Aile Mahkemeleri Hakkında Yargıtay Kararları
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2008/4-153
K. 2008/139
T. 20.2.2008
• EV BAŞKANININ SORUMLULUĞU ( İlişkin Davalara Aile Mahkemelerinin Bakmakla Görevli Olduğu – Haksız Fiil Nedeniyle Tazminat )
• GÖREV ( Ev Başkanının Sorumluğuna İlişkin Davalara Aile Mahkemelerinin Bakmakla Görevli Olduğu )
• AİLE MAHKEMELERİ ( Ev Başkanının Sorumluğuna İlişkin Davalara Aile Mahkemelerinin Bakmakla Görevli Olduğu )
• ORMAN YANGININA SEBEP OLAN KÜÇÜK ( Uğranılan Zararın Velayeten ve Ev Başkanının Sorumluluğu İlkeleri Gereğince Tahsili – Aile Mahkemesinin Görevli Olduğu )
• HAKSIZ EYLEM NEDENİYLE TAZMİNAT ( Küçüğün Orman Yangınına Sebep Olması Nedeniyle Uğranılan Zararın Velayeten ve Ev Başkanının Sorumluluğu İlkeleri Gereğince Tahsili – Aile Mahkemesinin Görevli Olduğu )
4721/m.369
4787/m.1,4
ÖZET : 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde düzenlenen ev başkanının sorumluğuna ilişkin davalara Aile Mahkemeleri bakmakla görevlidir.
DAVA : Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; {Kemalpaşa Asliye İkinci Hukuk Mahkemesi )’nce ( Aile Mahkemesi sıfatıyla ) görevsizliğe dair verilen 07.02.2007 gün ve 2005/21442007/19 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi’nin 21.06.2007 gün ve 2007/6255-8450 sayılı ilamı ile;
( … Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkindir.
Mahkemece görevsizlik kararı verilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir.
Davacı idare, Aile Mahkemesi’nde açtığı bu dava ile, davalı küçük Fatma’nın orman yangınına sebep olması nedeniyle uğranılan zararın velayeten ve ev başkanının sorumluluğu ilkeleri gereğince tahsilini istemiştir. Yerel mahkeme, davanın “aile hukuku” ile ilgili bulunmadığı gerekçesiyle Aile Mahkemesi tarafından görülemeyeceğinden, genel mahkemede bakılmak üzere görevsizlik kararı vermiştir.
“Ev başkanı”nın sorumluluğunun yasal dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde bulunmaktadır. Bu madde yasanın ikinci kitabında yer alır. 4787 sayılı “Aile Mahkemesinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullülerine Dair Kanun”un 4. maddesinde; Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından doğan dava ve işlerin Aile Mahkemesi’nde çözümleneceği belirtilmektedir. Somut olay itibariyle de, TMK’nın 369. maddesine uygulanması söz konusu olacağından, davanın Aile Mahkemesi’nde görülmesi gerekirken, yasal düzenlemeyi gözardı ederek görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir… )
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, küçüğün ve annesinin haksız eyleminden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesine dayanılarak ev başkanı sıfatıyla küçüğün annesi ve babası aleyhine, kendi adlarına asaleten, küçük adına velayeten açılmıştır.
05.03.1991 doğumlu küçük Fatma ve annesi Filiz, davacının iddiasına göre 24.03.2004 tarihinde Kemalpaşa Serisi, Damlacık Köyü, Sülüklü Dağ, 18 Nolu Bölme, Dalaklı mevkiinde 6 dönüm ağaçlandırma sahasının yanmasına neden olmuşlar; haklarında suç tutanağı düzenlenmiştir.
Anne Filiz hakkında Kemalpaşa Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2004/200 esas sayılı dosyasında “küçük kızına orman alanı kenarında ateş yakıp yemek ve çay yapması talimatını vermek suretiyle tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu orman yangınına neden olmak” suçundan, küçük Fatma hakkında da İzmir Üçüncü Çocuk Mahkemesi’nin 2004/1308 esas sayılı dosyasında “tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu orman yangınına neden olmak” suçundan kamu davaları açılmıştır.
Davacı idare, “Aile Mahkemesi” sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açtığı eldeki dava ile de yangın nedeni ile uğradığı 1.882.780.000 TL fidan zararı, 1.159.200.000 TL ağaçlandırma masrafı, 259.312.880 TL yangın söndürme masrafı olmak üzere toplam 3.301.292.880 TL ( 3.301,30 YTL ) idare zararının tazminini istemiş; husumeti Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesi gereğince ev başkanının sorumluluğu ilkelerine dayanarak küçüğe velayeten ve kendi adlarına asaleten anne ve babaya yöneltmiştir.
Davalı taraf, yanan yerin orman ve ağaçlandırma sahası olmadığını, makilik alan olduğunu savunmuş, davanın reddini istemiştir.
Aile Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Asliye Hukuk Mahkemesi’nce, önce ceza davalarının sonuçları beklenmiş; daha sonra davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılamayacağı, değere göre Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararıyla dosyanın Kemalpaşa Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş; kararı davacı idare vekili temyiz etmiştir.
Özel Daire’ce karar; “Ev başkanının sorumluluğunun yasal dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde bulunmaktadır. Bu madde Yasa’nın ikinci kitabında yer alır. 4787 sayılı Aile Mahkemesi’nin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesinde; Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabından doğan dava ve işlerin Aile Mahkemesi’nde çözümleneceği belirtilmektedir. Somut olay itibariyle de TMK’nın 369. maddesine uygulanması söz konusu olacağından, davanın Aile Mahkemesi’nde görülmesi gerekirken, yasal düzenlemeyi gözardı ederek görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle oybirliği ile bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hükmü temyize davacı idare vekili getirmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; uyuşmazlığın niteliğine göre mahkemenin görevi noktasında olup; davaya bakmaya görevli mahkemenin Aile Mahkemesi mi, yoksa değer ölçütüne göre Sulh Hukuk Mahkemesi mi olduğunun çözümü gerekmektedir.
Dava “Ev başkanının sorumluluğu”na dayanılarak açılmış olup, bu sorumluluğun dayanağını teşkil eden yasal düzenleme 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Aile Hukuku’na ilişkin ikinci kitabında yer almaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Sorumluluk” başlığını taşıyan 369. maddesinde aynen;
“Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve bu Kanun, Aile Hukuku’ndan doğan dava ve işleri görmek üzere kurulan Aile Mahkemelerine dair hükümleri kapsar.”
Hükmüne;
Yine 4. maddesinde de “Aile Mahkemelerinin Görevleri” başlığı altında; “Aile Mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler:
1- 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ( Ek ibare: 14.04.2004-5133 S.K. 2. madde ) Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 03.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a göre Aile Hukuku’ndan doğan dava ve işler,
2- 20.05.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’a göre Aile Hukuku’na ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi,
3- Kanunlarla verilen diğer görevler.” Düzenlemesine yer verilmiştir.
Maddede hariç tutulan Üçüncü Kısım ise, Kanun’un 396 ila 494. maddelerini içermektedir.
Diğer taraftan, 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun hükümleri arasında 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesine dayalı davaların Aile Mahkemelerinde görülmesini ve yukarıda açıklanan yasal hükümlerin uygulanmasını engelleyen ayrık bir düzenleme de bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesi, Kanun’un ikinci kitabının ikinci kısmında yer almakla, bu maddeye dayalı Aile Hukuku’ndan doğan uyuşmazlıkların çözümü de “Aile Mahkemeleri”nin görev alanına girmektedir.
Nitekim, eldeki dava da 4721 sayılı Kanun’un 369. maddesine dayalı olup, Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılmıştır.
O halde, mahkemece işin esasına girilerek uyuşmazlığın karara bağlanması gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi ve aynı ilkelere işaret eden bozma kararına uyulmayarak önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nın 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 20.02.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/20342
K. 2011/9075
T. 24.5.2011
• AİLE MAHKEMELERİ ( Kurulmayan Yerlerde HSYK.’nca Belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde Davaların Görüleceği – Boşanma İlamının Tanınması ve Tenfizi Talebi )
• YABANCI MAHKEME KARARININ TANINMASI VE TENFİZİ ( Boşanma İlamı – Kararın Onaysız Fotokopisi İle Tercümesinin Kanundaki Koşulları Taşımadığı/Eksik Belgeye Dayanılarak Hüküm Kurulamayacağı )
• BOŞANMA İLAMININ TANINMASI VE TENFİZİ TALEBİ ( Boşanma İlamı – Kararın Onaysız Fotokopisi İle Tercümesinin Kanundaki Koşulları Taşımadığı/Eksik Belgeye Dayanılarak Hüküm Kurulamayacağı )
• TENFİZ DİLEKÇESİNE EKLENECEK BELGE ( Boşanma – Dilekçeye İlamın Kesinleştiğini Gösteren ve O Ülke Makamlarınca Usulen Onanmış Yazı veya Belge İle Onanmış Tercümesinin Ekleneceği )
5718/m. 53
4787/m. 4
ÖZET : Dava, yabancı mahkemece verilen boşanma ilamının tanınması ve tenfizi istemine ilişkindir. Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir.
Tenfiz dilekçesine yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi ile, ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin eklenmesi zorunludur. Mahkemece, kararın onaysız fotokopisi ile yine onaysız tercümenin Kanundaki koşulları taşımadığı gözetilmeksizin, eksik belgeye dayanılarak hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1 – Dava, yabancı mahkemece verilen boşanma ilamının tanınması ve tenfizi istemine ilişkindir.
Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılamanın Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere ( TMK.md. 118-395 ) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemelerinde bakılacağı hükme bağlanmıştır.
Şu halde Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir. ( HGK. 16.11.2005 tarih ve 2/673-617 sayılı kararı ) Bu açıklamalar karşısında; davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken bu husus düşünülmeden Asliye Hukuk Mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı ise de; karar kesinleşmiş olduğundan bu husus bozma sebebi yapılmamış yanlışlığa işaret olunmakla yetinilmiştir.
2 – Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına temyizinin incelenmesine gelince;
Davacı vekilinin davalı aleyhine açtığı davada, boşanmaya ilişkin Amberg Sulh Hukuk Mahkemesinin 22/8/2006 tarih ve 002 F 00498/06 sayılı kararının tenfizine karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 53. maddesinde tenfiz dilekçesine eklenecek belgeler belirtilmiş olup, bu hükme göre yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi ile, ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin dilekçeye eklenmesi zorunludur.
Mahkemece, kararın onaysız fotokopisi ile yine onaysız tercümenin Kanundaki koşulları taşımadığı gözetilmeksizin, eksik belgeye dayanılarak hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin yukarıda 2. bentte açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, 24.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/1182
K. 2004/2300
T. 26.2.2004
• BOŞANMA (Tarafların Gerekçeli Karar Tebliğ Edilmeden Temyizden Feragat Etmelerinin Hüküm Doğurmayacağı)
• TEMYİZDEN FERAGAT ( Boşanma Davası – Tarafların Gerekçeli Karar Tebliğ Edilmeden Feragat Etmelerinin Hüküm Doğurmayacağı )
• BOŞANMA ANLAŞMASI ( Kararın Tarafların Anlaşmalarına Uygun Düzenlenmemesinin Bozmayı Gerektireceği )
• AİLE MAHKEMELERİ ( MK. md. 118-494 Kaynaklanan Bütün Davaların Aile Mahkemesinde Bakılacağı Sonuçlanmamış Davaların da Yetkili ve Görevli Aile Mahkemesine Devredileceği )
1086/m. 432/1
4721/m.166/3
4787/m. 4/1, Geç.1
ÖZET : 1- Temyiz süresi, ilamın usulen tebliği ile başlar. Tarafların, gerekçeli karar tebliğ edilmeden temyizden feragat etmeleri hüküm doğurmaz.
2- Taraflar ve vekilleri tarafından imzalanan boşanma anlaşmasında “tarafların birbirlerinden hiçbir hak ve alacakları kalmadığından tazminat, nafaka, eşya iadesi, altın ve ziynet eşyası iadesi dava haklarından peşinen feragat ettikleri” belirtildiği halde, bu husus hüküm fıkrasında bulunmamaktadır. Kararın tarafların anlaşmalarına uygun düzenlenmemesi bozmayı gerektirir.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1-Taraf vekilleri birlikte düzenledikleri 8.4.2003 tarihli dilekçelerinde, aynı günlü kararı temyiz haklarından feragat ettiklerini bildirmişler, daha sonra gerekçeli karar davalı vekiline 11.6.2003 tarihinde tebliğ edilmiş ve davalı vekili tarafından 23.6.2003 tarihinde temyiz edilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432/1. madde uyarınca temyiz süresi, ilamın usulen tebliği ile başlar. Tarafların, gerekçeli karar tebliğ edilmeden temyizden feragat etmeleri hüküm doğurmaz. Zira bu nitelikteki bir feragatin, geçerli kabul edilmesi halinde, tarafların hüküm gerekçesini yada tefhim edilen kararla sonradan yazılan kararın çelişmesi halinde bile, temyiz hakkından yoksun olmaları sonucunu doğuracaktır. Bu durum karşısında davalı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulü ile hükmün esastan incelenmesi gerekmiştir.
Türk Medeni Kanununun 166/3. madde uyarınca hakim, tarafların menfaatlerini gözönünde tutarak aralarındaki anlaşmayı uygun bulması yada gerekli gördüğünde yaptığı değişikliklerin taraflarca da kabulü halinde, anlaşma koşulları uyarınca boşanmaya karar verecektir. Taraflar ve vekilleri tarafından imzalanan 8.4.2003 tarihli boşanma anlaşmasında “tarafların birbirlerinden hiçbir hak ve alacakları kalmadığından tazminat, nafaka, eşya iadesi, altın ve ziynet eşyası iadesi dava haklarından peşinen feragat ettikleri” belirtildiği halde, bu husus hüküm fıkrasında bulunmamaktadır. Kararın tarafların anlaşmalarına uygun düzenlenmemesi bozmayı gerektirmiştir.
2- 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4/1 maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından ( MK. md. 118-494 ) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını, geçici 1. maddesi de; sonuçlanmamış davaların yetkili ve görevli aile mahkemesine devredileceğini hükme bağlamıştır. Karar bozulmakla sonuçlanmamış hale gelmiştir. Bu açıklama karşısında işin görev yönünün de düşünülmesi zorunludur.
SONUÇ : Hükmün 1.bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 26.02.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/1109
K. 2004/1726
T. 16.2.2004
• HÜKÜM KURULURKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR ( Başka Bir Belgeye Atıfla Hüküm Kurulamayacağı )
• BİLİRKİŞİ RAPORUNA ATIFLA HÜKÜM KURULAMAYACAĞI ( Hüküm Sonucunun Açıkça Belirtilmesi Gereği )
• NAFAKA DAVASI ( Birlikte Yaşamaya Ara Verilmesi Nedeniyle )
• BİRLİKTE YAŞAMAYA ARA VERİLMESİ ( Nafaka Talebi )
• GÖREVLİ MAHKEME ( Aile Mahkemelerinin Kurulmasından Önce Verilen Kararın Yargıtay’ca Bozulmasından Sonra )
• AİLE MAHKEMELERİ KURULMADAN KURULAN HÜKMÜN YARGITAYCA BOZULMASI ( Görevli Mahkeme )
1086/m.381/2,388/5
4721/m.197/2
4787/m.4/1,Geç.1
ÖZET : 1- Dava dilekçesi, bilirkişi raporu gibi herhangi bir belgeye atıf yapılarak hüküm kurulamaz. Gerek tefhim edilen ve zabıtla belirlenen kararda, gerekse buna uygun düzenlenmesi zorunlu gerekçeli kararda hüküm altına alınan eşyanın cins, nitelik, miktar ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi ve taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekir.
2- Davalı-karşı davacı Dilek’in birleştirilen nafaka davası: Boşanma davasından ayrı olarak Türk Medeni Kanununun 197/2 maddesine dayalı olarak açılan bir dava olduğu halde; bu istek yönünden hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırıdır.
3- 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun geçici 1. maddesi; sonuçlanmamış davaların yetkili ve görevli aile mahkemesine devredileceğini hükme bağlamıştır. Karar bozulmakla sonuçlanmamış hale gelmiştir. Bu açıklama karşısında işin görev yönünün de düşünülmesi zorunludur.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı Türker’in aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388/5. maddesi, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yükletilen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer, birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesini emredici kural olarak getirmiştir. Gerekçeli kararın da kısa karara uygun düzenlenmesi zorunludur. ( HUMK. m. 381/2 ).
Dava dilekçesi, bilirkişi raporu gibi herhangi bir belgeye atıf yapılarak hüküm kurulamaz. Gerek tefhim edilen ve zabıtla belirlenen kararda, gerekse buna uygun düzenlenmesi zorunlu gerekçeli kararda hüküm altına alınan eşyanın cins, nitelik, miktar ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi ve taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde kısa kararda bilirkişi raporuna atıf yapılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
3-Davalı – karşı davacı Dilek’in temyiz itirazının incelenmesine gelince;
Davalı-karşı davacı Dilek’in birleştirilen nafaka davası: Boşanma davasından ayrı olarak Türk Medeni Kanununun 197/2 maddesine dayalı olarak açılan bir dava olduğu halde; bu istek yönünden hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırıdır.
4-4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4/1 maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından ( MK. md. 118-494 ) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını, geçici 1. maddesi de; sonuçlanmamış davaların yetkili ve görevli aile mahkemesine devredileceğini hükme bağlamıştır. Karar bozulmakla sonuçlanmamış hale gelmiştir. Bu açıklama karşısında işin görev yönünün de düşünülmesi zorunludur.
SONUÇ : Temyiz edilen kararın ( 2 ) nolu bentte gösterilen sebeple davacı Türker yararına, ( 3 ) nolu bentte gösterilen sebeple davalı Dilek yararına BOZULMASINA, ziynet eşyasının esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davacı Türker’in temize konu diğer yönlerin ise ( 1 ) nolu bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 16.02.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2008/2-176
K. 2008/143
T. 20.2.2008
• AİLE MAHKEMELERİ KARARLARINDA TEMYİZ SÜRESİ ( Boşanma – Asliye Hukuk Mahkemeleri Düzeyindeki Bu Mahkemelerin Kararlarına Karşı Tebliğ Tarihinden İtibaren 15 Gün Olup Harca da Tabi Olduğu )
• BOŞANMA DAVALARINDA TEMYİZ SÜRESİ ( 4787 S.K.’da Düzenleme Bulunmadığı – Md. 7 Hükmüne Göre HUMK. Hükümleri Uygulanacağı/Aile Mahkemeleri Asliye Hukuk Mahkemeleri Düzeyinde Olduğundan 15 Gün Olduğu )
• SÜRE ( Aile Mahkemeleri Kararlarının Temyizinde – 4787 S.K.’da Düzenleme Bulunmadığı/Md. 7 Hükmüne Göre HUMK. Hükümleri Uygulanacağı ve Harca da Tabi Olduğu )
4787/m. 7
ÖZET : 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun ile kurulmuş olup; bu kanunda temyiz süresine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Kanunun 7.maddesinin son fıkrasında yer alan “Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunda hüküm bulunmayan konularda Türk Medeni Kanununun aile hukukuna ilişkin usul hükümleri ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.” Hükmü gereğince Asliye Hukuk Mahkemeleri düzeyindeki bu mahkemelerin kararlarına karşı temyiz başvuru süresi tebliğ tarihinden itibaren 15 gün olup; temyiz istemi de harca tabidir.
DAVA : Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Diyarbakır Aile Mahkemesince davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen 23.03.2006 gün ve 2005/21-2006/255 sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 11.12.2006 gün ve 2006/10743-17356 sayılı ilamı ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun ile kurulmuş olup, bu kanunda temyiz süresine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Kanunun 7.maddesinin son fıkrasında yer alan “Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunda hüküm bulunmayan konularda Türk Medeni Kanununun aile hukukuna ilişkin usul hükümleri ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.” Hükmü gereğince Asliye Hukuk Mahkemeleri düzeyindeki bu mahkemelerin kararlarına karşı temyiz başvuru süresi tebliğ tarihinden itibaren 15 gün olup; temyiz istemi de harca tabidir.
Direnme kararı davalı-karşı davacı vekiline 28.09.2007 tarihinde tebliğ edilmiş; adı geçen vekil Samsun Nöbetçi Aile Mahkemesine verdiği 15.10.2007 tarihli dilekçesi ile kararı temyiz etmiş; aynı tarihte havale edilmiş; ancak, temyiz harcının hesaplanarak bildirildiği dilekçe arkasındaki açıklamadan anlaşılmasına karşın temyiz harcı süre geçtikten sonra 16.10.2007 tarihinde yatırılmıştır. Dilekçenin temyiz defterine kaydına ilişkin bir bilgiye de rastlanmamıştır.
Şu durumda; 25.01.1985 günlü 1984/5 Esas ve 1985/1 sayılı Y.İ.B. Kararı uyarınca temyiz harcının mahkeme kalemince hesaplanıp temyiz edenden istendiği halde süresinde ödenmediği belgelendirilmiş olduğundan direnme kararına karşı yasal temyiz süresi geçtikten sonra yapılan temyiz isteminin süre yönünden reddi gerekir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı-karşı davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcın iadesine, 20.02.2008 gününde, oybirliği ile karar verildi.


