadığı gibi Yargıtay denetimine de elverişli değildir. Davacının defter ve kayıtları da incelenmek sıfatıyla ve bu incelemede bilirkişi raporuna karşı itirazlara da gözetilerek davacının bu yönde uğradığı zarar saptanıp, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

 

SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin öteki temyiz itirazlarının reddine; 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 02.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C.

YARGITAY

13. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/1340

K. 2011/7381

T. 9.5.2011

 

• AYIPLI MAL DAVASI ( Bilirkişi İncelemesi Yaptırılarak Davacının İddia Ettiği Şekilde Ürünlerin Ayıplı Olup Olmadığı ve Ayıplı Olması Halinde Ayıbın İmalat Hatasından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığının Araştırılması Gerektiği )

 

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Yaptırılarak Davacının İddia Ettiği Şekilde Ürünlerin Ayıplı Olup Olmadığı ve Ayıplı Olması Halinde Ayıbın İmalat Hatasından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığının Araştırılması Gerektiği – Mobilyalarda Yamulmalar Olması Sebebiyle Ayıplı Olduğu İddiası )

 

• AÇIK VE GİZLİ AYIP ( Ayıbın İmalat Hatasından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığı ve Hangilerinin Açık Ayıp Hangilerinin Gizli Ayıp Niteliğinde Olduğu Ayrı Ayrı Belirlendikten Sonra Ayıbın Davacı Tarafından Süresinde Davalıya İhbar Edilip Edilmediği Hususlarının Araştırılması Gerektiği )

 

818/m.198

 

ÖZET : Davacı, davaya konu mobilyalarda yamulmalar olması sebebiyle ayıplı olduğunu iddia etmiş, mahkemece ürünlerin ayıplı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Yargılama aşamasında davaya konu ürünler üzerinde ürünlerin ayıplı olup olmadığı ve ayıplı olması halinde mevcut ayıbın niteliğine ilişkin değerlendirmeyi içerir bir bilirkişi incelemesi yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece öncelikle konusunda uzman bir bilirkişi marifetiyle davaya konu ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davacının iddia ettiği şekilde ürünlerin ayıplı olup olmadığı, ayıplı olması halinde ayıbın imalat hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, hangilerinin açık ayıp, hangilerinin gizli ayıp niteliğinde olduğu ayrı ayrı belirlendikten sonra ayıbın davacı tarafından süresinde davalıya ihbar edilip edilmediği hususlarını içerir rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki ayıplı mal davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

 

KARAR : Davacı, davalıdan 1 koltuk takımı,1 salon takımı ve 1 yemek odası takımını 4.500 TL bedelle satın aldığını, satın alınan yemek odası takımının MDF olarak pazarlık yapılmasına rağmen suntalam olarak teslim edildiğini, ayrıca ayıplı olması sebebiyle yamulmaların olduğunu, davalı ile ürünün iadesi için yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması sebebiyle Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurduğunu, Tüketici Sorunları Hakem Heyetine tarafından ürünün iadesine karar verildiğini, davalının Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararının kaldırılması için Bolu 2. A H.M. 2006/228 esas sayılı dosya ile açılan davanın reddine karar verildiğini belirterek yemek odası takımının davalıya iadesi ile borç senedinin kendilerine iadesine ve icra takibinde ödenen 3.307 TL’nin 28.9.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.

 

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

 

Mahkemece davaya konu koltukların ayıplı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 

2- )Davacı, davaya konu mobilyalarda yamulmalar olması sebebiyle ayıplı olduğunu iddia etmiş, mahkemece ürünlerin ayıplı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

 

4077 Sayılı Kanunun 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre; tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde açık ayıpları satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da gizli ayıpların ne kadar sürede satıcıya ihbar edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Öyle olunca, 4077 Sayılı yasanın 30. maddesi gereğince, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümü gerekli olduğundan, B.K.’nun bu konudaki 198. maddesi uygulanacaktır. B.K.nun 198. maddesine göre, alıcı, teslim aldığı malı örf ve adete göre, imkan hasıl olur olmaz muayene etmek ve satıcının tekeffülü altında olan bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya derhal ihbar etmekle yükümlüdür. Bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda adi bir muayene ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp mevcut olup da, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu da derhal satıcıya ihbar etmediği takdirde yine satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır. B.K.nun 198. maddesinde öngörülen süre içinde ihbar edilmeyen ayıplar için dava açılamaz.

 

Somut olayda, yargılama aşamasında davaya konu ürünler üzerinde ürünlerin ayıplı olup olmadığı ve ayıplı olması halinde mevcut ayıbın niteliğine ilişkin değerlendirmeyi içerir bir bilirkişi incelemesi yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece öncelikle konusunda uzman bir bilirkişi marifetiyle davaya konu ürünler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davacının iddia ettiği şekilde ürünlerin ayıplı olup olmadığı, ayıplı olması halinde ayıbın imalat hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, hangilerinin açık ayıp, hangilerinin gizli ayıp niteliğinde olduğu ayrı ayrı belirlendikten sonra ayıbın davacı tarafından süresinde davalıya ihbar edilip edilmediği hususlarını içerir rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekir iken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

 

SONUÇ : Yukarıda ( 1 )numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı’nın sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 )numaralı bentte açıklanan sebeplerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 146.95 TL kalan harcın temyiz edenden alınmasına, 9.5.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  

 

T.C.

YARGITAY

4. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/4845

K. 2009/6847

T. 14.5.2009

 

• AYIPLI MAL BEDELİNİN ALINMASI İSTEMİ ( Aracın Garanti Süresi İçerisinde Arızalanmış Olmasından Kaynaklanan Davanın Tüketici Mahkemesinde Çözümlenmesi Gerektiği )

 

• ARACIN GARANTİ SÜRESİNDE ARIZALANMASI ( Ayıplı Malın Bedelinin Alınması İstemi – Uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde Çözümlenmesi Gerektiği )

 

• GÖREVLİ MAHKEME ( Ayıplı Malın Bedelinin Alınması İstemi – Aracın Garanti Süresi İçerisinde Arızalanmış Olmasından Kaynaklanan Uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde Çözümleneceği )

 

• GARANTİ SÜRESİ İÇERİSİNDE ARIZALANAN ARAÇ ( Ayıplı Malın Bedelinin Alınması İstemi – Uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde Çözümleneceği )

 

4077/m.4

 

ÖZET : Dava, ayıplı malın bedelinin alınması istemine ilişkindir. Dava konusu aracın, garanti süresi içerisinde arızalanmış olmasından kaynaklanan uyuşmazlığın, 4077 sayılı Yasa hükümlerine göre görevli olan Tüketici Mahkemesinde çözümlenmesi gerekir.

 

DAVA : Davacı Nurhan vekili tarafından, davalı U … Otomotiv Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve H … A … Otomotiv sanayi ve Ticaret A.Ş. aleyhine 07.12.2007 gününde verilen dilekçe ile ayıplı malın bedelinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; mahkemenin görevsizliğine dair verilen 30.12.2008 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne ve görevsizliğe dair işlerde duruşma yapılamayacağından reddine karar verildikten sonra, tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, ayıplı malın bedelinin alınması istemine ilişkindir.

 

Davacı vekili dava dilekçesinde, davalılardan H … A … A.Ş. tarafından ithal edilen, diğer davalı U … Otomotiv A.Ş. tarafından satılan aracın sahibinin davacı olduğunu, aracın garanti kapsamında olmasına rağmen sık sık arızalandığını ve sorunun bir türlü giderilemediğini iddia ederek aracın bedelini istemiştir.

 

Davalı U … Otomotiv Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş., görev, yetki ve zamanaşımı itirazında bulunmuş; ayrıca, aracın ayıplı olmadığını ileri sürerek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

 

Davalı H … A … Otomotiv sanayi ve Ticaret A.Ş., aracın ayıplı olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

 

Yerel mahkemece, aracı ilk önce 30.12.2005 günlü fatura ile Ö … Lojistik Oto. Tur. ve Gıda San. Ltd. Şti.’nin satın aldığı ve davacının bu şirketten ikinci el olarak satın aldığı, Ö … Ltd. Şti.’nin 4077 sayılı Yasa’nın 3/f maddesinde belirtilen kişilerden olmadığı, ikinci el satışlarda genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesi reddedilmiş; verilen görevsizlik kararı davacı tarafından temyiz olunmuştur.

 

Dosyadaki kanıtlara göre; dava konusu araç, 30.12.2005 günlü fatura ile davalı U … Otomotiv Turizm san. ve Tic. A.Ş. tarafından dava dışı Ö … Lojistik Oto. Tur. ve Gıda san. Tic. Ltd. Şti.’ye satılmıştır. Bu şirket de 17.01.2006 günlü noter satış sözleşmesi ile davacıya satmıştır. Şu hali ile davacı, ikinci el satın alan kişi durumundadır. Ancak, dosya kapsamı ve dava dışı şirketin satın alma günü ile davacıya satış günü gözetildiğinde, davacının aracı O km olarak satın aldığı, değişik nedenlerle aracın önce şirkete, sonra davacıya satışının yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, otomobil garanti belgesi ile satılmak zorundadır. Garanti belgesi imalatçı veya ithalatçı tarafından düzenlenip, aracı satan bayii, acente veya temsilci tarafından hazırlanarak satın alana verilmelidir.

 

Otomobilin garanti süresi içinde el değiştirmesi durumunda dahi garanti borcu ortadan kalkmayıp, satın alan tüketicinin garanti kapsamından yararlanma olanağı vardır.

 

Somut olayda, davacının ikinci el satın alan kişi olduğu kabul edilse bile, dava konusu aracın garanti süresi içinde arızalanmış olması nedeniyle davanın 4077 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Şu durumda, uyuşmazlığın çözümü konusunda Tüketici Mahkemesi görevlidir. Yerel mahkemece, açıklanan olgular gözetilmeyerek yerinde olmayan yazılı gerekçeyle mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

 

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle ( BOZULMASINA ) ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 14.05.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

4. HUKUK DAİRESİ

E. 2007/14396

K. 2008/10898

T. 23.9.2008

 

• AYIPLI MAL BEDELİNİN İADESİ ( İkinci El Araç Sahibinin Üretim Hatası Nedeniyle Yandığını İddia Ettiği Garanti Süresi Dolmuş Araç İçin İlk Satışı Yapan Firmaya Karşı Tüketici Mahkemesinde Dava Açılamayacağı )

 

• İKİNCİ EL ARAÇ SAHİBİNİN ÜRETİM HATASI ( Nedeniyle Yandığını İddia Ettiği Garanti Süresi Dolmuş Araç İçin İlk Satışı Yapan Firmaya Karşı Tüketici Mahkemesinde Dava Açılamayacağı )

 

• GÖREV ( Ayıplı Mal Bedelinin İadesi Talebi – İkinci El Araç Sahibinin Üretim Hatası Nedeniyle Yandığını İddia Ettiği Garanti Süresi Dolmuş Araç İçin İlk Satışı Yapan Firmaya Karşı Tüketici Mahkemesinde Dava Açılamayacağı )

 

1086/m. 7,27

 

4077/m. 10, 23

 

ÖZET : Dava, ayıplı mal bedelinin iadesi talebine ilişkindir. Davaya konu aracın garanti belgesinde, üretim hatasından kaynaklanan hatalar için 1 yıl garanti süresi belirlendiği anlaşılmaktadır. Garanti süresi dışında ve ikinci el araç sahibi sıfatıyla 4077 Sayılı Kanun kapsamda tüketici mahkemelerinde dava açılmasına olanak yoktur. Görev kamu düzeniyle ilgili olduğundan re’sen dikkate alınmalıdır. Açıklanan nedenlerle, tüketici mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilmesi hatalıdır.

 

DAVA : Davacı Tülin vekili Avukat E.S. tarafından, davalı G. Motorlu Araçlar San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine 13/11/2003 gününde verilen dilekçe ile ayıplı malın iadesi istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 27/03/2007 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, ayıplı malın bedelinin iadesi istemine ilişkindir. Davacı, davaya konu … model olan ve 20.10.1998 tarihinde satışa çıkarılan aracı 2. el olarak 28.03.2002 yılında satın aldığını, kullanmaya başladıktan 1 yıl kadar sonra 02.07.2003 tarihinde Torbalı yolunda seyahat ederken aniden yanmaya başladığını, motor bölümünün tamamen, iç kısmının ise arka koltuklara kadar yandığını, aracın kullanılamaz duruma geldiğini, Torbalı Sulh Hukuk Mahkemesi’ nde yapılan tespit sonucu aracın yanma sebebi olarak elektrik kontağından başka bir neden bulunamadığının belirlendiğini, garanti süresinde ve dışında sürekli olarak aracı servise götürdüğünü, yangının üretim hatasından kaynaklandığını, bu nedenle aracın piyasa değeri olan 22.000.- YTL’nin 30.06.2003 tarihinden faizi ile tahsilini istemiştir.

 

Davalı ise, davacının dava konusu ettiği aracın 1998 yılında dava dışı Engin’e satıldığını, davacının ise bu aracı Engin’den alan Süreyya’dan satın aldığını, davacının servise geldiği son tarihin 06.06.2002 olduğunu, elektrik aksamı ile ilgili hiçbir şikayetle müracaat etmediğini, bir an için aracın ayıplı olduğu varsayılsa bile ayıba karşı tekeffül borcu için 06.06.2002’den itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden davanın reddi gerektiğini, davacının üretim hatasından bahsettiğini, bu nedenle davanın ancak üretici veya ithalatçı firma olan D. Oto A.Ş.’ye karşı açılabileceğini, bu nedenle davanın ayrıca husumet nedeni ile de reddi gerektiğini savunmuştur.

 

Davaya konu aracın garanti belgesinde üretimden kaynaklanan hatalar için i yıl garanti süresi belirlendiği anlaşılmıştır. Davacının garanti süresi dışında ve 2. el araç sahibi sıfatı ile 4077 Sayılı Kanun kapsamında Tüketici Mahkemelerinde dava açması mümkün değildir. Görev konusu kamu düzenini ilgilendirdiğinden taraflarca hiç ileri sürülmese de kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle görevli olmayan mahkemede açılan davanın görevsizlik nedeni ile reddine karar vermek gerekirken işin esasına girilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

 

SONUÇ : Yukarıda gösterilen nedenle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 23.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

  

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2008/15-651

K. 2008/654

T. 5.11.2008

 

• AYIPLI MAL ( Reklamasyon Faturası Kesilen Ayıplı Mamuller/Bilirkişi İncelemesiyle Ayıbın Belirleneceği – Bedelden Tenzil Suretiyle Eserin Kabulü Mümkünse İcra Takibine Yapılan İtiraz Haklı Görülerek Davanın Sonuçlandırılacağı )

 

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Reklamasyon Faturası Kesilen Ayıplı Mamuller – Bilirkişi İncelemesiyle Ayıbın Belirleneceği )

 

• İTİRAZIN İPTALİ ( Reklamasyon Faturası Kesilen Ayıplı Mamuller/Bilirkişi İncelemesiyle Ayıbın Belirleneceği – Bedelden Tenzil Suretiyle Eserin Kabulü Mümkünse İcra Takibine Yapılan İtiraz Haklı Görülerek Davanın Sonuçlandırılacağı )

 

• REKLAMASYON FATURASI ( Ayıplı Mamul/Bilirkişi İncelemesiyle Ayıbın Belirleneceği – Eserin Reddi Gerekiyor İse Davanın Rededileceği )

 

818/m.194

 

ÖZET : İtirazın iptali davasında; uyuşmazlık davalıya teslim olunan ancak ayıplı olduğu için reklâmasyon faturası kesilen mamullerin ayıplı olup olmadığı konusundadır. Davalının elinde olduğu bildirilen mamuller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak ayıplı olup, olmadığı, ayıbın niteliği belirlenmeli ve eserin reddi gerekiyor ise dava şimdiki gibi reddedilmeli; bedelden tenzil suretiyle eserin kabulü mümkün ise de ayıplı imalata yönelik miktar belirlenerek bu tutar kadar icra takibine yapılan itiraz haklı görülerek dava sonuçlandırılmalı ve açıklanan kapsama göre inkar tazminatı talebi de ayrıca reddedilmelidir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 2.Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 08.12.2005 gün ve 2005/259-716 sayılı kararın incelenmesi Davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 17.07.2007 gün ve 2006/4976-2007/4894 sayılı ilamı ile;

 

( … Dava eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Davacı yüklenici tarafından imalat bedelinin tahsili amacıyla girişilen icra takibine itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali ve takibin devamı istemiyle açılan davanın reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

 

Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalıya teslim olunan ancak ayıplı olduğu için reklâmasyon faturası kesilen mamullerin ayıplı olup olmadığı konusundadır. Mahkemece reklâmasyon faturası üzerine davacı şirketin çalışanı olan Şule Sarıkaya’nın ayıplı mal iddiasını kabul ettiği ve yeni bir anlaşma yapıldığı görüşüyle dava reddedilmiş ise de, dosyadaki belgelerden Şule Sarıkaya’nın davacı şirketi borçlandırma yetkisinin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece davalının elinde olduğu bildirilen mamuller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak ayıplı olup olmadığı belirlenmeli, eserin reddi gerekiyor ise davanın şimdiki gibi reddine karar verilmeli, bedelden tenzil suretiyle eserin kabulü mümkün ise ayıplı imalat tutarınca icra takibine yapılan itiraz haklı görülerek dava “inkâr tazminatı talebi de reddedilerek” sonuçlandırılmalıdır.

 

Bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve delillerin takdirinde hataya düşülerek, davanın reddi doğru olmamış kararın bozulması uygun bulunmuştur… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.

 

Davacı/alacaklı ile davalı/borçlu arasında kumaş örme ve boyama imalatı konusunda ticari ilişkinin varlığında ve imal edilen kumaşlardan siyah renkli olanların ayıplı olduğu iddiasıyla bir kısmının imalatta kullanılmaksızın, bir kısmının ise davalı/borçlu tarafından tekstil ürünü imalatında kullanıldıktan sonra iade olunduğunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

 

Davalı/borçlu yanın tekstil ürünleri imalatında kullandığı bir kısım kumaşların ayıpları nedeniyle, imal edilmiş şekliyle iade olunmak istenmesi ve davacı/alacaklı şirket adına Şule S. ile varılan anlaşmaya dayanılarak reklamasyon faturasına bağlanması ile uyuşmazlık ortaya çıkmış; bu fatura davacı/alacaklı şirket tarafından davalı/borçlu şirkete iade edilmiştir.

 

Davacı/alacaklı şirket uyuşmazlık konusu olmayan 10.635.192.500 TL ile uyuşmazlığa konu 23.600.000.000 TL olmak üzere toplam 34.235.192.500 TL cari hesap alacağının tahsili istemiyle davalı/borçlu şirket aleyhine ilamsız takibe girişmiş; davalı/borçlu şirketin itirazı üzerine takip durmuş; davacı/alacaklı şirket tarafından açılan eldeki dava ile sadece imalatta kullanıldığı için aynen iade edilemeyen ve davalı/borçlunun ayıplı olduğu iddiasıyla reklamasyon faturasına bağladığı ancak davacının iade ettiği bu faturaya konu kumaşlar bedeli 23.600.000.000 TL.ye vaki itirazın iptali istenmiştir.

 

Mahkemece, dava reddedilmiş; davacı/alacaklı şirket vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece “dosyadaki belgelerden Şule S. ’nın davacı şirketi borçlandırma yetkisinin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece davalının elinde olduğu bildirilen mamuller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak ayıplı olup olmadığı belirlenmeli, eserin reddi gerekiyor ise davanın şimdiki gibi reddine karar verilmeli, bedelden tenzil suretiyle eserin kabulü mümkün ise ayıplı imalat tutarınca icra takibine yapılan itiraz haklı görülerek dava “inkâr tazminatı talebi de reddedilerek” sonuçlandırılmalıdır. Bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve delillerin takdirinde hataya düşülerek, davanın reddi doğru olmamıştır.” Gerekçesiyle bozulmuştur.

 

Mahkemece, dava konusu ilişkinin tüm safhalarına davacı adına Şule S.’nın yön verdiği, takibe konu edilip davaya konu edilmeyen 10.635.192.500 TL miktarlı faturanın da bu ilişki sonucu meydana çıktığı, şirket çalışanlarından birinin yaptığı işlemin şirketi bağlayabilmesi için imza yetkisi olmasına gerek bulunmadığı, adı geçenin de şirket çalışanı olup, yaptığı işlemlerin şirketin kabulünde olduğu, 18.10.2004 tarihli belgeye bu nedenle değer verilerek davacının talebinin haklı görülmediği, daire kararının zımnen ayıp bildirimi yönünden aynı kişiyi şirket adına muhatap kabul ederken, borçlandırma yetkisi olmadığına işaret etmesinin çelişki oluşturduğu, gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

 

Hükmü temyize davacı/alacaklı vekili getirmiştir.

 

Bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamlarına göre Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı/alacaklı şirket çalışanı Şule S.’nin hukuksal konumunun ne olduğu ve buna göre şirketi borçlandırma yetkisinin bulunup bulunmadığı; sonuçta mahkemece yapılan incelemenin hükme yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

 

Uyuşmazlığın üzerinde toplandığı yön itibariyle, öncelikle ticari vekil ve ticari mümessil kavramları üzerinde durulmasında yarar görülmüştür:

 

Ticari hayattaki yoğunluk ve karmaşıklık, ticari işletme sahibinin, belirli bir büyüklüğe ulaşmış olan işletmesini tek başına yönetmesini neredeyse imkansızlaştırdığı için, yardımcı kullanması zorunlu hale gelmektedir. Ticari mümessil ve ticari vekil, bu yardımcılardan ikisidir.

 

Gerek ticari mümessillik ve ticari vekillik; gerekse diğer yardımcılıklar ( örneğin komisyoncu, acente gibi ) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 32.maddesinde düzenlenmiş olan temsil müessesesinin, ticari hayatın söz konusu gereklerinden kaynaklanan, bu gerekliliklere uydurulmuş özel türleridir. Önemli bir ortak yön olarak, hem ticari mümessillik ve hem de ticari vekillik, tek taraflı bir hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerirler ve bu temsil yetkisinin verilmesinde etken olan alt ilişkiden bağımsız bir nitelik taşırlar.

 

Ticari mümessil, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449/1.maddesinde, “Bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimse” olarak tanımlanmış; maddenin 2.fıkrasında, “Müessese sahibi, vekaletnameyi ticaret siciline kaydettirmeye mecburdur. Ancak kayıttan evvel dahi mümessilin muameleleri ile mülzemdir.” hükmüne yer verilmiştir.

 

Ticari vekil ise, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 453/1.maddesindeki tanıma göre, “Ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimse”dir. Maddenin 2. fıkrasında, ticari vekilin yetkilerinin mutad işlerin tümünü kapsadığı, ancak, açık bir yetki verilmedikçe ticari vekilin bazı işlemleri yapamayacağı belirtilmiştir. Tahdidi olarak gösterilen, özel yetkiyi gerektiren işlerden biri de, şirket adına borçlanmaktır.

 

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun bu tanımlamaları itibariyle, ticari mümessil ve ticari vekil arasında ( görülmekte olan davaya konu uyuşmazlıkla sınırlı olarak ), ana hatlarıyla şu farkların bulunduğu görülmektedir:

 

Ticari mümessilin, bir işletmenin tüm işlerini idareyle görevlendirilmesine ve böylece, işletmenin belirli yetkilere sahip “idarecisi” niteliğinde olmasına ve adeta işletmenin sahibi imiş gibi işletme konusuna giren tüm işlemleri ( 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 451.maddesindeki sınırlamalar dışında ) yapabilme yetkisine sahip bulunmasına karşın, ticari vekilin temsil yetkisi, işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır; ticari vekil, işletmenin yönetimine ve yürütülmesine ilişkin yetkilere sahip değildir. Dolayısıyla, ticari mümessil işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma yetkisine sahip olduğu halde, ticari vekil, kural olarak sadece olağan işleri yapabilir; ticari vekilin, olağan işler dışında kalan alanlarda işletmeyi temsilen işlem yapabilmesi, ancak, işletme sahibince o konuda özel olarak yetkilendirilmesiyle mümkündür. Bir başka fark da şudur: Ticari temsilcinin tersine ticari vekil, ticaret siciline tescil edilemez.

 

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 453/2. maddesindeki açık hükme göre de, ticari vekilin müvekkilini borç altına sokabilmesi için, bu konuda kendisine açıkça yetki verilmiş olması şarttır. Oysa, ticari mümessilin borç altına sokan işlem yapabilmesi, bu yönde açık ve ayrıca verilmiş bir yetkinin varlığına bağlı değildir ( Tacir yardımcıları, ticari mümessil ve ticari vekil kavramları hakkında, bu kararın yazımında da yararlanılan ayrıntılı açıklamalar için, bkz: Prof. Dr. Feyzi Necmeddin Feyzioğlu, Ticari Mümessiller ve Diğer Ticari Vekiller, Ord. Prof. Dr. Halil Arslanlı’nın Anısına Armağan, İ.Ü.H.F. Yayını, Fakülteler Matbaası, İstanbul 1978, sh: 407 ve devamı; Prof. Dr. Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 6. Baskı, Sözkesen Matbaası, Ankara 2001, sh: 167 ve devamı; Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Kambiyo Senetlerinde Temsile İlişkin Bazı Sorunlar, Temsil ve Uygulamada Vekalete İlişkin Sorunlar Sempozyumu, 14-16 Haziran 1976, İÜHF Yayını, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul 1977, sh: 35 ve devamı; Dr. İsmail Kırca, Ticari Mümessillik, Yetkin Yayınları, Ankara 1996, sh: 33 ve devamı ).

 

Yukarıda değinildiği üzere, gerek ticari mümessilin ve gerekse ticari vekilin temsil yetkisi, işletme sahibinin ( tüzel kişiliğe sahip işletmelerde, temsile yetkili olanın ) tek taraflı bir hukuki işlemine dayalıdır. Herhangi bir şekil şartına tabi olmamakla birlikte, Yasal düzenlemeler çerçevesindeki yerleşik uygulamada, işletme sahibinin bu konudaki tek taraflı hukuki işleminin, genellikle yazılı bir vekaletname verilmesi şeklinde tezahür ettiği bilinmektedir.

 

Vurgulanmalıdır ki; yukarıda yapılan açıklamaların da ortaya koyduğu gibi, bir kişinin ticari vekil mi, yoksa ticari mümessil mi olduğunun çekişmeli bulunduğu hallerde, öncelikle, o kişiye işletme sahibi ( veya işletmeyi temsile yetkili kişi ) tarafından verilen yetkilerin içerik ve kapsamları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır.

 

Eğer, verilen yetkiler, işletmenin hem olağan ve hem de olağanüstü nitelikteki bütün işlerinin idare edilmesine olanak tanıyan bir içerik ve genişlikte ise, ortada ticari mümessilin bulunduğu; buna karşılık, sadece olağan işlerle sınırlı bir yetki verilmiş ise, ticari vekilden söz edilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Yeri gelmişken şu da belirtilmelidir ki; olağan işlerin neler olduğunun belirlenmesinde, hem işletmenin niteliği, iş hacmi gibi unsurlar, hem de, yapılacak işlemlerin türü ve değeri göz önüne alınmalıdır. Örneğin, işletmenin satış politikasında değişikliğe gitmek, işletmede kullanılan makineleri daha yeni teknolojiyle üretilmiş olanlarla değiştirmek konusunda sözleşmeler yapmak, olağanüstü nitelikteki işlemlerden sayılmaktadır.

 

Nitekim, Hukuk Genel Kurulu’nun 19.4.2006 gün, 2006/19-165 E., 2006/213 K.; 29.11.2006 gün ve 2006/12-758 E., 2006/754 sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

 

Somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde davacı şirket adına işlem yapan dava dışı/ihbar olunan Şule S., ibraz ve celp olunan belgeler kapsamına göre şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı gibi, adı geçenin ticari mümessil olarak nitelendirilmesini sağlayabilecek şirket yetkilisince yapılmış herhangi bir tek taraflı işlem ya da verilmiş bir vekaletname ile ticaret sicilinde bu konuda bir kayıt da bulunmamaktadır.

 

Durum bu olunca; Merkezi İstanbul İlinde olan davacı/alacaklı ( limited ) şirket için İzmir’de çalışan dava dışı ihbar olunan Şule S.’ye şirket borçlarını tasfiye veya alacaklardan feragat konusunda açıkça verilmiş bir yetki bulunmadığına göre adı geçenin hukuksal konumunun 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 453.maddesinde sayılan ticari vekil olduğunun kabulü gerekir. Bir an için aynı Kanunun 454 maddesi anlamında seyyar tüccar memur dahi kabul edilse yine şirketi borç altına sokma ve alacaklarından feragat anlamına gelecek işlem yapma yetkisinin bulunmadığı açıktır.

 

Bu nedenledir ki, davacı/alacaklı adına Şule S. tarafından imza olunan ve davacı/alacaklı şirketi borç altına sokan ve bir yönüyle de alacaktan feragat anlamına gelen, davalı/borçlu şirket dayanağı 18.10.2004 tarihli belge bu içeriği nedeniyle davacı/alacaklı şirketi doğrudan bağlayıcı nitelikte değildir.

 

Öyle ise, mahkemece yapılacak iş, dava dışı/ihbar olunan Şule S.’nin ticari vekil olduğunu kabulle yaptığı işlemleri bu çerçevede değerlendirmek ve yetkisi dışında kalan hususlar yönünden de usulünce araştırma yaparak uyuşmazlığı çözmek olmalıdır.

 

Bu cümleden olarak; bozma ilamında da işaret olunduğu üzere davalının elinde olduğu bildirilen uyuşmazlığa konu mamuller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak ayıplı olup, olmadığı, ayıbın niteliği belirlenmeli ve eserin reddi gerekiyor ise dava şimdiki gibi reddedilmeli; bedelden tenzil suretiyle eserin kabulü mümkün ise de ayıplı imalata yönelik miktar belirlenerek bu tutar kadar icra takibine yapılan itiraz haklı görülerek dava sonuçlandırılmalı ve açıklanan kapsama göre inkar tazminatı talebi de ayrıca reddedilmelidir.

 

Sonuçta: yukarıda ve bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da ilave gerekçelerle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

 

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Davacı /alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 05.11.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2009/4-234

K. 2009/260

T. 17.6.2009

 

• AYIPLI MAL ( Davacının Rakının Bir Kısmını İçtikten Sonra Şişenin İçinde Böcek Olduğunu Farkettiği/Şişe Kapağı Bilyalı Olduğundan Bilirkişi Raporuyla Sonradan Koyulmasının Mümkün Olmadığının Tespit Edildiği – Tüketici Diğer Haklarını Kullanmadan Talep Etse Dahi Manevi Tazminata Karar Verileceği )

 

• MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( Ayıplı Mal/4077 S.K.’nın Her Türlü Zarardan Dolayı Yapılacak Talepler Kavramı Dahilinde Başvuru Süresini Daha Uzun Tutarak Diğer Haklarını Kullansın Kullanmasın Zararının Giderilmesine Olanak Tanıdığı – Talebinin Kabul Edileceği )

 

• RAKI ŞİŞEŞİNDE BÖCEK BULUNMASI ( Davacının Tüketici Mahkemesine Başvurduğu – Vücut Bütünlüğünün ve Ruh Sağlığının Bozulduğunun Kabulü İle Davacı Lehine Manevi Tazminata Karar Verileceği )

 

• HER TÜRLÜ ZARARDAN DOLAYI YAPILACAK TALEP ( Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Kapsamında Bu Kavrama Yer Verildiği/Ayıplı Mal – Rakı Şişesinden Çıkan Böcek Nedeniyle Tüketicinin Ruh Sağlığının Bozulduğu/Tüketici Diğer Haklarını Kullanmadan Talep Etse Dahi Manevi Tazminata Karar Verileceği )

 

• TÜKETİCİNİN HAKLARI ( Ayıplı Mal/Yasanın Her Türlü Zarardan Dolayı Yapılacak Talepler Kavramı Dahilinde Tüketici Diğer Haklarını Kullansın Kullanmasın Zararının Giderilmesine Olanak Tanıdığı – Rakı Şişesinden Böcek Çıkan Davacının Manevi Tazminat Talebinin Kabul Edileceği )

 

4077 /m. 4, 10

 

818/m. 49

 

ÖZET : Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, satın alıp içtiği içki şişesinde böcek ölüsü çıktığı iddiasıyla üretici firma aleyhine tüketici mahkemesinde dava açmıştır. Uyuşmazlık; tüketicinin, üretici davalıdan manevi tazminat isteyebilme koşullarının bulunup-bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır. Tüketicinin ayıplı maldan kaynaklanan yasal başvuru yollarını düzenlerken “her türlü zarardan dolayı yapılacak talepler” kavramına da yer verip bu talepler için başvuru süresini daha uzun tutarak, tüketici diğer haklarını kullansın kullanmasın, bu zararlarını da giderebilmesine olanak tanımıştır. Davacı tarafından satın alınan şişenin orijinal olduğu, bilyalı kapak sistemi nedeniyle imalat aşamasından sonra şişenin içerisine yabancı cisim girmesinin mümkün olmadığı, ürünün ayıplı olduğu anlaşılmaktadır. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilme olup; duyulan acı ve çekilen ızdırap kişinin ruhsal bütünlüğünü bozucu etki yaratır. Söz konusu rakının içilmesi nedeniyle davacının vücut bütünlüğünün ve ruh sağlığının bozulduğunun kabulü ile davacı lehine manevi tazminata karar verilmesi gerekir.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 7. Tüketici Mahkemesi’nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 31.01.2008 gün ve 2007/486-2008129 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2008 gün ve 2008/5257-14847 sayılı ilamı ile;

 

( … Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz olunmuştur.

 

Davalı şirket tarafından imal edilen Rakı markalı ürün içerisinde bulunan yabancı cisim ( böcek ölüsü ) nedeniyle tiksinti duygusunun oluştuğu ve ayrıca davacının sağlığının da tehlikeye düşürüldüğü ileri sürülerek manevi tazminat isteminde bulunulmuş; mahkemece, ayıplı ürün yüzünden davacının ruh sağlığı ile vücut bütünlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

 

Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi ( TMK 24 ), isme saldırı ( TMK 26 ), nişan bozulması ( TMK 121 ), evlenmenin butlanı ( TMK 158/2 ), boşanma ( TMK 174/2 ) bedensel zarar ve ölüme neden olma ( BK 47 ) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesidir ( BK 49 ). Bunlardan TMK’nun 24. maddesi ile BK’nun 49. maddesi daha kapsamlıdır. TMK’nun 24. maddesinin belli yerlere yollaması nedeniyle böyle bir durumun bulunduğu yerde, onu düzenleyen kurallar ( örneğin; TMK 26,121, 158/2, 174/2 ); bunların dışında BK’nun 49. maddesi uygulanır.

 

TMK’nun 24. ve BK’nun 49. maddesinde belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Tekniğin gelişimi ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş varlıkların, açıklananlarla çevrelenmesine, davaya konu olayın bu çerçeve dışında kalmasına göre manevi tazminat isteği reddedilmelidir. Yerel mahkemece, anılan yönler gözetilmeksizin davalı tarafın manevi tazminatla sorumlu tutulması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir… ),

 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Dava, manevi tazminat istemine ilişkin olup; davacı tüketici gerçek kişi tarafından üretici firma hasım gösterilerek; 4077 Sayılı Kanun ve bu kanunda yapılan atıf nedeniyle ayrıca genel hükümlere dayanılarak, tüketici mahkemesinde açılmış ve bu mahkemece karara bağlanmıştır.

 

Davacı tüketici vekili, müvekkilinin 15.03.2007 tarihinde marketten aldığı rakının şişesini açıp bir miktar içtikten sonra, şişenin dibinde yabancı cisim ( böcek ölüsü ) görmesi üzerine mahkemeye müracaatla tespit yaptırdığını, bilirkişinin böceğin şişe içine imalat aşamasında girmiş olabileceği konusunda görüş bildirdiğini, bunun üzerine imalat sırasında hijyen koşullarına uymayan davalının bu eylemi nedeniyle, sağlığının tehlikeye düştüğünü, bunun ayıplı mal imalatı ve haksız fiil teşkil ettiği gibi sözleşmeye aykırılık unsurlarını da içerdiğini, manen acı çektiğini, tüm hazır içecekleri tüketirken tiksinti duyduğu, ayrıca aile bireyleri ve diğer tanıdıklarına karşı küçük düştüğünü ve alay konusu olduğunu, ifadeyle 20.000,00.- YTL manevi tazminatın dava tarihi olan 21.06.2007 tarihinden itibaren yasal faiziyle davalı üreticiden tahsilini, istemiştir.

 

Davalı taraf, davaya bakma görevinin tüketici mahkemesine ait olmadığını, davacının 30 gün içinde ayıp ihbarında bulunup, yasadan kaynaklanan haklarını kullanmadan eldeki davayı açtığını, ürünün kime ait olduğunun dahi bilinmediğini, davacının doğrudan doğruya cismani zarara uğramadığını, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğünün ihlal edilmediğini, ifadeyle davanın reddini savunmuştur.

 

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne 7.700,00.- YTL manevi tazminatın dava tarihinden yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmiştir.

 

Davalı tarafın temyizi üzerine özel dairece; yukarıda başlık bölümünde ayrıntısı yer aldığı üzere, yasal hükümler değerlendirilerek somut olayda manevi tazminat isteme koşulları bulunmadığı gerekçesiyle karar bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Davaya bakma görevinin tüketici mahkemesine ait olduğu belirgin olduğu gibi; davaya konu rakının davalı tarafça üretilmiş olduğu, şişedeki böceğin üretim sırasında girmiş olabileceği, üreticiye husumet yöneltilebileceği, davaya bakma görevinin tüketici mahkemesine ait olduğu hususlarında yerel mahkeme ile özel daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

 

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mevcut yasal düzenlemeler ve dosya kapsamına göre, içinde sinek ölüsü bulunan içkinin bir kısmını içtikten sonra bu durumu fark eden tüketicinin, üretici davalıdan manevi tazminat isteyebilme koşullarının bulunup-bulunmadığı, noktasında toplanmaktadır.

 

İlkin, yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:

 

4822 Sayılı Kanunla değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Ayıplı mal” başlıklı 4. maddesinde:

 

“Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.

 

Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıp lı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.

 

İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve … , ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

 

Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır. Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz. Bu hükümler, mal satışına ilişkin her türlü tüketici işleminde de uygulanır.” hükmü yer almaktadır.

 

Aynı kanunun 30. maddesinde de; “Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır.” denilmektedir.

 

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinde:

 

“Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlaka muğayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.”

 

Aynı kanunun, manevi tazminata ilişkin 47. maddesinde:

 

“Hakim, hususi halleri nazara alarak cismani zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir.”

 

49. maddesinde ise “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın baasın yolu ile ilanına da hükmedebilir.” şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.

 

Yine, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ise “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” hükmünü amirdir.

 

Tüm bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki,

 

Satışa sunulan bir ürünün ambalajında etiketinde tanıtma ve kullanma kılavuzunda ürünle ilgili reklam ve ilanlarda, satıcı tarafından belirtilen hususların ve özelliklerin üründe bulunmaması veya tahsis ya da kullanım amacı bakımından malın değerinin veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler ayıp sayılır. Bu eksiklikleri taşıyan mal ve ürünler ise ayıplı maldır.

 

Üründe mevcut olan ayıp, açık veya gizli olabilir. Satılan üründe var olan ve gözle görülebilen, ilk bakışta fark edilebilen ayıplar açık ayıp sayılır ve bu tür ayıpların malın teslim tarihinden itibaren 30 gün içerisinde satıcıya bildirilmesi zorunludur.

 

 

 

Ayıba karşı sorumlu tutulanlar ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına; ayıplı malın neden olduğu her türlü zarardan dolayı yapılacak talepler ise 3 yıllık zamanaşımına tabidir.

 

Bu süre içinde, önüne ayıplı maldan kaynaklanan ve diğer zararlar kapsamında açılmış bulunan bir dava gelen hakim, hem tüketici hukukunu ve hem de açıkça atıf yapılan diğer yasal düzenlemeleri gözeterek, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şümulünün derecesini tayin eyleyecek; hususi zararı da nazara alarak cismani zarara uğrayan olan kimseye manevi zarar namiyle adalete uygun tazminat verilmesine karar verebilecektir.

 

Yine şahsi menfaatleri haleldar olan kimse, hata vukuunda zarar ve ziyan ve hatanın hususi ağırlığı icap ettiği surette manevi zararın namiyle nakdi bir meblağ itasını da dava edebilecektir.

 

Daha açık ifadeyle; manevi zarar, teknolojideki gelişmeler, ilişkilerde meydana gelen çeşitlilik, zarar türlerinin artması vs nedenlerle dar yorumlanmaması gereken, günün koşullarına ve olayın özelliğine göre hakimin serbestçe takdir edeceği, bir zarar çeşididir. Bunun dar yorumlanması yasanın lafzına da ruhuna da uygun düşmeyecektir. Nitekim, yargısal uygulamalarda ve öğretide de aynı yaklaşım benimsenmiştir.

 

Kabul edilen yeni yaklaşıma göre, aralarında sözleşme ilişkisi bulunan taraflardan birisinin eylemi sözleşmeye aykırı olması yanında karşıdakinin ruhsal veya bedensel bütünlüğü açısından zarara da yol açıyorsa, haksız eyleme benzer bir etkinin varlığının kabulü ile oluşan manevi zararın tazmini gerekmektedir.

 

Nitekim, bu yaklaşım Hukuk Genel Kurulu kararlarına da yansımış; bavulunu kaybeden yolcunun açtığı manevi tazminat davasının kabulünün gerektiğine ilişkin 12.12.2001 gün ve 2001/11-1161 Esas, 2001/1152 Karar sayılı; yine nikah resimlerinin yanması nedeniyle, istenen manevi tazminatın kabulüne işaret eden 13.06.2001 gün ve 2001115-498 Esas, 20011508 Karar sayılı; yurt dışı seyahati sırasında çekilen filmlerin tabedilmesi için verildiği, fotoğrafçı tarafından kaybedilmiş olması nedeniyle manevi zarar oluştuğunu kabul eden 11.04.2001 gün ve 2001/15-331 Esas ve 2001/331 Karar sayılı ilamlarda benzer kabul şekli benimsenmiş; manevi zarar kavramı geniş yorumlanmıştır.

 

Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilme olup; duyulan acı ve çekilen ızdırap kişinin ruhsal bütünlüğünü bozucu etki yaratacağından bunun manevi zararı oluşturacağında da kuşku bulunmamaktadır.

 

Gerek yukarıda içerikleri açıklanan yasal düzenlemeler ve gerekse de yapılan tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

 

Davalı üretici firma üretimini sağlık koşullarına ve konusunda yasal düzenlemelerde yer alan standartlara uygun şekilde gerçekleştirmekle yükümlüdür. Tüketicide reklam vs. yollarla uyandırdığı güveni sarsacak ihmal ya da hatalar içinde de olmamalıdır.

 

Kanun koyucu bu nedenle tüketicinin ayıplı maldan kaynaklanan yasal başvuru yollarını düzenlerken, “her türlü zarardan dolayı yapılacak talepler” kavramına da yer verip, bu talepler için başvuru süresini daha da uzun tutarak, tüketici diğer haklarını kullansın kullanmasın, zararını bu yolla da giderebilmesi olanağı getirmiştir.

 

Somut olayda da; davalı yanca üretilerek satışa sunulan ürün ( rakı ); satın alan davacı tarafından, tüketilmeye başlanıp, bir miktar içildikten sonra şişe içerisinde bulunan yabancı cisim fark edilmiştir. Davacı bunun üzerine, hemen delil tespiti talebinde bulunarak, bu cismin ne olduğunun ve şişe içinde hangi aşamada girmiş olabileceğinin tespitini istemiştir. Yapılan inceleme sonucunda bu cismin sinek olduğu, imalat aşamasında şişeye girmiş olabileceği, şişenin bilyeli kapak yapısı nedeniyle sonradan girmesi ya da konulmasının olanaklı olmadığı bildirilmiş; bu rapor davalı firmaya da tebliğ edilmiştir.

 

Davacı eldeki davayı, tüketici hukukundan kaynaklanan yasal başvuru haklarını kullanmaksızın, “diğer zararlar” cümlesinden açmış ve üründen bir miktar içtiğini ve bu durumun vücut bütünlüğü, beden ve ruh sağlığını ihlal ettiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

 

Davalı üretici firma vekili, yazılı savunmalarında ve özellikle 31.01.2008 tarihli duruşmadaki beyanında açıkça; dava konusu rakı şişesinin orijinalliği ile ilgili bir sorun bulunmadığını, ayrıca imalat aşamasında sineğin şişe içerisine girmesinin mümkün bulunduğunu, imalattan sonra bilyalı kapak sisteminin takılmasını müteakip, şişe içerisine sinek veya başka bir yabancı maddenin girmesinin mümkün olamayacağını bildirmiş olmakla, üretimden kaynaklanan ayıbın varlığı konusunda taraflar; mahkeme ve özel daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

 

Mahkemece yapılan yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda da aynı olgulara işaret edilmiş; ürünün ayıplı olduğu, ayrıca bu şekildeki bir rakının içilmesi halinde insan sağlığına zarar verebileceği, içende tiksinti veya isteksizlik meydana gelebileceği, görüşü bildirilmiştir.

 

Raporda yer alan bu görüş, hayatın olağan akışına uygun olup; içtiği sıvının içinde sağlığa zararlı olabilecek ve mide bulantısı ve tiksinti uyandırabilecek bir cismin, daha açık ifadeyle sinek ölüsünün bulunması, normal her insanda aynı duyguyu yaratacak; aynı veya benzer bir ürünü içerken, eskiden olduğu gibi keyifli ve istekli olamayacak; tiksinti ve isteksizlik duyabilecek; sonuçta ruhsal bütünlüğü ve buna bağlı olarak da sosyal yaşamı bu olaydan etkilenecek; üstelik bilirkişinin açıkça ifade ettiği gibi sağlığa da zararlı bu durum nedeniyle bedensel sağlığı da tehlikeye girebilecektir.

 

Yukarıda yer alan açıklamalar karşısında; satın aldığı ayıplı üründen ( rakı ) bir miktar tüketen davacının, ruh ve vücut bütünlüğünün bozulduğunun ve bu yolla uğradığı zararın, zarara neden olan davalı yanca tazmin edilmesi gerektiği, belirgindir.

 

Sonuç itibariyle; toplanan tüm deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya içeriğine göre, yerel mahkemenin dava konusu ürünün ( rakı ) davacı tarafça satın alındığı, bir miktar tüketildikten sonra şişede bulunan yabancı maddenin ( sinek ) fark edildiği, şişenin orijinal olduğu, bilyalı kapak sistemi nedeniyle imalat aşamasından sonra şişe içerisine yabancı cisim girmesi veya konulmasının mümkün bulunmadığı, buna göre şişedeki yabancı maddenin depolama ve dolum sırasında girdiğini kabul etmek gerektiği, ürünün ayıplı olduğu, yabancı madde reaksiyonu nedeniyle içen şahsa zarar verebileceği, davacı tarafın bir miktar tükettikten sonra yabancı maddeyi fark ettiği, içilmiş olan rakı nedeniyle davacının vücut bütünlüğünün ve ruh sağlığının bozulduğu; bu nedenle de davacı yararına tazminat takdiri gerektiğine ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olup; yerindedir.

 

Ne var ki, tazminat miktarının usul ve yasaya uygun olup olmadığı hususu, özel dairesince incelenmediğinden, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın özel daireye gönderilmesi gerekir.

 

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun olup, tazminat miktarına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 17.06.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

 

  

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2004/4-29

K. 2004/83

T. 18.2.2004

 

• TÜKETİCİNİN KORUNMASI ( Davanın Ayıplı Araç İmal Edilmesinden ve Tamirinden Kaynaklanan Malın Aynıyla Değiştirilmesi Veya Değer Kaybının Telafisi ve Tazminat İstemine İlişkin Olması )

 

• ZAMANAŞIMI DEF’İ ( Satıcının Ayıba Karşı Sorumlu Tutulanların Daha Uzun Bir Garanti Süresi Vermemesi Halinde Ayıplı Maldan Doğan Sorumluluğun Malın Tesliminden İtibaren 2 Yıl Olması )

 

• AYIPLI MAL ( Ambalajında-Etiketinde-Tanıtma ve Kullanma Kılavuzunda Yer Alan veya Satıcı Tarafından Vaat Edilen veya Standardında Tespit Edilen Nitelik veya Nicelikte Olmaması )

 

• AYIPLI MALDAN SORUMLULUK ( Ortada Ayıp Sayılan Bir Eksikliğin Olması-Maldaki Eksikliğin Önemli Olması-Ayıbın Malın Yarar ve Zararının Alıcıya Geçtiği Anda Varolması ve Bilmeden Satın Alması )

 

• BORÇLAR KANUNUNDA AYIPLI MAL ( Bir Maldaki Ayıp Satıcının Zikr ve Vaat Ettiği Vasıflarda veya Niteliği Gereği Malda Bulunması Gereken Lüzumlu Vasıflarda Eksiklik Olması )

 

• GARANTİ SÜRESİ ( Satılan Malın Ayıbı Tüketiciden Satıcının Hilesi İle Ağır Kusuru veya Hile ile Gizlenmişse İki Yıllık Zamanaşımı Süresinden Yararlanamaması )

 

• SATICININ AYIPLI MALDA KUSURU ( İki Yıllık Zamanaşımı Süresinden Satılan Malın Ayıbı Tüketiciden Satıcının Hilesi İle Ağır Kusuru veya Hile ile Gizlenmişse Yararlanamaması )

 

4077/m.4

 

ÖZET : Tüketici yasası ile Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.

 

Satıcının ayıba karşı sorumlu tutulanların daha uzun bir garanti süresi vermemesi/daha uzun bir süre sorumluluk üstlenmemeleri halinde ayıplı maldan doğan davaların/sorumluluğun ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ancak, satılan malın ayıbı tüketiciden satıcının hile ile/ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse 2 yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı, hükmü yer almaktadır.

 

DAVA : Taraflar arasındaki “tüketiciyi koruma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Birinci Tüketici Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 16.05.2002 gün ve 2001/1790-2002/742 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 18.02.2003 gün ve 2002/14811-2003/1502 sayılı ilamı ile; ( …Dava, davacıların 11.07.1997 tarihinde “0” km olarak satın aldıkları Opel marka aracın direksiyonundan sesler ve gıcırtılar gelmesi üzerine çeşitli defalar imalatçı davalı firmanın yetkili servislerine götürüldüğü halde ayıbının gizlendiği iddiasına dayalı arabanın yenisi ile değiştirilmesi olmadığı takdirde değer kaybının tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece istem zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

 

Davacılar aracı satın aldıktan sonra ilk defa 28.12.1998 tarihinde yetkili Opel servisine götürmüşler, aracın direksiyon kutusu ve pompası değiştirilmiştir. Şikayetlerin devam etmesi üzerine 23.11.1999, 06.02.2001, 22.05.2001 ve 14.06.2001 tarihlerinde aracın Opel yetkili servislerine götürüldüğü ve zararın devam ettiği dosyada bulunan iş emirlerinden anlaşılmıştır. Yine dosya kapsamına göre söz konusu ayıbın gizli olup imalat hatasından kaynaklandığı en son 14.06.2001 tarihinde yapılan parça değişimi ile anlaşılmıştır. Bu tarih gözetildiğinde ve dava 20.06.2001 tarihinde açıldığından iki yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. Şu durumda işin esası incelenip varılacak sonuca göre karar verilmelidir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

 

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

 

KARAR : Davacı asil Süleyman kendi adına asaleten diğer davacı adına vekaleten 20.06.2001 tarihli dava dilekçesinde: davalı şirket tarafından imal edilen 1997 model Opel Vectra Marka arabayı 11.07.1997 tarihinde satın aldıklarını; 28.12.1998 tarihinde 14500 KM de iken direksiyondan sesler geldiğinden yetkili serviste direksiyon kutusunun değiştirildiğini; ancak, arızanın devam ettiğini; her gidişlerinde servisin “yağladık geçer” diyerek kendilerini oyaladığını; 23.11.1999 tarihinde gittikleri aynı servisin gıcırtı olmadığını söyleyip, aracın sabah denenmesi gerektiğini belirttiğini; 06.02.2000 tarihinde tekrar şikayetlerini anlattıklarında serviste daha önce de bu şikayetlerin olduğu, direksiyon pompası ve kutusunun değiştiğini, yapabilecekleri bir şey olmadığını, fabrika ile görüşmesi gerektiğinin söylendiğini; imalatçı firmaya ait fabrikadan görüştükleri bir müdürün bu şikayetin garanti kapsamı dışında olduğunu ifade ettiğini; direksiyondaki gıcırtı ve kırt kırt seslerinin artması ve direksiyonun ağırlaşması üzerine iyice muzdarip olduklarını, 22.05.2001 tarihinde bu kez aracı Opel’in diğer servisi olan Opis’e götürdüklerini, aracı bırakmalarını istediklerini ve aynı akşam telefonla “sakın arabayı böyle kullanmayın, tehlike yaratır direksiyon kutusu ve powerin değişmesi gerekir. Bu da 1.500.000.000 TL tutar” dediklerini, bunun üzerine arabayı serviste bıraktıklarını; satın aldıklarından beri aynı şikayetlerinin sürmesi karşısında duydukları şüphe üzerine TMMOB Ankara Makine Mühendisleri Odasına 24.05.2001 tarihinde başvurarak araç üzerinde yaptırdıkları bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 30.05.2001 tarihli rapor kapsamından aracın imalat hatasının olduğunun anlaşıldığını; 14.06.2001 tarihinde direksiyon kutusu ve diğer ilgili aksamın değiştirilip, bedelinin kendilerinden alındığını; imalat hatasının imalatçı firmanın yetkili servislerince hile ile gizlendiğini, ifadeyle, arabanın yenisi ile değiştirilmesini veya değer kaybının telafisini ve 1.475.894.449 lira tamir ücreti ile 40.000.000 TL bilirkişi ücretinin faizi ile davalı taraftan alınmasını istemiştir.

 

Davalı imalatçı firma vekili cevap dilekçesinde: Davacının dayanağı 4077 sayılı Kanunun 4. maddesinde zamanaşımı süresinin malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren 2 yıl olup, zamanaşımı nedeniyle davanın reddini; ayrıca davanın davalının ikametgahı mahkemesi olan Torbalı’da açılması gerektiğini, bu nedenle de yetki itirazında bulunduklarını; değiştirme şartlarının oluşmadığını; bu güne kadar kullanılmasının haksız zenginleşme olacağını; sürekli kullanıma engel bulunmadığını; ellerinde 1997 model araç bulunmadığından fiili imkansızlık olduğunu; taleplerin iyi niyet kurallarına uymadığını; bir yıllık garanti süresi içinde ikiden fazla arıza şikayeti olmadığını; araçtan yararlanmaya devam olunduğunu; BK.202 ve 205 maddelerinin nazara alınmasını; servise ödenen ücretin iadesinin istenemeyeceğini, davacı delili olan raporu da kabul etmediklerini, ifadeyle, davanın reddini savunmuştur.

 

Mahkeme; “Gerek aracın satın alınma gerekse arızanın ortaya çıktığı tarih ile dava tarihi arasında geçen süre nazara alındığında, 4077 sk. 4/4 maddesinde belirlenen 2 yıllık dava zamanaşımı süresinin geçirildiği; davacının dayandığı hile iddiası yönünden herhangi bir açıklama ve kanıt ileri süremediği; servisin tutumunu hile olduğu yönündeki davacı iddiasına itibar olunmadığı; davacı tarafın dört yıla yakın bir zaman hileye inanması ve davayı açmasının hileye bağlanamayacağı, gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermiştir.

 

Davacı tarafın temyizi üzerine Yüksek Özel Daire; dosya kapsamına göre söz konusu ayıbın gizli olup imalat hatasından kaynaklandığının en son 14.6.2001 tarihinde yapılan parça değişimi ile anlaşıldığı, bu tarih gözetildiğinde 20.6.2001 tarihinde açılan davanın iki yıllık zamanaşımı süresi içinde olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davacı ve davacı vekili temyiz etmiştir.

 

Dava, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna dayanılarak açılmış, ayıplı araç imal edilmesinden ve tamirinden kaynaklanan malın aynıyla değiştirilmesi veya değer kaybının telafisi ve tazminat istemine ilişkindir.

 

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; araçta bulunan ayıbın hile ile gizlenmiş “gizli ayıp” niteliğinde ve buna göre davalı yanın “zamanaşımı definin” yerinde olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır.

 

İlkin, uyuşmazlığın temelinde yatan ayıp kavramı üzerinde durmakta yarar vardır;

 

“Tüketici yasası ile ilgili ayıba ilişkin düzenleme” 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinde yer almaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.”denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır.

 

Görüldüğü üzere; Borçlar Kanunundaki ayıp kavramı ile yukarıda açıklanan 4077 sayılı Kanununun 4.maddesinde yer alan ayıp kavramları birbiri ile örtüşmektedir. Borçlar Kanuna göre; bir maldaki ayıp; satıcının zikr ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmak üzere iki türde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan ikinci tür olan yani lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumludur. Ayıp, maddi, hukuki ya da ekonomik eksiklik şeklinde ortaya çıkabilir. Bunlardan yola çıkılarak ;satıcı ve dolayısıyla teselsül ilişkisi nedeniyle ithalatçıyı maldaki ayıptan sorumlu tutmanın maddi koşulları; ortada ayıp sayılan bir eksikliğin olması, ardından maldaki eksikliğin önemli olması ve ayıbın malın yarar ve zararının alıcıya geçtiği anda varolması, tüketicinin ayıbın varlığını bilmeden malı satın almış olması, olarak sayılabilir.

 

Yeri gelmişken belirtmekte yarar vardır ki, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin gerek davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan /gerekse 4822 sayılı kanunla değişerek 14.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren şeklinde satıcının /ayıba karşı sorumlu tutulanların daha uzun bir garanti süresi vermemesi /daha uzun bir süre sorumluluk üstlenmemeleri halinde ayıplı maldan doğan davaların/sorumluluğun ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ancak, satılan malın ayıbı tüketiciden satıcının hile ile /ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse 2 yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı, hükmü yer almaktadır.

 

Hemen burada somut olaya baktığımızda; davacıların satın aldığı ve davalı tarafından üretilerek satışa sunulan aracın satın alma tarihi olan 11.07.1997’den sonra direksiyon sisteminde arızanın varlığının davalının yetkili servisince tespit edilip, parça değişikliklerinden sonra da aynı arızanın ortaya çıktığı, davacı tarafın aracı götürdüğü yetkili servisçe parça değişiklikleri ve yağlama gibi geçici tedbirlerle sorunun giderilmeye çalışıldığı ancak davacıların araçtan beklediği verimi almasını önleyecek ölçüde aynı arızaların tekrarladığı, davacıların bu kez fabrikaya başvurup, başka bir yetkili servise de aracını götürmesi ve bu serviste arızanın hayati öneme haiz olduğunun belirtilmesi karşısında araç üzerinde Makine Mühendisleri Odasınca belirlenen bilirkişiye yaptırdığı inceleme ve tespitle aracın üretim arızasının bulunduğunun belirlendiği, davalıya ait yetkili serviste ücreti karşılığı yeniden parça değişikliği yapıldığı, mahkemece yapılan incelemede de bilirkişilerin üretim hatası tespit ettikleri, hatta dava devam ederken araçta aynı arızanın 18.04.2002 tarihinde yeniden ortaya çıktığı ve yine serviste tamir yoluyla giderilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.

 

Bu bağlamda; olayın açıklanan gelişimi ve deliller karşısında araçta üretim hatası bulunup, bunun gizli ayıp olduğunda kuşku yoktur. Zira, Davalı üretici onarımı yetkili servis istasyonları eliyle yapmaktadır. Bu istasyonlar satılan araçların teknik özellikleri itibariyle arıza ve ayıbı doğru ve tam teşhis edebilecek, en kısa sürede ve tam anlamıyla giderebilecek elemanlar bulundurmak zorundadır. Deneme yanılma ile aracı tamire çalışan ve parça değişikliği yoluna giden servis çalışanlarının serviste bulundurulmasının sonuçlarının tüketiciye mal edilmesi düşünülemez. Kaldı ki, üretim hatasının varlığını rahatlıkla tespit edebilecek nitelikte olması gereken servisin tüketiciyi sonuç alınamayan tamirlerle oyalaması ve arızanın belli periyotlarla tekrarlaması karşısında davada zamanaşımının varlığından da söz edilemez. 

Şu durumda mahkemece işin esası incelenip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken aksine gerekçelerle davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir. Direnme kararı açıklanan nedenlerle bozulmalıdır. 

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 18.02.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestShare on TumblrDigg thisShare on StumbleUponShare on RedditFlattr the authorBuffer this pageEmail this to someone