Ayrı Yaşama Hakkında Yargıtay Kararları

Eren – Baltacı Avukatlık Ofisi Yargıtay Kararları Arşivi

YARGITAY 

HUKUK GENEL KURULU 

E. 2011/3-635

K. 2011/688

T. 23.11.2011

• AYRILIK DURUMUNDA KADIN HAKKINDA TEDBİR NAFAKASINA HÜKMEDİLMESİ ( Ayrılık Durumunda Evlilik Birliğinin Devam Ettiği – Ayrı Yaşam Hakkını Kazanan Kadın İçin Tedbir Nafakası Verileceği ) 

• TEDBİR NAFAKASI ( Ayrılık Durumunda Evlilik Birliğinin Devam Ettiği – Ayrı Yaşam Hakkını Kazanan Kadın İçin Tedbir Nafakası Verileceği/Kadının Gelir Durumunun Ancak Takdir Edilecek Nafaka Miktarına Etkili Olabileceği ) 

• EKONOMİK DURUMU İYİ OLAN KADIN HAKKINDA TEDBİR NAFAKASINA HÜKMEDİLMESİ ( Ayrılık Durumunda Evlilik Birliğinin Devam Ettiği – Kadının Gelir Durumunun Ancak Takdir Edilecek Nafaka Miktarına Etkili Olabileceği ) 

4721/m. 186, 197 

ÖZET : Dava, eş için tedbir, çocuk için reşit olana kadar iştirak, reşit olduktan sonra yardım nafakası istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; davacı kadın yararına uygun bir nafakaya hükmedilmesinin gerekip gerekmediği; ayrıca müşterek çocuk yararına hükmedilen nafaka tutarının fahiş olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Ayrılık durumunda evlilik birliği hukuken devam ettiğine göre, eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katkıda bulunmak durumundadır. Özellikle ayrı yaşam hakkını kazanan kadın için tedbir nafakası verilmesinin yıllardır kabul gördüğü; ayrı yaşayan eşin ekonomik durumu iyi olsa dahi az veya çok katkıda bulunulacağı; kadının gelir durumunun ancak takdir edilecek nafaka miktarına etkili olabileceği görüşü benimsenerek, sonuçta davacı kadın yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir. 

DAVA : Taraflar arasındaki “nafaka” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karadeniz Ereğli 2.Asliye Hukuk Mahkemesince ( Aile Mahkemesi sıfatıyla )davanın davacı eş yönünden reddine, davacı çocuk yönünden kabulüne dair verilen 08.04.2010 gün ve 2009/203 E.,-2010/227 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 12.10.2010 gün ve 12248 E., 16417 K. sayılı ilamı ile; 

( … Davacı vekili dilekçesinde, tarafların evli olup ayrı yaşadıklarını, davalının evi ve ailesi ile ilgilenmediğini beyan ederek, davacı kadın için 1200 TL. ,müşterek çocuk için 500 TL. tedbir ( reşit olduktan sonra yardım nafakası olarak devam etmek üzere )nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Mahkemece, davacı kadın yönünden, her ne kadar ayrı yaşamda haklılık varsa da , tarafların gelir durumlarının aynı olup, davacı kadının nafakaya ihtiyaç duymadığı gerekçesi ile davanın reddine, müşterek çocuk yönünden ise aylık 750 TL. nafakaya karar verilmiştir. 

TMK’nun 195. maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine Kanunda öngörülen önlemleri alır.Aynı yasanın 197. maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. 

Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. 

Tedbir nafakasında eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katkıda bulunmaları gerekir ( TMK md. 186/son ). Davacı eşin ekonomik durumunun davalı ( kocadan )daha iyi olması ya da aynı olması, davalı kocayı tedbir nafakası yükümlülüğünden kurtarmaz. Ancak, hükmedilecek nafakanın miktarını tayinde bu husus dikkate alınmak zorundadır. Böylece “hakkaniyet” ilkesine uygun bir nafaka tespit edilebilir ( TMK. md. 4 ). 

Öyle ise mahkemece, yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek davacı kadın yararına uygun bir nafakaya karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. 

Kabule göre de, davacı anne de müşterek çocuğun eğitim ve diğer giderlerine de, katılmak mecburiyetinde olduğundan dolayı, müşterek çocuk yararına hükmedilen nafaka tutarı da fahiş bulunmuştur… ), 

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, eş için tedbir, çocuk için reşit olana kadar iştirak, reşit olduktan sonra yardım nafakası istemine ilişkindir. 

Davacı, davalı eşinin kendisini sadakatsizlikle suçlayıp, hakaret ettiğini bu nedenle ayrı yaşamaya başladıklarını müşterek çocuk için aylık 1.200.00 TL, kendisi için aylık 500.00 TL tedbir, iştirak ve yardım nafakasının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. 

Davalı, davanın reddini savunmuştur. 

Mahkemece; davacı eşin ayrı yaşamakta haklı olduğunun anlaşıldığı, ancak davacı eşin açtığı davanın niteliği itibarıyla tedbir nafakası davası olduğu, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının araştırılması sonucunda ekonomik durumlarının aynı olduğunun belirlendiği, davacı eş için alınacak bir tedbir ya da ayrı yaşamakta haklı olması nedeniyle davalının maddi katkı yapmasını gerektirir bir durum olmadığı, davacı eşin mevcut ekonomik durumu itibarıyla nafakaya ihtiyacı bulunmadığı, kusur durumunun boşanma halinde tazminat açısından değerlendirilebileceği anlaşıldığından davacı eşin kendisi yönünden açtığı davanın reddine; ancak tarafların ayrı yaşadıklarının ve davacı çocuğun diğer davacı anne yanında kaldığının sabit olması karşısında bu davacının açtığı davanın kısmen kabulü ile davacı reşit olana kadar iştirak, reşit olduktan sonra yardım nafakasının davalıdan alınmasına karar verilmiştir. 

Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece, davacı kadın yararına uygun bir nafakaya karar verilmesinin gerektiği, ayrıca “kabule göre” başlığı altında da, davacı annenin de müşterek çocuğun eğitim ve diğer giderlerine katılmak mecburiyetinde olması nedeniyle, müşterek çocuk yararına hükmedilen nafaka tutarının fahiş olduğu gerekçesiyle karar bozulmuştur. 

Mahkeme; her iki bozma nedenine karşı önceki kararında direnmiş; hükmü davacı vekili tedbir nafakası, davalı vekili de iştirak nafakası, noktalarından temyize getirmiştir. 

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı kadın yararına uygun bir nafakaya hükmedilmesinin gerekip gerekmediği; ayrıca müşterek çocuk yararına hükmedilen nafaka tutarının fahiş olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. 

I-Ön soruna ilişkin değerlendirme:

Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşme sırasında öncelikle; Hukuk Genel Kurulu’nun usulüne uygun kararları inceleyeceği, kabule göre bozma olamayacağı; Özel Daire bozma ilamının içeriğine göre son cümlesinin başında yer alan “kabule göre” ibaresinin sehve dayalı olup olmadığı, metinden çıkarılması gerekip gerekmediği oylanmış; mahkeme kararının iki ayrı nafaka istemine ilişkin olup, ilk açıklamaların davacı kadının nafaka istemiyle ilgili olduğu, kabule göre ibaresiyle başlayan bozma nedeninin ise iştirak nafakasına ilişkin bulunduğu, bu bozma nedeninin ilk bozma nedeniyle bağlantılı olmamasına göre kabule göre başlığı altında yapılmasına gerek bulunmadığı; sehve dayalı kullanılan bu ibarenin metinden çıkarılması gerektiği, “kabule göre” ibaresi ile başlayan bölümün ayrı bir bozma nedeni olarak bozma kapsamına dahil olduğu, oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Bozma ve direnme kararları bu kapsamda ele alınarak; incelenmiş ve işin esası üzerinde görüşülmüştür. 

II-İşin esası yönünden değerlendirme: 

A-Davacı vekilinin tedbir nafakasına yönelik temyizi yönünden: 

İlkin, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır: 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun: 

“Birliğin Korunması” üst başlıklı ve genel düzenleme içeren 195. maddesinde: 

” Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler. Hâkim, eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya çalışır ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir. Hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.” 

“Birlikte Yaşamaya Ara Verilmesi” başlıklı 197.maddesinde: 

“Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.”

“Hak ve Yükümlülükler” üst başlıklı 185.maddesinin ikinci fıkrasında: 

“Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler.” 

“Konutun Seçimi, Birliğin Yönetimi ve Giderlere Katılma” başlıklı 186.maddesinin son fıkrasında:

“Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar” 

“Hakimin Takdir Yetkisi” başlıklı 4.maddesinde ise: 

“Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.” düzenlemeleri yer almaktadır.

Tüm bu hükümler göstermektedir ki, eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir ve birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Ayrıca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, bu halde de gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine Kanunda öngörülen önlemleri alır. Tedbir ve iştirak nafakası da hakimin alacağı bu önlemler arasındadır. Hakim, Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hukuka ve hakkaniyete göre karar verecektir. 

Diğer taraftan, ayrılık durumunda evlilik birliği hukuken devam ettiğine göre, eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katkıda bulunmak durumundadır. Bu nedenle, ayrı yaşamda haklı olan eş, diğer eşten tedbir nafakası isteyebilir. Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği davalı ( koca ), birliğin giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır ( TMK md.186/3 ). Davacının ( kadının )gelirinin bulunması, davalının ( kocanın )ortak giderlere ( elektrik, su, telefon, kira, yakıt parası vs )katılma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz; bu durum sadece nafaka miktarının takdirinde etkili olabilir. Davacının ( kadının )gelirinin bulunması, ona tedbir nafakası bağlanmasını engelleyici bir hal değildir.Hâkim, eşlerin birlikte yaşarken sürdürdükleri hayat seviyesini ayrı yaşamaları halinde de korumaları gerektiğini gözetmeli; “hakkaniyet” ilkesine uygun bir nafaka takdir etmelidir. 

Somut olay yönünden yapılan değerlendirme sonunda çoğunlukça; açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler ile yargısal uygulama gözetildiğinde, özellikle ayrı yaşam hakkını kazanan kadın için tedbir nafakası verilmesinin yıllardır kabul gördüğü; ayrı yaşayan eşin ekonomik durumu iyi olsa dahi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yukarıda açıklanan hükümlerine göre az veya çok katkıda bulunacağı; kadının gelir durumunun ancak takdir edilecek nafaka miktarına etkili olabileceği görüşü benimsenerek, sonuçta davacı kadın yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği oy çokluğu ile kabul edilmiştir. 

Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar gözetilerek, ayrı yaşamakta haklı olan davacı eş için de hakkaniyet uygun bir miktar tedbir nafakasına hükmolunması gerekirken, istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekir. 

B-Davalı vekilinin çocuk için hükmedilen iştirak ( reşit olunmakla yardım )nafakasına yönelik temyizine gelince; 

Yukarıda açıklandığı üzere yapılan ilk oylamada bozma ilamının son cümlesindeki “kabule göre” ibaresi çıkarılarak bozma kapsamına alınan bu bozma nedenine yönelik temyiz incelemesinde çocuk hakkında hükmedilen nafaka miktarının fahiş olup olmadığı hususunun ayrıca oylanması sonucunda; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluğunca da Özel Daire bozma kararı benimsenmiş olmakla; bozmaya uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle de direnme kararı bozulmalıdır.

 

SONUÇ : Yukarıda; 

1- ( I ). bölümde açıklanan nedenlerle bozma ilamının son cümlesinde sehven yer verilen “kabule göre” ibaresinin bozma metninden çıkarılmasına, oyçokluğu ile; 

2- ( II ).bölümde ( A )başlığı altında açıklanan gerekçelerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; tedbir nafakasına ilişkin direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3″ atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oyçokluğu ile; 

3- ( II ).bölümde ( B )başlığı altında açıklanan gerekçelerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; iştirak ( reşit olunmakla yardım )nafakasına ilişkin direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3″ atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, oyçokluğu ile; 23.11.2011 gününde karar verildi.

 

 

  

 

T.C. 

YARGITAY 

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2004/180 

K. 2004/743 

T. 22.1.2004 

• AYRILIK KARARI VERİLMESİNİN ŞARTLARI ( Boşanma Davasında – Boşanma Şartlarının Gerçekleşmemiş Olması Halinde Ayrılığa da Hükmedilemeyeceği ) 

• BOŞANMA DAVASINDA AYRILIĞA KARAR VERİLMESİNİN ŞARTLARI ( Boşanma Şartlarının Gerçekleşmemiş Olması Halinde Ayrılığa da Hükmedilemeyeceği ) 

• FİİLİ AYRILIK ( Başlı Başına Boşanma Sebebi Olmaması ) 

4721/m.170/3 

ÖZET :Fiili ayrılık başlı başına boşanma sebebi değildir. Ayrılığa karar verilebilmesi için boşanma sebebinin gerçekleşmesi ve fakat ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının bulunması gerekir. Oysa toplanan deliller boşanma sebeplerinden birinin varlığını kabule elverişli ve yeterli değildir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yetersiz gerekçe ile ayrılığa karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 

KARAR : Fiili ayrılık başlı başına boşanma sebebi değildir. Terk Hukuki nedenine dayalı bir dava yoktur. 

Ayrılığa karar verilebilmesi için boşanma sebebinin gerçekleşmesi ve fakat ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının bulunması ( TMK.md.170/3 ) gerekir. Oysa toplanan deliller Türk Medeni Kanununun 161, 162, 163, 164, 165 ve 166. maddesinde yer alan, boşanma sebeplerinden birinin varlığını kabule elverişli ve yeterli değildir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yetersiz gerekçe ile ayrılığa karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır. 

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 22.01.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

 

 

 

T.C. 

YARGITAY 

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2006/15445 

K. 2007/11393 

T. 17.7.2007 

• EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI ( Boşanma Davası Açan Davacı Daha Sonra Talebini Daraltarak Ayrılık Kararı Verilmesini İstemesi – Ayrılık Koşulları Oluşmasına Göre İsteğin Kabulü Gereği ) 

• AYRILIK İSTEMİ ( Boşanma Davası Açan Davacı Daha Sonra Talebini Daraltarak Ayrılık Kararı Verilmesini İstemesi – Ayrılık Koşulları Oluşmasına Göre İsteğin Kabulü Gereği ) 

• MADDİ TAZMİNAT ( Davacının TMK’nun 174/1. Md. Kapsamına Girmeyen Nisbi Harcı da İkmal Edilen Maddi Tazminat İstekleri Hakkında Olumlu ya da Olumsuz Bir Karar Verilmesi Gerektiği ) 

• TALEBİN DARALTILMASI ( Boşanma Davası Açan Davacı Daha Sonra Talebini Daraltarak Ayrılık Kararı Verilmesini İstemesi – Ayrılık Koşulları Oluşmasına Göre İsteğin Kabulü Gereği ) 

4721/m.166/1-2,167, 170/2,174/1

ÖZET : 1- Davacı evlilik birliğinin sarsılması hukuksal nedenine dayalı olarak boşanma davası açmış, daha sonra talebini daraltarak ayrılık kararı verilmesini istemiştir. Şu halde dava yalnızca ayrılığa ilişkindir. Dosya kapsamından ve mahkemenin kabulünden de anlaşılacağı üzere boşanma sebepleri kanıtlanmış, ayrılık koşulları oluşmuştur. Dava yalnız ayrılık kararı verilmesine ilişkin olmasına göre isteğin kabulü gerekirken yazılı şekilde ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

2- Davacının, Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi kapsamına girmeyen, nisbi harcı da ikmal edilen maddi tazminat istekleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi de doğru görülmemiştir. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün temyiz eden Fatma Küskü tebligata rağmen gelmedi. Karşı taraf Rızvan Küskü geldi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 

KARAR : 1- Davacı evlilik birliğinin sarsılması hukuksal nedenine ( TMK. md. 166/1-2 ) dayalı olarak boşanma davası açmış, daha sonra talebini daraltarak ayrılık kararı verilmesini istemiştir. Şu halde dava yalnızca ayrılığa ilişkindir. 

Dosya kapsamından ve mahkemenin kabulünden de anlaşılacağı üzere boşanma sebepleri kanıtlanmış, ayrılık koşulları oluşmuştur. Dava yalnız ayrılık kararı verilmesine ilişkin olmasına göre isteğin kabulü gerekirken yazılı şekilde ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ( TMK. md. 167, 170/2 ) 

2- Davacının, Türk Medeni Kanununun 174/1. maddesi kapsamına girmeyen, nisbi harcı da ikmal edilen maddi tazminat istekleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi de doğru görülmemiştir. 

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.07.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

  

 

T.C. 

YARGITAY 

2. HUKUK DAİRESİ 

E. 2010/16341 

K. 2010/17348 

T. 21.10.2010 

• AYRILIK KARARI ( Verilebilmesi İçin Boşanma Sebebinin Gerçekleşmesi ve Fakat Ortak Hayatın Yeniden Kurulması Olasılığının Bulunması Gerektiği ) 

• BOŞANMA ( Toplanan Deliller Yasada Yer Alan Boşanma Sebeplerinden Birinin Varlığını Kabule Elverişli ve Yeterli Olmadığı – Davanın Reddi Gerektiği ) 

4721/m.170/3 

ÖZET : Ayrılığa karar verilebilmesi için boşanma sebebinin gerçekleşmesi ve fakat ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının bulunması gerekir. Oysa toplanan deliller Türk Medeni Kanunu’nun 161, 162, 163, 164, 165 ve 166. maddesinde yer alan, boşanma sebeplerinden birinin varlığını kabule elverişli ve yeterli değildir. Bu itibarla davanın reddi gerekir. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda; mahalli mahkemece verilen hüküm her iki dava yönünden temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- Davacı kadının kaydı ve harcı bulunmayan temyiz dilekçesinin incelenmesine yer olmadığına, 

2- Davalı kocanın temyizi yönünden yapılan incelemede; 

a- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının nafaka davasına yönelik temyiz itirazları yersizdir. 

b- Davalının ayrılık kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; 

Ayrılığa karar verilebilmesi için boşanma sebebinin gerçekleşmesi ve fakat ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının bulunması ( TMK. md. 170/3 ) gerekir. Oysa toplanan deliller Türk Medeni Kanunu’nun 161, 162, 163, 164, 165 ve 166. maddesinde yer alan, boşanma sebeplerinden birinin varlığını kabule elverişli ve yeterli değildir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yetersiz gerekçe ile ayrılığa karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır. 

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/b bendinde açıklanan nedenlerle ayrılık kararı yönünden BOZULMASINA, kocanın nafaka davası yönünden temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu bölümünün 2/a bentte açıklanan nedenlerle ONANMASINA, davacı kadının temyiz dilekçesinin ise 1′inci bentte gösterilen sebeplerle incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

T.C. 

YARGITAY 

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/10159

K. 2011/10975 

T. 20.6.2011

• BOŞANMA ( Taraflara Kusur Olarak Yüklenilen Davranışlardan Sonra Evlilik Birliğinin Devam Ettirildiği ve Tarafların Aynı Konutta Yaşamayı Sürdürdükleri – Tarafların Diğerinin Önceki Kusurlu Davranışlarını Affettiği ) 

• AFFEDİLEN VEYA HOŞGÖRÜLEN OLAYLAR ( Boşanma Nedeni Olarak Kabul Edilemeyeceği – Hakimin Boşanma Yerine Ayrılığa Karar Verebilmesi İçin Öncelikle Boşanma Koşullarının Gerçekleşmiş Olması Gerektiği ) 

• AYRILIK KARARI ( Affedilen veya Hoşgörülen Olaylar Boşanma Nedeni Olarak Kabul Edilemeyeceği – Hakimin Boşanma Yerine Ayrılığa Karar Verebilmesi İçin Öncelikle Boşanma Koşullarının Gerçekleşmiş Olması Gerektiği )

4721/m.170 

ÖZET : Taraflara kusur olarak yüklenilen davranışlardan sonra, evlilik birliğinin devam ettirildiği, tarafların aynı konutta yaşamayı sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Bu durumda, tarafların diğerinin önceki kusurlu davranışlarını affettiği, en azından hoşgörüyle karşıladığı kabul edilmelidir. Affedilen veya hoşgörülen olaylar boşanma nedeni olarak kabul edilemez. Hakimin boşanma yerine ayrılığa karar verebilmesi için; öncelikle boşanma koşullarının gerçekleşmiş olması gerekir. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 

KARAR : Toplanan delillerden, mahkemenin de kabul ettiği taraflara kusur olarak yüklenilen davranışlardan sonra, evlilik birliğinin devam ettirildiği, tarafların aynı konutta yaşamayı sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Bu durumda, tarafların diğerinin önceki kusurlu davranışlarını affettiği, en azından hoşgörüyle karşıladığı kabul edilmelidir. Affedilen veya hoşgörülen olaylar boşanma nedeni olarak kabul edilemez. Hakimin boşanma yerine ayrılığa karar verebilmesi için; öncelikle boşanma koşullarının gerçekleşmiş olması gerekir. ( T.M.K. madde 170 ) Davada, boşanma koşulları gerçekleşmiş olmadığından; ayrılığa karar verilmesi isabetsiz olmuştur.O halde, davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde ayrılığa karar verilmiş olması doğru olmayıp; bozmayı gerektirmiştir. 

SONUÇ : Temyiz edilen hükümün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

  

 

T.C. 

YARGITAY 

2. HUKUK DAİRESİ 

E. 2008/12661 

K. 2008/12971 

T. 10.10.2008 

• NAFAKANIN İNDİRİLMESİ ( Davacının Davalının Çalışmaya Başladığını İleri Sürerek İndirilmesini İstediği/SSK Dökümanı Sunduğu – Araştırma Yapılıp Gelir Durumları Karşılaştırıldıktan Sonra Karar Verileceği ) 

• GELİR DURUMU ( Nafakanın İndirilmesi/Davacının Davalının Çalıştığına Dair SSK Dökümü Sunduğu – Araştırma Yapılıp Gelir Durumları Karşılaştırıldıktan Sonra Karar Verileceği ) 

• AYRILIK HALİNDE NAFAKA ( Nafakanın İndirilmesi – Davacının Davalının Çalıştığına Dair SSK Dökümü Sunduğu – Araştırma Yapılıp Gelir Durumları Karşılaştırıldıktan Sonra Karar Verileceği ) 

4721/m.180 

ÖZET : Davacı davalının çalışmaya başladığını ileri sürerek nafaka miktarının indirilmesini istemiş, S.S.K. dökümanları sunmuşsa da; davalı karşılık davacı vekili bunu kabul etmemiştir. Mahkemece davalının çalıştığı iddia edilen işyerinden davalının halen çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa tarafların gelir durumları da karşılaştırılmasından sonra ayrılık süresi boyunca nafaka hakkında olumlu – olumsuz bir karar verilmesi gerekir. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın birleştirilerek yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacı karşı davalı Celal’in ağır kusurlu olduğunun ancak evlilik birliğinin devamında davalı karşılık davacı ve çocuk açısından korunmaya değer bir yarar bulunduğu için Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşullarının gerçekleşmediğinin belirlenmiş olmasına göre davacı karşılık davalı Celal’in tüm, davalı-karşı davacı Samiye’nin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 

2-Davalı karşı davacı Samiye’nin ekonomik durumu hakkında zabıtanın, dosyaya gönderdiği 25.06.2006 tarihli yazısında; ilgilinin çalışmadığı, gelirinin olmadığı bildirilmiştir.Davacı karşılık davalı Celal, 08.03.2007 havale tarihli dilekçesiyle; davalının çalışmaya başladığını ileri sürerek nafaka miktarının indirilmesini istemiş, S.S.K. dökümanları sunmuşsa da; davalı karşılık davacı vekili bunu kabul etmemiştir. Mahkemece davalı Samiye’nin çalıştığı iddia edilen işyerinden davalının halen çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa tarafların gelir durumları da karşılaştırılmasından sonra ayrılık süresi boyunca nafaka hakkında olumlu – olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma sonucu davalı Samiye hakkında nafaka yönünden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. 

SONUÇ : Temyiz edilen kararın ( 2 ) nolu bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA; temyize konu diğer yönlerin ( 1 ) nolu bentte açıklanan sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Celal’e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcın yatıran Samiye’ye geri verilmesine işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.10.2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi. 

KARŞI OY : 

Toplanan delillere ve mahkemenin de kabulünde olduğu gibi davacı-davalı kocanın eşine şiddet uygulayıp, hakaret ettiği, davalı-davacı kadının da kocasına “hayvan, öküz, sen cahilsin, sen erkek değilsin” şeklinde sürekli hakaretlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında davacı-davalı koca boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusurlu olmakla birlikte Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki koşullar gerçekleştiğinden kocanın boşanma davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmek üzere hükmün bozulması, bozma sebebine göre ise kadının ayrılık davasının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun 1’nci bentteki onama görüşüne katılamıyorum.

 

 

 

T.C. 

YARGITAY 

2. HUKUK DAİRESİ 

E. 2010/20232 

K. 2012/4124 

T. 28.2.2012 

• AYRILIK KARARI ( Tedbir Nafakasının 1 Yıllık Ayrılık Süresinin Sonuna Kadar Devamına Karar Verileceği ) 

• TEDBİR NAFAKASI ( Ayrılık Kararı Verildiği – 1 Yıllık Ayrılık Süresinin Sonuna Kadar Devamına Karar Verilmesi Gerekirken Hükmün Kesinleşmesine Kadar Devamına Şeklinde Karar Tesis Edilemeyeceği ) 

4721/m.169, 170 

ÖZET : Ayrılık kararı verildiğine göre, davacı lehine takdir edilen tedbir nafakasının 1 yıllık ayrılık süresinin sonuna kadar devamına karar verilmesi gerekirken, hükmün kesinleşmesine kadar devamına şeklinde karar tesisi hukuka aykırıdır. 

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından; tedbir nafakasının miktarı ve ayrılık süresinde tedbir nafakası verilmesi yönünden; davalı koca tarafından ise ayrılık kararı ve ferileri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 

KARAR : 1-Dava, Türk Medeni Kanun’nun 170/2. maddesi uyarınca ayrılık kararı verilmesine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüyle tarafların bir yıl süreyle ayrılıklarına, davacı yararına dava tarihinde kararın kesinleşme tarihine kadar aylık 350 TL. tedbir nafakasına, harç yatırılmadığından sürekli olarak tedbir nafakası konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Toptan delillerden mahkemece de kabul edildiği üzere davalının güven sarsıcı davranışlar içine girdiği birlik görevlerini ihmal ettiği ve ortak konutun kilidini değiştirdiği anlaşılmaktadır. Davacının ise kusurlu bir davranışı kanıtlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında Türk Medeni Kanunu’nun 170/1. maddesindeki koşullar davada gerçekleşmiştir. Mahkemece Türk Medeni Kanun’nun 169. maddesi uyarınca davanın devamı sırasında geçici önlem olarak davacı lehine tedbir nafakasına da karar verildiği miktarın da tarafların ekonomik ve sosyal durumuna uygun olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersiz bulunmuştur.

2- Mahkemece, ayrılık kararı verildiğine göre, davacı lehine takdir edilen tedbir nafakasının 1 yıllık ayrılık süresinin sonuna kadar devamına karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hükmün kesinleşmesine kadar devamına şeklinde karar tesisi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte açıklanan sebeple BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1.bentte açıklanan sebeple gerekçe yönünden oyçokluğu, bozma sonucu yönünden öybirliğiyle ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz ilam harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 73.90 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran davacıya geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.02.2012 tarihinde karar verildi. 

KARŞI OY : 

Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 167 ve 170/2. maddeleri uyarınca münhasıran ayrılık kararı verilmesine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüyle, tarafların 1 yıl süreyle ayrılıklarına, davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca ayrılık kararının kesinleşmesine kadar aylık 750 TL. tedbir nafakasına, harcı yatırılmadığından davacının ayrılık süresi için tedbir nafakası istemi hakkında karara yer olmadığı kararı verilmiştir. Toplanan delillerle, mahkemece de sabit kabul edildiği üzere davalı kocanın güven sarsıcı davranışlar içine girdiği, birlik görevlerini ihmal ettiği ve ortak konutun kilidinin değiştirdiği anlaşılmaktadır. Davacı kadının kusurlu bir davranışı ise kanıtlanmamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında ayrılığa karar verilebilmesi için gerekli boşanma sebebinin ispatlanmış olması koşulu ( TMK.m.170/1 ) davada gerçekleşmiştir. Mahkemece Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca davanın devamı sırasında gerekli geçici önlem olarak davacı lehine tedbir nafakasına da karar verildiği, miktarının da tarafların ekonomik ve sosyal durumuna uygun olduğu anlaşılmaktadır. 

Mahkemece davacı kadının ayrılık süresi için talep ettiği nafakaya ilişkin olarak bu konuda harcı yatırılmak suretiyle açılmış bağımsız bir tedbir nafakası davası olmadığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmiştir. Açılan ayrılık davasının kabulü veya takdiren boşanma yerine ayrılığa karar verilmesi durumunda; kararlaştırılan ayrılık süresi için ne gibi önlemler alacağı konusunda yasada açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesindei önlemler açılan boşanma veya ayrılık davasının devam ettiği süre için alınabileceği ve ayrılık süresi içinde de devam eden bir dava bulunmadığından kıyasen uygulanmaya elverişli değildir. Ancak, Türk Medeni Kanunu’nun 197. maddesindeki “ayrı yaşamada haklılık” koşulu ayrıca bir karar gerekmeksizin kendiliğinden gerçekleşmiş olmaktadır. Bu nedenle hakimin ayrılık süresinde geçerli olmak üzere birliğin korunması için Türk Medeni Kanun’un 197/2-4.maddelerindeki önlemleri talep gerektirdiği takdirde, talebe bağlı olarak resen alması gereken önlemleri de talep olmasa bile alması gerekecektir. Bu bakımdan, mahkemece talep bulunması koşuluyla, eşin kendisi için tedbir nafakasına karar verilmesi, tarafların velayet düzenlemelerine tabi çocukları varsa, bu çocuklar için ayrılık süresince geçerli olacak şekilde geçici velayet düzenlemesi yapılması ve gerektiğinde velayeti üstlenen eş yararına çocuk nedeniyle de tedbir nafakasına karar verilmesi gerekir. Ayrılık süresince yukarıda belirtilen önlemler ayrılık kararının feri ( eki ) niteliğinde olacağından, bu önlemler nedeniyle harç alınması da gerekmeyecektir. Türk Medeni Kanun’unu 197. maddesi uyarınca harç alınması gereken talep ( dava ), Türk Medeni Kanunu’nun 197/3. maddesindeki eşin talebini bağımsız bir dava olarak ileri sürmesi durumuna özgüdür. Açıklanan nedenlerle, mahkemece davacının ayrılık süresi için talep ettiği ayrılık kararının feri olan tedbir nafakası talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde harç yatırılmadığı gerekçesiyle karara yer olmadığına hükmedilmesi isabetsiz olmuştur. Değerli çoğunluğun temyiz edilen hükmün kısmen onanması kısmen bozulması şeklindeki görüşüne katılmakla birlikte, ayrılık süresi içindeki tedbir nafakasına ilişkin bozmanın yukarıda açıkladığın değişik gerekçeyle yapılması gerektiğini düşünüyorum.

FacebookTwitterGoogle+LinkedInPinteresttumblrDiggStumbleUponRedditflattrbufferEmail