Adli Yargı Hakkında Yargıtay Kararları
T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
E. 2009/119
K. 2009/1098
T. 2.3.2009
HACİZ ŞERHİNİN KALDIRILMASI İSTEMİ ( Borçlunun veya 3. Kişilerin Haczedilen Mal Üzerinde Hak İddia Etmeleri Mülkiyet Hakkının Korunmasına Yönelik Olduğundan Davaya Bakmanın Adlî Argının Görevine Girdiği )
ADLİ YARGI ( Haciz Şerhinin Kaldırılması İstemi – Borçlunun veya 3. Kişilerin Haczedilen Mal Üzerinde Hak İddia Etmeleri Mülkiyet Hakkının Korunmasına Yönelik Olduğundan Davaya Bakmanın Adlî Argının Görevine Girdiği )
GÖREV ( İİK Md. 97’ye Atıf Yapılmadığından 6183 S.K Uyarıca Yapılan Hacizler Nedeniyle Açılan İstihkak Davalarına “İcra Hukuk Mahkemelerinde” Bakılamayacağı )
İSTİHKAK DAVASI ( Görev Konusunda İİK Md. 97’ye Atıf Yapılmadığından 6183 S.K Uyarıca Yapılan Hacizler Nedeniyle Açılan İstihkak Davalarına “İcra Hukuk Mahkemelerinde” Bakılamayacağı )
MAHKEME KAVRAMI ( Genel Mahkemelerin Anlaşılması ve Davaya Davanın Değerine Göre Asliye ya da Sulh Mahkemelerinde Bakılması Gerektiği )
İCRA HUKUK MAHKEMESİ ( Görev Konusunda İİK Md. 97’ye Atıf Yapılmadığından 6183 S.K Uyarıca Yapılan Hacizler Nedeniyle Açılan İstihkak Davalarına Bakamayacağı )
6183/m.68
2004/m.97
ÖZET: Dava, 6183 Sayılı Kanuna göre konulan haciz şerhinin kaldırılması istemine ilişkin istihkak davasıdır. Borçlunun veya üçüncü kişilerin haczedilen mal üzerinde hak iddia etmeleri mülkiyet hakkının korunmasına yönelik olduğundan mahkemece de kabul edildiği gibi davaya bakmanın adlî argının görevine girdiğinde kuşku yoktur. Maddede geçen “mahkeme” ibaresinden “genel mahkemelerin” anlaşılması ve davaya davanın değerine göre asliye ya da sulh mahkemelerinde bakılması gerekir. Görev konusunda İİK.nun 97.maddesine atıf yapılmadığından 6183 Sayılı Kanun uyarıca yapılan hacizler nedeniyle açılan istihkak davalarına “İcra Hukuk Mahkemelerinde” bakılamaz.
DAVA: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR: Davada, davacıya ait araç üzerine davalı Vergi Dairesince 6183 Sayılı Kanun hükümlerine göre konan haciz şerhinin kaldırılması istenmiş, mahkemece İcra İflas Kanununun 97/6 maddesi uyarınca davaya İcra Hukuk Mahkemesinde bakılması gerektiğinden bahisle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 6183 Sayılı Kanuna göre konulan haciz şerhinin kaldırılması istemine ilişkin istihkak davasıdır. Anılan Kanunun 68. maddesinde aynen “İstihkak davalarına bakmaya haczi yapan tahsil dairesinin bulunduğu mahal mahkemesi salahiyetlidir…” denilmektedir. Maddede yetkili mahkemenin “haczi yapan tahsil dairesinin bulunduğu mahal mahkemesi” olduğu belirtilerek yetki konusunda özel düzenlemeye yer verildiği halde, görev konusunda yalnızca “mahkeme” ibaresi kullanılmış, başka bir kanuna atıf da yapılmamıştır. Borçlunun veya üçüncü kişilerin haczedilen mal üzerinde hak iddia etmeleri mülkiyet hakkının korunmasına yönelik olduğundan mahkemece de kabul edildiği gibi davaya bakmanın adlî argının görevine girdiğinde kuşku yoktur. Maddede geçen “mahkeme” ibaresinden “genel mahkemelerin” anlaşılması ve davaya davanın değerine göre asliye ya da sulh mahkemelerinde bakılması gerekir. Görev konusunda İİK.nun 97.maddesine atıf yapılmadığından 6183 Sayılı Kanun uyarıca yapılan hacizler nedeniyle açılan istihkak davalarına “İcra Hukuk Mahkemelerinde” bakılamaz.
Somut olayda dava; davanın değeri dikkate alınarak tahsil dairesinin bulunduğu Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmıştır. Dava görevli ve yetkili mahkemede açıldığından mahkemece davanın esasının incelenerek tarafların gösterdikleri tüm deliller toplanıp sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, davanın 6183 Sayılı Kanundan değil de İcra İflas Kanunun’dan kaynaklandığı yanılgısına düşülerek yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 02.03.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/954
K. 2007/1215
T. 1.3.2007
MUARAZANIN MEN’İ ( Hazine’den Kiralanan Denizden Doldurulmuş Yer Üzerindeki Büfenin Yıkılmasına İlişkin B.Şehir Belediyesi Kararına Karşı Açılan Dava Adli Yargıda Görülmesi Gereği )
ADLİ YARGI ( Hazine’den Kiralanan Denizden Doldurulmuş Yer Üzerindeki Büfenin Yıkılmasına İlişkin B.Şehir Belediyesi Kararına Karşı Açılan Muarazanın Giderilmesi Talepli Davanın Adli Yargıda Görüleceği )
GÖREV ( Hazine’den Kiralanan Denizden Doldurulmuş Yer Üzerindeki Büfenin Yıkılmasına İlişkin B.Şehir Belediyesi Kararına Karşı Açılan Muarazanın Giderilmesi Talepli Davanın Adli Yargıda Görüleceği )
DENİZDEN DOLDURULMUŞ YER ÜZERİNDEKİ BÜFENİN YIKILMASI ( İlişkin B.Şehir Belediyesi Kararına Karşı Açılan Muarazanın Giderilmesi Talepli Davanın Adli Yargıda Görüleceği )
5393/m. 79
3621/m. 7
1086 /m. 7
ÖZET: Kıyı Kanunu’na göre, kıyı herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup buralarda hiçbir yapı yapılamaz. Ancak denizlerden doldurularak kurutma suretiyle arazi elde edilebilir. Bu araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu alanlar üzerine yol, açık otopark, yeşil alan, çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal alt yapı alanları düzenlenebilir. Somut olayda, davacı denizden doldurulmuş yer üzerindeki büfeyi Hazine’den kiralamıştır. Büyükşehir belediyesi ise büfe hakkında yıkım kararı almıştır. Yıkım kararına karşı açılan muarazanın giderilmesi talepli davalarda adli yargı görevlidir.
DAVA: S. ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aralarındaki muarazanın men’i davasının yapılan yargılamasında mahkemenin görevsizliğine dair Kartal 3. Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 21.12.2005 gün ve 111/1162 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve hudutlarını yazdığı taşınmaz üzerinde resmi ruhsat ve işletme izinli … isimli büfenin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce haksız, yasalara uygun olmayan bir biçimde yapılmasına karar verildiğini, Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararını almış olmalarına rağmen her an büfenin yıkılabileceğini açıklayıp muarazanın giderilmesini istemiştir.
Davalı vekili, açılan davanın haksız olduğunu, bu konuda karar vermeye idari mahkemelerin görevli olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece idari yargı yerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.
Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz Maltepe İlçesi, … Mahallesi, Bostancı meydanında bulunan 1193 numaralı adanın önüne isabet eden deniz dolgu vasıflı taşınmaz malın 30 m2’lik kısmından ibarettir.
3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 6. maddesine göre; kıyı herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup buralarda hiçbir yapı yapılamaz. Ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 7. maddesine göre; denizlerden doldurularak kurutma suretiyle arazi elde edilebilir. Doldurma ve kurutma işlemleri ile elde edilen araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup özel mülkiyet konusu olamazlar. Yine, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 7/son maddesine göre; bu alanlar üzerinde 6. maddede belirtilen yapılar ile yol, açık otopark, park, yeşil alan ve çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal alt yapı alanları düzenlenebilir.
Davacı, belediye tarafından doldurulan yeri büfe olarak 12.07.2002 tarihinde kiralamıştır. Davacı kiraladığı bu yer üzerinde dava tarihine kadar büfe işletmesini sürdürmüş ve taşınmazı zilyetliği altında bulundurmuştur. Davalı belediye kira mukavelesinden sonra 24.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5272 sayılı Belediye Kanunu’nun 79/2. maddesine göre; denizden doldurulan yerlerin Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuata uygun olarak kullanılmak şartıyla Maliye Bakanlığı tarafından belediyelere, büyük şehirlerde ise Büyükşehir belediyelerinin tasarrufuna bırakılacağı hükmüne ve Maliye Bakanlığı’nın bu konudaki genelgesine dayanarak muaraza çıkarmaktadır. Davacı, kira mukavelesinin yapıldığı 2002 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata uygun olarak taşınmazı Hazine’den özel hukuk hükümlerine göre kiraladığını ileri sürmektedir.
Davalı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise, 2004 yılında yürürlüğe giren 5272 sayılı Belediye Kanunu’nun 79/2. maddesine dayanarak tasarruf yetkisinin kendisinde bulunduğunu açıklayıp, davalının taşınmazı terk etmesini istemektedir. Bu hale göre, davacı kira mukavelesinden kaynaklanan zilyetliğinin korunmasını, kira mukavelesinin tarafı olmayan büyükşehir belediyesine karşı istemektedir. İhtilafın çözümü bu haliyle adli yargıyı ilgilendirmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; adli yargı yerinin görevli olduğunu kabul edip, tarafların bildirdikleri delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra sonucuna göre karar vermek olmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle eksik incelemeye dayalı usul ve kanuna aykırı olan hükmün HUMK’nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA ve l3,10.-YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 01.03.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/8726
K. 2011/13517
T. 22.9.2011
İTİRAZIN İPTALİ ( Davalarına Bakma Görevinin Adli Yargıya Ait Olduğu – Kanunun Açıkça Adli Yargıyı Görevli Saydığı Hallerin İdari Yargının Kapsamı Dışında Olduğu )
ADLİ YARGI ( İtirazın İptali – Davalarına Bakma Görevinin Adli Yargıya Ait Olduğu/İdari Yargının Kapsamı Dışında Olduğu )
YARGI YOLU ( İtirazın İptali Davalarına Bakma Görevinin Adli Yargıya Ait Olduğu – Kanunun Açıkça Adli Yargıyı Görevli Saydığı Hallerin İdari Yargının Kapsamı Dışında Olduğu )
2577/m.2,15/1-a
2004/m.67
ÖZET: Kanunun açıkça adli yargıyı görevli saydığı haller, idari yargının kapsamı dışında kalmakta olup bu gibi durumlarda, davaya konu işlemin niteliğine bakılmaksızın adli yargıda görülür. İtirazın iptali davalarına bakma görevinin adli yargıya ait olduğu gözönüne alınmaksızın, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
DAVA: Dava dilekçesinde 2.980 TL alacak için takibe itirazın iptali, inkar tazminatının masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın yargı yolu yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR: Davacı vekili dilekçesinde; davacının 2006 yılındaki genel kurulda davalı Ankara Oto Sanatkarlar Esnaf Odası Yönetim Kurulu üyeliğine 4 yıllığına seçildiğini, bu genel kurulda yönetim ve denetim kurulu üyelerine yapılacak ücretlerin belirlendiği ve davacı yönetim kurulu toplantılarına aralıksız katıldığını, ödemelerin yeni yapılacak seçim sonucunda yapılması konusunda ( odanın maddi durumu nedeniyle ) karar alındığını, 17.1.2010 tarihinde yeni yönetim kurulu üyelerinin seçildiğini, devir esnasında ödenmeyen alacaklar belirtildiği halde yeni yönetimin ücretleri ödemediğini belirterek, tahsili için girişilen icra takibine itirazın iptaliyle inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; davalının anayasanın 135. maddesi ve 5362 Sayılı Kanunun 1. maddesinde belirtildiği gibi tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin özel hukuk ilişkisi olmayıp, davacının verilmeyen haklarını 2577 Sayılı Kanunun 2/b maddesi uyarınca idari yargıda açacağı tam yargı davasıyla talep edebileceği gerekçe gösterilerek davanın yargı yolu sebebiyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili temyiz etmektedir.
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır. Bu hükme göre İdari Davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara dair davalardan ibarettir. Ayrıca, yine aynı Kanunun 15/1-a maddesinde ise, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Yani Kanunun açıkça adli yargıyı görevli saydığı haller idari yargının kapsamı dışında kalmakta olup bu gibi durumlarda, davaya konu işlemin niteliğine bakılmaksızın adli yargıda görülür. ( H.G.K..14.4.2010 tarih, 2010/184-214 Sayılı karardaki gibi )
Somut olayda alacaklı davacı, borçlu Esnaf Odası hakkında ilamsız icra takibi yapmış olup, itiraz üzerine takip durmuş ve davacı görülmekte olan itirazın iptali davasını açmıştır. İcra İflas Kanunu’nun 67. maddesinde; “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren 1 sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağın varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.” hükmüne yer verildiğine göre, itirazın iptali davaları açıkça adli yargının görev alanı içine girmektedir.
O halde, itirazın iptali davalarına bakma görevinin adli yargıya ait olduğu gözönüne alınmaksızın, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 22.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/10142
K. 2010/10973
T. 28.10.2010
TAPU SİCİLİNİN TUTULMASINDAN DOĞAN ZARARLARDAN SORUMLULUK ( Devletin Doğrudan Sorumlu Olduğu – B.K’nın Haksız Fiile İlişkin Hükümlerinin Uygulanacağı/Bu Nedenle Mahkemece İdari Yargının Görevli Olduğu Şeklinde Karar Verilemeyeceği )
HAKSIZ FİİL SORUMLULUĞU ( Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlardan Sorumluluk – Haksız Fiil Sorumluluğu/Satış Yetkisi İçermeyen Vekaletme ile Taşınmazı Devreden Tapu Memurunun Sebep Olduğu Zararın Giderilmesi Gerektiği )
DEVLETİN SORUMLULUĞU ( Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Sorumluluk/Haksız Fiil Sorumluluğu – Satış Yetkisi İçermeyen Vekaletme ile Taşınmazı Devreden Tapu Memurunun Sebep Olduğu Zararın Giderilmesi Gerektiği/Adli Yargı )
ADLİ YARGI ( Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Zararlar Haksız Fiile İlişkin Olduğundan Uyuşmazlığın Adli Yargı Yolunun Kapsamı İçerisinde Olduğu – Mahkemece İşin Esasına Girilerek Karar Verilmesi Gerektiği )
4721/m. 1007
ÖZET: Dava, tapu sicilinin tutulmasından dolayı uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan ötürü Devletin doğrudan sorumluluğu bulunmaktadır ve sicil tutma işleminden ya da bu işlemin yerine getirilmemiş olmasından kaynaklanan uyuşmazlıklarda B.K.’nın haksız fiile ilişkin kuralları uygulanır. Tapu memurlarının satış yetkisi içermeyen vekaletname ile davacıya ait taşınmazların dava dışı üçüncü şahıslara satışına sebep olduklarından doğan zararın giderilmesi gerekirken yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği sebebiyle dava dilekçesinin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun değildir.
DAVA: Davacı tarafından, davalı Gömeç Mal Müdürlüğü aleyhine 24.9.2009 gününde verilen dilekçeyle MK.’nun 1007. maddesine dayalı tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın yargı yolu sebebiyle reddine dair verilen 9.3.2010 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR: Dava, tapu sicilinin tutulmasından dolayı uğranılan zararın, Devletin sorumluluğuna ilişkin Medeni Yasa’nın 1007. maddesi gereğince, ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, hatalı tespitin kadastro çalışmaları sırasında oluştuğu, tespit çalışmalarını izleyip askı ilanına itiraz etmeyerek hatalı tespit oluşmasına yol açan Hazine’nin savsama biçiminde gerçekleşen idari eyleminden dolayı zararın doğduğu, idari eylemden doğan zararın çözüm yerinin idari yargı yeri olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliği sebebiyle dava dilekçesi reddedilmiş; karar, taraflarca temyiz olunmuştur.
Davacı, dava dışı üçüncü kişiden 13.9.2004 yılında satın aldığı taşınmaza ait tapu kaydının davalı Hazine tarafından açılan dava sonucunda orman niteliğinde olduğu gerekçesiyle iptal edildiğini; ancak, kendisine taşınmaz bedeli ödenmediğini belirterek uğradığı zararın ödetilmesini istemiştir.
Tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından Medeni Yasa’nın 1007. maddesiyle tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan ötürü Devletin doğrudan sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiştir. Bu sorumluluk asıl ve nesnel sorumluluk olduğundan, zarara uğrayan doğrudan Devletten zararın ödetilmesini isteyebilir. Sicil tutma işleminden ya da bu işlemin yerine getirilmemiş olmasından kaynaklanan uyuşmazlıklarda Borçlar Yasası’nın haksız eylemden doğan sorumluluğa ilişkin kurallarında Davacı, tapu memurlarının, satış yetkisi içermeyen vekaletname ile miras yoluyla adına intikal eden taşınmazların dava dışı üçüncü kişilere satışına sebep olduklarını belirterek Türk Medeni Yasası’nın 1007. maddesiyle tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararın ödetilmesini istediğine göre yerel mahkemece, uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapılarak varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği sebebiyle dava dilekçesinin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarda açıklanan sebeple taraflar yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve temyiz eden davacıdan peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 28.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/6710
K. 2010/10861
T. 16.7.2010
İDAREYE AİT ÇAY BAHÇESİNE İLİŞKİN KİRA SÖZLEŞMESİ ( Taraflar Arasındaki İlişkinin Özel Hukuk Hükümlerine Tabi Özel Hukuku İlgilendiren İşlem Olduğu – Sözleşmeden Kaynaklanan Çekişmenin Giderilmesinde İdare Hukukunu İlgilendiren BirHusu Bulunmadığı İhtilafın Adli Yargının Görevinde Olduğu )
ADLİ YARGI İDARİ YARGI ( İdareye Ait Çay Bahçesinin Kira Sözleşmesinden Kaynaklanan İlişkinin Özel Hukuk Hükümlerine Tabi Olduğu Uyuşmazlığın Adli Yargıda Görülmesi Gereği – Kira Sözleşmesinin İdari İşlem ve Tasarruf Olmadığı Uyuşmazlığı İdari Yargının Görevinde Olmadığı )
2577/m. 2
ÖZET: Davacı ile davalı idarenin yaptığı ihale sonucu çay bahçesi işletmeciliği konusunda kira sözleşmesi düzenlenmiştir.Her iki taraf arasındaki ilişki özel hukuk hükümlerine tabi ve özel hukuku ilgilendiren işlemlerdir. Öyle olunca ihtilafın adli yargı makamlarında görülmesi gerekmektedir.
DAVA: Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR: Davacı, davalının çay bahçesi işletmeciliği için açmış olduğu ihaleyi kazandığını, 23.3.2009 tarihinde 3 yıl süreli kira sözleşmesi düzenlendiğini, davalı idarenin ihaleye ilişkin encümen kararını ve kira sözleşmesini kanuna aykırı şekilde iptal ettiğini, taşınmazdan tahliyesinin istendiğini ileri sürerek sözleşmenin haksız bir şekilde feshedildiğinin tesbiti ile muarazanın giderilmesini, müdahalenin menine karar verilmesini istemiştir.
Davalıya, dava dilekçesi tebliğ edilmemiştir.
Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevli olduğundan davacı dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ile davalı idarenin yaptığı ihale sonucu çay bahçesi işletmeciliği konusunda kira sözleşmesi düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme Özel Hukuk hükümlerine tabidir. Çekişmenin giderilmesinde idari hukuku ilgilendiren idari işlem ve tasarrufta söz konusu değildir. Her iki taraf arasındaki ilişki özel hukuk hükümlerine tabi ve özel hukuku ilgilendiren işlemlerdir. Öyle olunca ihtilafın adli yargı makamlarında görülmesi gerekmektedir. Bu hususun gözardı edilerek idari yargının görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz edilen hükümün BOZULMASINA, peşin alınan 17.15 TL temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 16.7.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2006/7390
K. 2007/9712
T. 25.6.2007
İŞ YERİ SİGORTA POLİÇESİ ( Rücuan Tazminat – Tacir Olan İSKİ İle Davacı Arasında Haksız Fiilden Kaynaklanan Davaya Adli Yargıda Bakılacağı )
RÜCUAN TAZMİNAT ( İş Yeri Sigorta Poliçesi – Tacir Olan İSKİ İle Davacı Arasında Haksız Fiilden Kaynaklanan Davaya Adli Yargıda Bakılacağı )
İSKİ ( Özel Hukuk Hükümlerine Göre İdare Edilen Bir Kamu Kuruluşu Olduğundan Tacir Olduğu – İSKİ İle Davacı Arasında Haksız Fiilden Kaynaklanan Davaya Adli Yargıda Bakılacağı )
HUKUKSAL STATÜ ( Özel Hukuk Hükümlerine Göre İdare Edilen Bir Kamu Kuruluşu Olduğundan Tacir Olduğu – İSKİ İle Davacı Arasında Haksız Fiilden Kaynaklanan Davaya Adli Yargıda Bakılacağı )
ADLİ YARGI / GÖREV ( İSKİ İle Davacı Arasında Haksız Fiilden Kaynaklanan Davaya Adli Yargıda Bakılacağı )
HAKSIZ FİİLDEN DOĞAN DAVA ( İş Yeri Sigorta Poliçesinden Kaynaklanan Rücuan Tazminat – İSKİ İle Davacı Arasındaki Davaya Adli Yargıda Bakılacağı )
818/m.41
6762/m.3,12/11,18/1
2560/m.1,2
ÖZET: Dava, iş yeri sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir. İSKİ özel hukuk hükümlerine göre idare edilen bir kamu kuruluşu olduğundan tacir olan İSKİ ile davacı arasında haksız fiilden kaynaklanan davaya adli yargıda bakılmalıdır.
DAVA: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 4. Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.04.2006 tarih ve 2006/22 83 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin sûresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR: Davacı vekili, davalının hava durumuna ilişkin uyanlara rağmen mazgalları ve yağmur suyu tahliye ızgaraların bakımını gereği gibi yapmaması sonucu meydana gelen su baskını sonrasında müvekkili nezdindeki sigortalı işyerinin zarara uğradığını, sigorta tazminatının ödendiğini, rücu koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, 10.985 YTL’nın faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davada idari yargının görevli olduğunu, müvekkilinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, somut olayda hizmet kusura bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği, davada idare mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle,dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine, görevli mahkemenin idari yargı olduğuna karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, iş yeri sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir.
TTK’nın 18. maddesinde kendi kuruluş kanundan gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulu teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiş, aynı Yasanın 12/11. maddesinde su, gaz, elektrik dağıtım, telefon, radyo ile haberleşme ve yayın yapma gibi işlerle uğraşan müesseselerin ticarethane sayılacakları hükme bağlanmıştır.
Davalı İSKİ’nin kuruluşu hakkındaki 2560 Sayılı Kanun’da bu kurumun genel kurul, yönetim kurulu ve genel müdürlük ile yönetileceği denetçileri vasıtasıyla denetim yapılacağı, yıllık faaliyet ve yatırımlarının bilançolarda belirlenip, genel kurulun onayına sunulacağı ve bütçesinin kamu iktisadi teşebbüslerinde uygulanan bütçe formülüne göre düzenleneceği açıklandığına göre bu kuruluşun özel hukuk hükümlerine göre idare edilen bir kamu kuruluşu olduğunun kabulü gerekir.
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 2560 Sayılı Kanuna tabi olan İSKİ’nin gördüğü hizmet kamu hizmeti ise de faaliyetini özel hukuk kuralları altında yapması itibariyle TTK’nın 18/1. maddesi anlamında tacir sayılacağını ve tacir olan davalı ile davacı arasındaki haksız fiilden kaynaklanan ( TTK’nın 3. maddesi ) davaya bakma görevinin adli yargının görevine girdiğini YHGK’nın 21.09.1983 gün ve Esas 1980/11-2721 Karar, 1983/323 sayılı kararında benimsenmiştir.
Her ne kadar 12.2.1959 gün 1958-17 E. 1959-15 K. sayılı idari eylemlerle ilgili bir içtihadı birleştirme kararı varsa da 23.11.1981 tarihinde yürürlüğe giren 2560 Sayılı Yasanın hükümleri karşısında bu İçtihadı Birleştirme Kararının İSKİ bakımından uygulama alanının kalmadığı sonucuna varılmalıdır. Bu hususlar, YHGK’nın 29.11.1995 gün 1995/11647,1043 K. sayılı içtihadında aynen benimsenmiştir.
O halde, tacir olan İSKİ ile davacının sigortalısı arasında haksız fiilden kaynaklanan davaya bakma görevinin adli yargıya ait olduğu dikkate alınarak, işin esasına girilmesi, taraf kanıtlarının toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.06.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

