Ayrı Yaşama Güncel Yargıtay Kararları
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/20806
K. 2012/3062
T. 13.2.2012
• AYRI YAŞAMADA HAKLILIK NEDENİYLE TEDBİR NAFAKASI TALEBİ ( Tanıkların Davacıyı Davalının Birlikte Yaşadığı Oğlu ve Gelinin İstemediğine İlişkin Beyanlarda Bulunduğu – İfadeler Esas Alınarak Davacının Ayrı Yaşamada Haklı Olduğunun Kabul Edileceği )
• TEDBİR NAFAKASI TALEBİ ( Ayrı Yaşamada Haklılık Nedeniyle – Tanıkların Davacıyı Davalının Birlikte Yaşadığı Oğlu ve Gelinin İstemediğine İlişkin Beyanlarda Bulunduğu/İfadeler Esas Alınarak Davacının Ayrı Yaşamada Haklı Olduğunun Kabul Edileceği )
• TANIK BEYANI ( Ayrı Yaşamada Haklılık Nedeniyle Tedbir Nafakası Talebi – Tanıkların Davacıyı Davalının Birlikte Yaşadığı Oğlu ve Gelinin İstemediğine İlişkin Beyanlarda Bulunduğu/İfadelerin Gözetileceği )
• HAKLI NEDENLE BİRLİKTE YAŞAMAYA ARA VERİLMESİ ( Hakimin Eşlerden Birinin İstemi Üzerine Birinin Diğerine Yapacağı Parasal Katkıya Konut ve Ev Eşyasından Yararlanmaya ve Eşlerin Mallarının Yönetimine İlişkin Önlemleri Alması Gereği )
4721/m.195, 197
ÖZET : Davada, davalı kocanın evlilik birliği gereklerini yerine getirmediği eşine hakaret ve şiddet uyguladığı ileri sürülerek ayrı yaşamada haklılık nedeniyle tedbir nafakası istenilmiştir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Yargılama sırasında tanık olarak ifadelerine başvurulan davacının yakınlarının davalının davacıyı anne evine getirip bıraktığı, tekrar götürmek istemediği, davalı ile birlikte yaşayan oğlu ve gelininin davacıyı istemediklerini ifade etmişlerdir. Tanık ifadeleri esas alınarak ve davacının ayrı yaşamada haklı olduğu kabul edilerek yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda; mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davada, davalı kocanın evlilik birliği gereklerini yerine getirmediği eşine hakaret ve şiddet uyguladığı ileri sürülerek ayrı yaşamada haklılık nedeniyle tedbir nafakası istenilmiş; mahkemece, ayrı yaşamada haklılık ispat edilemediği ve taraflar arasındaki boşanma davasında tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
4721 sayılı TMK’nun 195. maddesi uyarınca; evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.
Aynı yasanın 197. maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
Yargılama sırasında tanık olarak ifadelerine başvurulan davacının yakınlarının davalının davacıyı anne evine getirip bıraktığı, tekrar götürmek istemediği, davalı ile birlikte yaşayan oğlu ve gelininin davacıyı istemediklerini ifade etmişlerdir.
Öyle ise mahkemece, bu tanık ifadeleri esas alınarak ve davacının ayrı yaşamada haklı olduğu kabul edilerek yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de, her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir. Somut olayda, tedbir nafakasına ilişkin dava tarihi ile boşanma dava tarihi saptanmak suretiyle bu tarihler arası dönem için nafakaya hükmedilmesi gerekirken istemin tümüyle reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 13.02.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/1523
K. 2004/1873
T. 9.3.2004
• TEDBİR NAFAKASI ( Ailesi İle Görüşmesine İzin Verilmeyen Kadın – Ayrı Yaşama Hakkı Olduğu Gibi Hakkaniyete Uygun Nafakaya Hükmedilmesi Gereği )
• AYRI YAŞAMA HAKKI ( Ailesi İle Görüşmesine İzin Verilmeyen Kadın – Hakkaniyete Uygun Tedbir Nafakasına da Hükmedilmesi Gereği )
• AİLESİ İLE GÖRÜŞMESİNE İZİN VERİLMEYEN KADIN ( Ayrı Yaşama Hakkı Olduğu Gibi Hakkaniyete Uygun Tedbir Nafakasına da Hükmedilmesi Gereği )
4721/m. 4,195,197
ÖZET : Ailesi ile görüşmemesi hususunda baskı yapılan ve izin verilmeyen kadının ayrı yaşama hakkı olduğu gibi lehine hakkaniyete uygun tedbir nafakasına hükmedilmesi de gerekir.
DAVA : Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı ayrı yaşamada haklı olduğunu ileri sürerek kendisi ve müşterek çocuk için tedbir nafakası talep etmiş, mahkemece müşterek çocuk için nafakaya hükmedilmekle birlikte ayrı yaşama hakkı olmadığı gerekçesiyle eş için olan talebin reddi cihetine gidilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 195. maddesi uyarınca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır.
Aynı Yasa’nın 197. maddesine göre de; eşlerden biri ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzura ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama haklarına sahiptir.
Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.
Dinlenen davacı tanıklarından davacının kardeşi olan A.T. taraflar evlendikten sonra davalının izin vermemesi nedeniyle davacının ailesinin evine gidemediğini kendilerinin yılda bir kez 1-2 saatliğine tarafların müşterek evlerine giderek davacıyı görebildiklerini, davacının baba evine gelmesinden sonra da davalının telefon ile tehdit ettiğini söylemiş, tanık H.İ.’de benzer şekilde beyanda bulunmuştur.
Bu tanıkların beyanlarına göre, davalının davacıya ailesi ile görüşmemesi hususunda baskı yaptığı ve ailesi ile görüştürmediğinin kabulü gerekir. Bu durumda davacının ayrı yaşamada hakkı vardır.
O halde mahkemece TMK.’nun 4. maddesi gereğince davacı eş için de hakkaniyete uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekirken, davalıdan duyduklarını aktaran davalı tanıkların beyanlarına ile hangi şartlarda ve ortamda yazıldığı belli olmayan davacının el mahsulü olan bir kısım yazılara dayanılarak davanın reddedilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 9.3.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2011/19591
K. 2011/16650
T. 27.10.2011
• NAFAKA DAVASI ( Davacıdan Duyuma Dayanan Soyut Beyanlar Olduğu Gibi Dinlenen Tarafsız Davalı Tanıklarının Beyanları Nazara Alındığında Taraflar Arasında Ayrı Yaşamayı Haklı Kılacak Nitelikte Geçimsizlik de Olmadığı – Ayrı Yaşamakta Haklılık İspat Edilemediğinden Davanın Reddi Gerektiği )
• AYRI YAŞAMAKTA HAKLILIK ( Dinlenen Tarafsız Davalı Tanıklarının Beyanları Nazara Alındığında Taraflar Arasında Ayrı Yaşamayı Haklı Kılacak Nitelikte Geçimsizlik de Olmadığı – Ayrı Yaşamakta Haklılık İspat Edilemediğinden Nafaka Davasının Reddi Gerektiği )
• ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK ( Davacıdan Duyuma Dayanan Soyut Beyanlar Olduğu Gibi Dinlenen Tarafsız Davalı Tanıklarının Beyanları Nazara Alındığında Taraflar Arasında Ayrı Yaşamayı Haklı Kılacak Nitelikte Geçimsizlik de Olmadığı – Ayrı Yaşamakta Haklılık İspat Edilemediğinden Nafaka Davasının Reddi Gerektiği )
4721/m.197
ÖZET : Taraflar 2 yıllık evli olup, müşterek konutu terk eden davacı kadın, şiddetli geçimsizlik nedeniyle evi terk etmek zorunda kaldığını belirterek, tanık dinletmiş ise de, tanıklar davalı erkekten kaynaklanan geçimsizliğe ilişkin görgüye dayalı bilgi verememiştir. Mahkeme kararına gerekçe yapılan “davalıdan kaynaklanan cinsel problemler yaşanması, kayınvalidesinin davacıya karışması, laf sokması, kayınvalidesi yanında olmadan davacının tek başına bir yere gidememesi, kendi ailesine dahi kayınvalidesi ile gidebilmesi, eşiyle birlikte çok az gidebilmesi, bayramlarda bile ancak 3.ve 4.günü gidebilmesi gibi nedenler” davacıdan duyuma dayanan soyut beyanlar olduğu gibi, dinlenen tarafsız davalı tanıklarının beyanları nazara alındığında taraflar arasında ayrı yaşamayı haklı kılacak nitelikte geçimsizlikte yoktur. Bu nedenle ayrı yaşamakta haklılık ispat edilemediğinden davanın reddi gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak davalı temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede; mahkemece de kabul edildiği üzere dava; TMK.nın 197.maddesine göre ayrı yaşama nedeniyle tedbir nafakası istemine ilişkindir.
TMK.nın 197.maddesinde de eşlerden birinin ortak hayat sebebi ile kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahip olduğu, birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakimin eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alacağı belirtilmektedir.
Somut olayda, taraflar 2 yıllık evli olup, müşterek konutu terk eden davacı kadın, şiddetli geçimsizlik nedeniyle evi terk etmek zorunda kaldığını belirterek, tanık dinletmiş ise de, tanıklar davalı erkekten kaynaklanan geçimsizliğe ilişkin görgüye dayalı bilgi verememiştir. Mahkeme kararına gerekçe yapılan “davalıdan kaynaklanan cinsel problemler yaşanması, kayınvalidesinin davacıya karışması, laf sokması, kayınvalidesi yanında olmadan davacının tek başına bir yere gidememesi, kendi ailesine dahi kayınvalidesi ile gidebilmesi, eşiyle birlikte çok az gidebilmesi, bayramlarda bile ancak 3.ve 4.günü gidebilmesi gibi nedenler” davacıdan duyuma dayanan soyut beyanlar olduğu gibi, dinlenen tarafsız davalı tanıklarının beyanları nazara alındığında taraflar arasında ayrı yaşamayı haklı kılacak nitelikte geçimsizlikte yoktur.
Bu nedenle ayrı yaşamakta haklılık ispat edilemediğinden davanın reddi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile kısmen kabulü doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2007/3-917
K. 2007/947
T. 5.12.2007
• TEDBİR NAFAKASI ( Ayrı Yaşamakta Haklı Olan Eş Tedbir Nafakası İsteyebileceği – Davacının Gelirinin Bulunması Diğer Eşin Sorumluluğunu Ortadan Kaldırmadığı )
• AYRI YAŞAMA ( Haklı Olan Eş Tedbir Nafakası İsteyebileceği – Davacının Gelirinin Bulunması Diğer Eşin Sorumluluğunu Ortadan Kaldırmadığı )
• GELİRİ BULUNAN KADIN ( Ayrı Yaşamakta Haklı Olan Eş Tedbir Nafakası İsteyebileceği – Davacının Gelirinin Bulunması Diğer Eşin Sorumluluğunu Ortadan Kaldırmadığı )
4721/m. 186, 197
ÖZET : Davacı kadın, ayrı yaşamada haklılık iddiası ile kendisi ve müşterek çocukları için tedbir nafakası talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamından davacının ayrı yaşamada haklı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrı yaşamada haklı olan eş, diğer eşten tedbir nafakası isteyebilir. Koca, birliğin giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Davacı kadının gelirinin bulunması, davalı kocayı giderlere katılma yükümlülüğünden kurtarmaz. Açıklanan nedenlerle hakkaniyete uygun tedbir nafakasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
DAVA : Taraflar arasındaki “tedbir nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 13. Aile Mahkemesi’nce davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen 27.06.2007 gün ve 20061170-484 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 04.12.2006 gün ve 14804-16754 sayılı ilamı ile;
( … Davada, ayrı yaşamda haklılık iddiasına dayalı olarak davacı ( kadın ) için aylık 400.- YTL, davacı yanında bulunan müşterek küçük çocuk Barış için aylık 400 YTL toplam aylık 800.- YTL tedbir nafakası talep ve dava edilmiş, mahkemece, müşterek çocuk yönünden davanın kısmen kabulüyle, müşterek çocuk için aylık 150.- YTL tedbir nafakasına hükmolunmuş, davacı kadın yönünden ise, düzenli aylık gelirinin bulunması sebebiyle kadın için talep edilen tedbir nafakasının reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ancak, TMK 197. maddesi gereği, ayrı yaşamda haklı olan eş, diğer eşten tedbir nafakası isteyebilir.
Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği davalı ( koca ), birliğin giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır ( TMK md. 186/3 ). Davacının ( kadının ) gelirinin bulunması, davalının ( kocanın ) ortak giderlere ( elektrik, su, telefon, kira, yakıt parası vs ) katılma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz; bu durum sadece nafaka miktarının takdirinde etkili olabilir. Davacının ( kadının ) gelirinin bulunması, ona tedbir nafakası bağlanmasını engelleyici bir hal değildir.
Hakim, eşlerin birlikte yaşarken sürdürdükleri hayat seviyesini ayrı yaşamaları halinde de korumaları gerektiğini gözetmelidir.
Somut olayda ise; “davacının ( kadının ) dört kardeşi ve annesiyle birlikte hissedar olduğu annesi ve bekar kız kardeşinin oturduğu, babasından kalan evin sattırılıp, hissesinin kendisine ( davalıya ) verilmesi hususunda” davalı ( koca ) tarafından davacıya ( kadına ) devamlı baskı yapıldığı, bu baskılar sonucu evlilik birliğinin zedelendiği, müşterek evde huzursuzluk başladığı, baskılara dayanamayan davacının annesinin evine sığındığı, bu sebeple tarafların ayrı yaşadıkları, davacı kadın ayrı yaşamakta haklı olduğu, yukarıda açıklanan ilke ve esaslarda gözetilerek ayrı yaşamda haklı olan eş ( davacı ) içinde hakkaniyet uygun bir miktar tedbir nafakasına hükmolunması gerekirken, yazılı şekilde davacı için istenen tedbir nafakasının reddi ve ayrıca da çocuk için hükmolunan nafakanın başlangıç ( geçerlilik ) tarihinin kararda gösterilmemiş olması da doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.09.2007 gün ve 2007/3-641-623; 16.05.2007 gün ve 2007/2275; 28.02.2007 gün ve 2007/3-84-95; 29.03.2006 gün ve 2006/2-69-117 sayılı kararlarında da bu hususların aynen benimsenmiş bulunmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 05.12.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/9121
K. 2011/10399
T. 13.6.2011
• BOŞANMA ( Fiili ayrılık sebebiyle – Eylemli Olarak Ayrı Yaşamanın Tek Başına Boşanma Kararı Vermeye Yeterli Olmadığı/Kanıtlanamayan Boşanma Davasının Reddine Karar Vermek Gerektiği/Tedbir Nafakasının Başlangıç Tarihinin Açıkça Gösterilmesi Gerektiği )
• FİİLİ AYRILIK NEDENİYLE BOŞANMA ( Eylemli Olarak Ayrı Yaşamanın Tek Başına Boşanma Kararı Vermeye Yeterli Olmadığı )
• TEDBİR NAFAKASI ( Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanma – Hakimin Resen Karar Vermesi Gerektiği/Başlangıç Tarihinin Gösterilmiş Olması Gerektiği )
• AYRI YAŞAMA ( Boşanma Davası – Eylemli Olarak Ayrı Yaşamanın Tek Başına Boşanma Kararı Vermeye Yeterli Olmadığı/Kanıtlanamayan Boşanma Davasının Reddine Karar Vermek Gerektiği )
4721/m.166,169,185/2-3,186/3
ÖZET : Dava, boşanma istemine ilişkindir. Eylemli olarak ayrı yaşama tek başına boşanma kararı vermeye yeterli değildir. Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına , geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden ( resen ) almak zorundadır. O halde; tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek: dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. Davalı anne yanında kalan müşterek çocuk için dava tarihinden geçerli olarak tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, tedbir nafakasının başlangıç tarihinin açıkça gösterilmemiş olması da doğru olmamıştır.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1 – Davacı koca evlilik birliğinin temelinden sarsılması ( TMK. md. 166/1-2 ) hukuki nedenine dayalı olarak açtığı davada tanık bildirmemiş;, geçimsizliği ve davalı kadının kusurlu olduğunu kanıtlamayı sağlayan başkaca delil de sunmamıştır. Eylemli olarak ayrı yaşama Türk Medeni Kanununun 166/son maddesindeki diğer koşullarla birlikte gerçekleşmiş olmadıkça; Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine dayalı boşanma davası için tek başına boşanma kararı vermeye yeterli değildir. Davacı kocanın kanıtlanamayan boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
2 – Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına ( TMK. md. 186/1 ) geçimine, ( TMK md. 185/3 ) malların yönetimine ( TMK. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215 ) ve çocukların bakım ve korunmasına ( TMK. md. 185/2 ) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden ( resen ) almak zorundadır ( TMK. 169 ). O halde; Türk Medeni Kanununun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek: dava tarihinden geçerli olmak üzere davalı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3 – Davalı anne yanında kalan müşterek çocuk için dava tarihinden geçerli olarak tedbir nafakasına ( TMK. md. 169 ) hükmedilmesi gerekirken, tedbir nafakasının başlangıç tarihinin açıkça gösterilmemiş olması da doğru olmamıştır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükümün yukarıda I, 2 ve 3. bentlerde gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2007/17778
K. 2007/17243
T. 15.11.2007
• NAFAKA DAVASI ( Davacının Eşinin İlk Evliliğinden Olan 26 Yaşındaki Reşit ve İş Sahibi Çocuğu İle Birlikte Sürekli Olarak Yaşamaya Zorlanmasının Davacıya Ayrı Yaşama Hakkı Vereceği )
• REŞİT ÇOCUĞUNUN SÜREKLİ EVE GELMESİ ( Davacının Eşinin İlk Evliliğinden Olan 26 Yaşındaki Çocuğun/Davacıya Ayrı Yaşama Hakkı Vereceği – Tedbir Nafakası İstemi )
• TEDBİR NAFAKASI İSTEMİ ( Davacının Eşinin İlk Evliliğinden Olan 26 Yaşındaki Reşit ve İş Sahibi Çocuğu İle Birlikte Sürekli Olarak Yaşamaya Zorlanmasının Davacıya Ayrı Yaşama Hakkı Vereceği )
• AYRI YAŞAMA HAKKI ( Tedbir Nafakası İstemi – Davacının Eşinin İlk Evliliğinden Olan 26 Yaşındaki Reşit ve İş Sahibi Çocuğu İle Birlikte Sürekli Olarak Yaşamaya Zorlanmasının Davacıya Ayrı Yaşama Hakkı Vereceği )
4721/m. 197/1-2
ÖZET : Davacının eşinin ilk evliliğinden olan 26 yaşındaki reşit ve iş sahibi çocuğu ile birlikte sürekli olarak yaşamaya zorlanmasının davacıya ayrı yaşama hakkını vereceği kabul edilmeli ve dava konusu olayda tarafların birlikte yaşamak için hazırladıkları eve davalının 26 yaşındaki çocuğunun sürekli birlikte yaşamak için gelip gelmediği araştırılarak sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Dava dilekçesinde, davalının bağımsız konut temin etmemesi nedeniyle davalının 20 ve 26 yaşlarındaki iki oğlu ile birlikte yaşamdan kaynaklanan kötü muamele ve ağır hakaretler nedeniyle davacının ayrı yaşamakta haklı olduğu iddia edilerek, eş için aylık 3.000,00.-TL. tedbir nafakası talep edilmiştir.
Davalı vekili, iddiaların doğru olmadığını, davacıya çocukların bırakılacağı yönünde söz verilmediğini, evlenme tarihinden 4 ay sonra davacının ayrı yaşamakta haklı gerekçesi bulunmadan evi terk ettiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının ayrı yaşamakta haklı olduğu kabul edilerek eş için aylık 1.500,00.-TL. tedbir nafakasının tahsili cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 197/1 maddesi “eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.”
Hükmünü; 197/2 maddesi de “Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıyı, konut ve ev eşyalarından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.” hükmünü getirmiştir.
Dosya içeriği ve tanık beyanlarına göre, tarafların 25.09.2005 tarihinde evlendikleri, davalının kendisine ait evi olup 20 ve 26 yaşındaki iki oğlunun bu evde kaldığı, eşlerin ayrı müstakil kiralık evde kaldıkları, ancak iki çocuğun son aylarda müşterek konuta geldikleri ve bu durumdan davacının rahatsızlık duyarak evi terk ettiği, tanıkların somut olarak hakaret veya kötü muameleden bahsetmedikleri anlaşılmıştır.
Davalının önceki eşinden olan 26 yaşındaki oğlunun müşterek konutta sürekli kalıp kalmadığı konusunda, tanık beyanları açık olmadığı gibi çelişki bulunmaktadır.
Davalının ilk evliliğinden olan 26 yaşındaki reşit ve iş sahibi çocuğu ile sürekli birlikte yaşamaya zorlanmasının davacıya ayrı yaşama hakkı vereceği o halde, davalının davacı ile birlikte yaşamak üzere hazırladığı eve, davalının 26 yaşındaki çocuğunun sürekli birlikte yaşamak üzere gelip gelmediği tanıklardan sorularak somutlaştırılmadan, davacının ayrı yaşamakta haklı olduğu iddiasının ve davanın kabulü doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.11.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/6747
K. 2012/10096
T. 16.4.2012
• TEDBİR NAFAKASININ TAHSİLİ ( Ayrı Yaşamada Haklı Olduğunu İleri Süren Davacı Tarafından Kendisi ve Müşterek Çocuk İçin – Davacı Kendi Yerleşim Yeri Mahkemesinde veya Davalının Yerleşim Yeri Mahkemesinde Dava Açabileceği )
• YETKİLİ MAHKEME ( Tedbir Nafakasının Tahsili – Davacı Kendi Yerleşim Yeri Mahkemesinde veya Davalının Yerleşim Yeri Mahkemesinde Dava Açabileceği )
• YERLEŞİM YERİ MAHKEMESİ ( Ayrı Yaşamada Haklı Olduğunu İleri Süren Davacı Tarafından Kendisi ve Müşterek Çocuk İçin Tedbir Nafakası Talep Edildiği – Davacının Kendi Yerleşim Yeri Mahkemesinde Dava Açabileceği )
• AYRI YAŞAYAN EŞİN AÇTIĞI DAVA ( Kendisi ve Müşterek Çocuk İçin Tedbir Nafakası Talep Edildiği – Davacı Kendi Yerleşim Yeri Mahkemesinde veya Davalının Yerleşim Yeri Mahkemesinde Dava Açabileceği )
4721/m.197/2,201/1
1086/m.9
ÖZET : Davada, ayrı yaşamada haklı olduğunu ileri süren davacı tarafından kendisi ve müşterek çocuk için tedbir nafakasının tahsil istenilmiştir. Geliri ve sosyal güvencesi olmayan davacı kadın Kütahya’da bulunan ailesinin yanında kalmaktadır. Bu durumda davacı TMK’nun 201/1. maddesi hükmüne göre kendi yerleşim yeri mahkemesinde veya HUMK’nun 9. maddesi hükmü gereğince davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açma konusunda seçimlik hakka sahiptir. Mahkemece, davacının kendi yerleşim yeri mahkemesinde açtığı tedbir nafakası davasında işin esası hakkında inceleme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davada, ayrı yaşamada haklı olduğunu ileri süren davacı tarafından kendisi için 400,00 TL ve müşterek çocuk için 200,00 TL tedbir nafakasının tahsil istenilmiştir.
Davalı, süresinde yetki itirazı ile birlikte davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı ikametgâhının yetkili olduğu ve davacının dahi ikâmetgahının İstanbul olduğundan dolayı davanın yetki yönünden reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK. 197/2. maddesine dayanan tedbir nafakası talebine ilişkindir. TMK’nun 201/1. maddesinde; “Evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir.” Aynı madde son fıkra; “Önlemlerin değiştirilmesi, tamamlanması veya kaldırılması konusunda yetkili mahkeme, önlem kararını veren mahkemedir. Ancak, her iki eşin de yerleşim yeri değişmişse, yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yeni yerleşim yeri mahkemesidir.”
Davada, davacı ayrı yaşamada haklılık iddiasına dayalı olarak tedbir nafakası istemektedir. Geliri ve sosyal güvencesi olmayan davacı kadın Kütahya’da bulunan ailesinin yanında kalmaktadır.
Bu durumda davacı TMK’nun 201/1. maddesi hükmüne göre kendi yerleşim yeri mahkemesinde veya HUMK’nun 9. maddesi hükmü gereğince davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açma konusunda seçimlik hakka sahiptir.
O halde mahkemece, davacının kendi yerleşim yeri mahkemesinde açtığı tedbir nafakası davasında işin esası hakkında inceleme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken mahkemece yetkisizlik kararı verilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2010/15992
K. 2011/17161
T. 27.10.2011
• EŞLERİN SORUMLULUĞU ( Eşler Varsa Ortak Çocuklarının Bakım Eğitim ve Gözetimine Beraberce Özen Göstermek ve Bu Görevlerin Gerektirdiği Giderleri Yine Birlikte Karşılamak Yükümlülüğü Altında Olduğu – Ortak Çocuk İçin Ayrı Yaşamada Haklı Olmanın Kanıtlanması Gerekmediği )
• TEDBİR NAFAKASI ( Hakimin Eşlerin Birlikte Yaşamaya Ara Vermesi Durumunda Çocuklar Yönünden Gerekli Önlemleri Alması Gerektiği – Davalı-Davacı Anne Yanında Bulunan Müşterek Çocuk Yönünden Bağımsız Tedbir Nafakası Davasının Kabulü Gerektiği )
• BİRLİKTE YAŞAMAYA ARA VERME ( Hakimin Çocuklar Yönünden Gerekli Önlemleri Alması Gerektiği – Anne Yanında Bulunan Müşterek Çocuk Yönünden Bağımsız Tedbir Nafakasına ve Anne Yararına Uygun Miktarda Tedbir Nafakasına Hükmedileceği )
• AYRI YAŞAMA ( Eşler Varsa Ortak Çocuklarının Bakım Eğitim ve Gözetimine Beraberce Özen Göstermek ve Bu Görevlerin Gerektirdiği Giderleri Yine Birlikte Karşılamak Yükümlülüğü Altında Olduğu – Ortak Çocuk İçin Ayrı Yaşamada Haklı Olmanın Kanıtlanması Gerekmediği )
4721/m.185/3,197/son,327/1
ÖZET : Eşler, varsa ortak çocuklarının bakım, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermek; bu görevlerin gerektirdiği giderleri yine birlikte karşılamak yükümlülüğü altındadır. Ortak çocuk için ayrı yaşamada haklı olmanın kanıtlanması gerekmez. Hakimin eşlerin birlikte yaşamaya ara vermesi durumunda çocuklar yönünden gerekli önlemleri alması gerekir. Açıklanan nedenlerle, davalı-davacı anne yanında bulunan müşterek çocuk Batuhan yönünden bağımsız tedbir nafakası davasının kabulü ile; ortak çocuk için davalı-davacı anne yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarda tarih numarası gösterilen hüküm davacı-davalı koca tarafından; kusur tespiti, tazminatlar, iştirak nafakası miktarına; davalı davacı kadın tarafından ise; kocanın kabul edilen boşanma davası ve ferileriyle kendi bağımsız tedbir nafakası davasında verilen hükme yönelik olarak her iki dava yönünden de temyiz edilmekle evrak okunup gereği düşünüldü:
KARAR : 1- ) Davalı-davacı kadının, kocanın açtığı boşanma davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan soruşturma, toplanan delillerden; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda, eşine tehdit ve hakarette bulunan, temyiz aşamasında dosyaya sunulan nüfus kayıt örneğinden de anlaşılacağı üzere başka bir kadınla ilişki kuran ve bu kadından olan 22.6.2010 doğumlu A. D. isimli çocuğu tanıdığı anlaşılan davacı-davalı koca tamamen kusurludur. Davalı-davacı kadının kusuru ispatlanamamış, Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşulları da davada gerçekleşmemiştir.
Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı iradeyle sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalı dır. ( T.M.K. madde 166/2 )
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan sebeple isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
2- ) Davalı-davacı kadının açtığı tedbir nafakası davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
a- )Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre; davalı-davacı kadının açtığı Türk Medeni Kanununun 197 nci maddeye dayalı davasından kendisi için hükmedilen tedbir nafakasına yönelik temyiz itirazı yersizdir.
b- )Davalı-davacı kadının yanında bulunan velayete tabi ortak çocuk yararına tedbir nafakası talebiyle ilgili temyizine gelince;
Eşler, varsa ortak çocuklarının bakım, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermek; bu görevlerin gerektirdiği giderleri yine birlikte karşılamak yükümlülüğü altındadır ( T.M.K. madde 185/3-327/1 ). Ortak çocuk için ayrı yaşamada haklı olmanın kanıtlanması gerekmez. Hakimin eşlerin birlikte yaşamaya ara vermesi durumunda çocuklar yönünden gerekli önlemleri alması gerekir ( T.M.K. madde 197/son ). Açıklanan nedenlerle, davalı-davacı anne yanında bulunan müşterek çocuk Batuhan yönünden bağımsız tedbir nafakası davasının kabulü ile; ortak çocuk için davalı-davacı anne yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken; yazılı şekilde istemin reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 1. ve 2/b, bentlerinde gösterilen sebeplerle davacı-davalı kocanın boşanma davası ve davalı-davacı kadının müşterek çocuk için talep ettiği tedbir nafakası davası yönünden davalı-davacı kadın yararına BOZULMASINA, davalı-davacı kadının kendisi için talep ettiği tedbir nafakası yönünden yukarda 2/a bendinde gösterilen sebeplerle ONANMASINA, davacı-davalı kocanın temyiz itirazlarının ve davalı-davacı kadının, kocanın boşanma davasının ferilerine dair temyiz itirazlarının ise bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle, 27.10.2011 gününde karar verildi.
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
E. 2006/15725
K. 2007/4078
T. 15.3.2007
• NAFAKA TALEBİ ( Davacının “… Babamın Evine Gelirsen Gel Gelmezsen Seni Kabul Etmiyorum Evimiz Burası” dediği – Kadın Ayrı Yaşamakta ve Nafaka Talebinde Haklı Olduğu )
• MÜŞTEREK KONUTUN DEĞİŞTİRİLMESİ ( Davacının “… Babamın Evine Gelirsen Gel Gelmezsen Seni Kabul Etmiyorum Evimiz Burası” dediği – Kadın Ayrı Yaşamakta ve Nafaka Talebinde Haklı Olduğu )
• KARŞILIKLI DAVANIN HARCA TABİ OLUŞU ( Maktu Harçların Tamamı Nisbi Harçlarında Dörtte Biri İlgili Bulundukları İşlemin Yapılmasından Önce Davayı Açan veya Harca Mevzu Olan İşlemin Yapılmasını İsteyen Kişilerce Peşin Olarak Ödeneceği )
• AYRI YAŞAMA HAKKI ( Davacının “… Babamın Evine Gelirsen Gel Gelmezsen Seni Kabul Etmiyorum Evimiz Burası” dediği – Kadın Ayrı Yaşamakta ve Nafaka Talebinde Haklı Olduğu )
492/m.16, 127
4721/m.197
ÖZET : Karşılık davalar, müstakil davalar gibi harca tabidir. Maktu harçların tamamı, nisbi harçlarında dörtte biri, ilgili bulundukları işlemin yapılmasından önce davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerce peşin olarak ödenir.
Davacı kocanın eşini “sen ailenin yanına git, iş dönüşü seni alırım” diyerek evden uzaklaştırdığı, ardından müşterek evdeki eşyaları toplayıp babasının evine taşıdığı ve davalıya telefon açıp “… babamın evine gelirsen gel, gelmezsen, seni kabul etmiyorum, evimiz burası” dediği anlaşılmaktadır. Bu durumda kadın ayrı yaşamakta ve nafaka talebinde haklıdır. Türk Medeni Kanununun 197. maddesi koşulları gerçekleşmiştir. Birleşen nafaka davasının kabulü ile kadın lehine uygun miktarda tedbir nafakası takdiri gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin haricinde kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Karşılık davalar, müstakil davalar gibi harca tabidir. ( Harçlar Kanunu md. 6/1 ) Maktu harçların tamamı, nisbi harçlarında dörtte biri, ilgili bulundukları işlemin yapılmasından önce davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerce peşin olarak ödenir. ( Harçlar Kanunu md. 27, 28 ) Harçların tamamı, peşin olarak ödenmeden harcı mevzu olan işlem yapılmaz.
( Harçlar Kanunu md. 127 ) Davalı vekili tarafından, süresinden sonra 12.11.2004 tarihinde verilen cevap layihasında açılmış bir karşı dava yoktur.
Davalı vekili bu dilekçesinde kocanın kusurlu olduğunu belirterek, boşanmayı kabul ettiklerini bildirmiş, boşanma halinde nafaka, maddi ve manevi tazminatla birlikte ziynetlerinin ve eşyalarının iadesini de istemiştir. Herhangi bir harçta yatırmamıştır. Davalı vekilinin sonradan 6.4.2005 tarihinde kendiliğinden ziynetler ve eşyaların değerleri üzerinden dörtte bir nisbi harcı yatırmış olması, yukarıda sözü edilen hükümler karşısında cevap layihasını karşı dava haline getirmez. Bu bakımdan usulüne uygun açılmış bir karşı dava bulunmadığı gözetilmeden, kesin hüküm oluşturacak şekilde “karşı davanın reddine” biçiminde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3- Toplanan delillerden, davacı kocanın eşini “sen ailenin yanına git, iş dönüşü seni alırım” diyerek evden uzaklaştırdığı, ardından müşterek evdeki eşyaları toplayıp babasının evine taşıdığı ve davalıya telefon açıp “… babamın evine gelirsen gel, gelmezsen, seni kabul etmiyorum, evimiz burası” dediği anlaşılmaktadır. Bu durumda kadın ayrı yaşamakta ve nafaka talebinde haklıdır. Türk Medeni
kanununun 197. maddesi koşulları gerçekleşmiştir. Birleşen nafaka davasının kabulü ile kadın lehine uygun miktarda tedbir nafakası takdiri gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2012/17614
K. 2012/22275
T. 31.10.2012
• BOŞANMA VE AYRILIK DAVALARINDA YETKİLİ MAHKEME ( Evlilik Birliğinin Korunmasına Yönelik Önlemler Konusunda Eşlerden Herhangi Birinin Yerleşim Yeri Mahkemesinin Yetkili Olduğu – Ayrı Yaşama Hakkı İddiasıyla Açılan Tedbir Nafakasında Sığınılan Baba Evi İkamet Mahkemesinde de Dava Açılabileceği )
• AYRI YAŞAMADA HAKLILIK İDDİASINA DAYALI TEDBİR NAFAKASI DAVASI ( Sığınılan Baba Evindeki İkamet Adresinin Bağlı Bulunduğu Yer Mahkemesinde de Dava Açılabileceği – Evlilik Birliğinin Korunması Konusunda Eşlenden Herhangi Birinin Yerleşim Yeri Mahkemesinin Yetkili Olduğu )
• YETKİLİ MAHKEME ( Evlilik Birliğinin Korunmasına Yönelik Önlemler Hakkında Eşlerden Her Birinin Yerleşim Yeri Mahkemesi – Sığınılan Baba Evinin Bağlı Olduğu Ardesteki Yer Mahkemesi )
4721/m. 168
ÖZET : Davacı kadının ayrı yaşamda haklılık iddasına dayalı olarak açtığı tedbir nafakasında sığındığı baba evindeki ikamet adresinin bağlı bulunduğu yer mahkemesinde de dava açabilir.
DAVA : Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili dilekçesinde; tarafların 21.04.1998 tarihinde evlendiklerini, taraflar arasında yaşanan olaylar nedeniyle davacının dava dilekçesinde belirttiği aile yakınlarının yanında yaşamaya başladığını ve ayrı yaşamakta haklı olduğu iddiasına dayanılarak davacı eş için aylık 1.500 TL tedbir nafakasına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı, davacı ile kendisinin ikametgahının Şereflikoçhisar olduğunu bu nedenle Şereflikoçhisar mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuştur.
Mahkemece; davanın açıldığı tarih itibariyle davacı ve davalının yerleşim yerinin Şereflikoçhisar olduğu, bu nedenle yetkili mahkemenin Şereflikoçhisar Mahkemeleri yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
TMK’nun 19/1.maddesinde “yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir.” hükmü getirilmiştir.
TMK’nun 201/1 maddesinde de; ” evlilik birliğinin korunmasına yönelik önlemler konusunda yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir” hükmü yer almaktadır,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih 2007/2-331 E-2007/332 K.sayılı ilamında; TMK’nun 168.maddesindeki boşanma ve ayrılık davalarındaki yetki ile ilgili olarak; boşanma davası öncesinde tarafların ayrı yaşadığı dönemde davacı kadının sığındığı baba evindeki ikamet adresinin bağlı bulunduğu yer Aile Mahkemesinde de boşanma davası açabileceği kabul edilmiştir.
Yargıtay 3.Hukuk dairesinin 09.04.2007 tarih, 2007/5139 E-2007/5403 karar sayılı kararında da; davacı kadının ayrı yaşamda haklılık iddasına dayalı olarak açtığı tedbir nafakasında sığındığı baba evindeki ikamet adresinin bağlı bulunduğu yer mahkemesinde de dava açabileceği kabul edilmiştir. Somut olayda; davacı Karşıyaka’da bulunan baba evine sığınarak eldeki davayı açmış olup, davada Karşıyaka Mahkemeleri yetkilidir. Davanın esasına girilerek sonucu dairesinde hüküm verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 31.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




